Keşke...
Yasın en ağır kelimesi.
İnsanın geçmişle pazarlık yapmasını sağlayan bir kelime.
Keşke daha çok arasaydım.
Keşke daha fazla yanında olsaydım.
Keşke daha çok söyleseydim.
Keşke...
Ama geçmiş pazarlık kabul etmiyor.
Ne kadar “keşke” dersen de olan değişmiyor.
Bir süre insan kendisini suçlayarak sevgisini kanıtladığını sanıyor.
“Eğer yeterince üzülürsem, demek ki onu gerçekten sevmişim.”
Oysa acının miktarı sevginin ölçüsü değil.
Ben kendime bunu öğretmek zorunda kaldım.
Babamı sevdim.
Bunu biliyorum.
Belki her şeyi mükemmel yapmadım.
Zaten hiçbir insan yapamaz.
Ama sevgim kusursuz olmak zorunda değildi.
Gerçek olmak zorundaydı.
Ve gerçekti.
Bu yüzden artık keşke'lerimin hepsini susturmaya çalışmıyorum.
Onları dinliyorum.
Sonra bırakıyorum.
Çünkü geçmişte yaşamaya devam edersem bugünümü de kaybederim.
Babamı kaybettim.
Ama kendimi de kaybetmek istemiyorum.
Onun benden isteyeceği şeyin bu olmayacağını biliyorum.
Benim yaşamamı isterdi.
Çocuklarımla gülmemi.
Hayatımı sürdürmemi.
Ve belki en önemlisi, kendimi suçlayarak değil, onu severek hatırlamamı.
Ben artık onu “keşke”lerle değil, “iyi ki”lerle hatırlamak istiyorum.
İyi ki vardı.
İyi ki babamdı.
İyi ki hayatımın bir parçasıydı.
İyi ki beni ben yapan şeylerden birini bana bıraktı.