Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
11.Bölüm ~ Aktivite Ormanı - Sözümoki
14 Aralık 2021, Salı 20:45 · 62 Okunma

Orenda '21 Gün'

11.Bölüm ~ Aktivite Ormanı

İkisininde adımları sert ve hızlıydı. Atlas arkasından gelenin varlığından habersiz ormana doğru ilerliyor ve öfkeyle kendi kendine söyleniyordu.

Onun herkesi bir araya toplama çabasını hiçe saymış ve dışarı çıkmış iki adamı bulacaktı. Kimseden sorumlu değildi ama burada sağ kalmak istiyorsa kalabalığa ihtiyacı vardı. Özellikle erkeklerin çoğunluğu onun işine yararken öylece gidemezlerdi. Kiminle veya neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. "Siktiğimin salakları. Sizi korumaya çalışanda kabahat!" dedi dişlerinin arasından öfkeyle hırlarken.

Mavi ise onu arkadan sessizce izliyor ve varlığını belli eden hareketlerden kaçınarak yürüyordu. Yanına gitmiyordu çünkü ne yapacağını merak ediyordu. Geldiklerinden beri tuhaf olan davranışları bu son olaylardan sonra onu hedef tahtası haline getirmişti. Bunu düşünen sadece o değildi tabii. Miles'ın kardeşini ararken onun hakkında söylenmeleri ve Serdar'ın Atlas'a olan bakışları, onlarında aklında da şüphelerin olduğunu açıkca belli ediyordu.

Mavi'nin Atlas'a olan düşüncelerinde aklına takılan tek yer bu olay yaşanırken Atlas'ın onun yanında olduğuydu ve o cesetleri görüdüklerinde Atlas'ın kendisi gibi gerçekten şaşırmasıydı. Eğer Atlas profesyonel bir oyuncu değilse kesinlikle olanlardan haberi yoktu. Buna rağmen genç kadın içineki şüpheyi dindirememiş ve kendini onu takip ederken bulmuştu.

Genç adam ise ondan habersiz dakikalardır yürüyor ve olanları anlamlandırmaya çalışır gibi kaşları çatık etrafına bakınıyordu. Olay yaşandığında kim, nerede, ne yapıyor bilmiyordu ama bir önceki güne benzer bir gün yaşanığına emindi. Yine personeller kendi işiyle ilgilenirken kadınların bir kısmı masaj yaptırıyor bir kısmı sahilde güneşleniyordu. Bildiği kadarıyla tehlikeli sayılabilecek yerlere giden olmamış hep birlikte vakit geçirmişlerdi.

Adam kararan gökyüzüne baktığında parlak yıldızlardan ve görüş açısına ilişen ağaç yapraklarından başka bir şey görememişti. Sakinleşmek adın gözlerini kapatıp derin bir nefes alırken yüzüne vuran serin havayla birikte nefes verdi. Kumral saçları rüzgarla anlına düştüğünde Mavi hala onu izlemeyi sürdürüyordu.

Genç kadının dalgınlıkla attığı adım kuru bir yaprağı ezerken Atlas hızla gökyüzündeki bakışlarını sesin geldiği yöne çevirdi. Mavi ise farkedilmemek adına hızla ağacın arkasına yaslanırken nefesini tuttu. Yakalanırsa bunca zamandır onu neden geriden takip ettiğini soracaktı ve Mavi'nin buna bir cevabı yoktu. Üstelik adada bir katil geziyorken ormanda bir adamla baş başa kalmakta pek akıllıca değildi.

Atlas ise adımlarını ona çevirirken yavaşça ilerledi. Mavi sessizce onun uzaklaşmasını beklerken Atlas'ın ona yaklaştığından habersizdi. Genç kadın derin nefesler alırken eliyle ağzını kapattı. Korkuyla nabzı hızlanmıştı.

Adam toprağa attığı yavaş adımlarla Mavi'nin yaslandığı ağacın diğer tarafına kadar gelmişti. Mavi ensesinde hissettiği nefesle yumduğu gözlerini yavaşça açarken ellerini dudaklarından çekti.

"Yakalandın..." Atlas'ın sıcak nefesi kadının saçlarını hareketlendirirken Mavi adeta olduğu yere çakıldı. "Alaca'nın burada ne işi var?" diye fısıldadığında Mavi yutkundu ve ileriye birkaç adım atıp Atlas'a doğru döndü. Adam gövdesini ağaca yaslamış muzip bir ifadeyle tek kaşını kaldırmış karşısındaki kadına bakıyordu.

Genç kadın içine kaçan sesiyle "Sanane!" dedi ve boğazını temizledi. "Ne öyle sessiz sessiz yaklaşıyorsun?"

"Bunu söyleyen sen misin?" dediğinde ağaçla olan temasını kesti ve tam Mavi'nin karşısına geçti. "Ne zamandır takip ediyorsun beni sen?"

"Ne takip etmesi, neden takip edeyim ben seni?" diye inkar etti genç kadın. Ne diyecekti ki zaten, 'Ben sizi takip ettim çünkü senden şüpheleniyorum mu?' Elbette hayır.

"Ne işin var o zaman burada? Bu durumda, tek başına öylece çıkmış olamazsın."

"Sanane, belki gezmek için çıktım." dediğinde genç adam yüzünü buruşturdu. Buna inanacak kadar aptal değildi ama bu bahanesi ona saçma gelmişti. "Çok inandırıcısın Alaca."

"Sen neden öylece dışarı çıktıysan bende o yüzden çıktım."

"Eee peşimde ne işin var o zaman?"

"Peşinde değilim, sadece yolumuz aynı." Mavi'nin son sözleri üzerinde Atlas tok bir kahkaha attı. "Yemiş gibi yapıyorum."

Mavi ona göz devirerek yanıt verirken omzunun üstüne düşen saçını geriye savurdu. "Senden mi korkacağım, evet seni takip ettim. Destan bu haldeyken kaçakları aramaya çıkman bir bahaneymiş geliyor." İşaret ve orta parmağını ona doğru uzatırken gözlerini kıstı. "Şüphelisin Atlas Bey."

Atlas karşısında cesurca meydan okuyan kadına dudak büktü. Böyle bir çıkış beklemediği açıktı. Ağırlığını sağ bacağına vererek kollarını bağladı. "Farzet ben şüpheliyim, hatta olayı abartıp bütün bunları yapanın ben olduğun düşünelim." dedi ve gülümsedi. "Sen ne yapacaksın?"

Mavi onun bu arsız davranışına kaşlarını çattı. "Ne diyorsun be?" dedi tükürür gibi.

Atlas ağır adımlarla ona doğru ilerlerken kucağında birleştirdiği kollarını çözdü. Sağ elini kadının yüzünün hizasına çıkartırken gülümsemesi dudaklarından silinmemişti. "Diyorum ki madem benden şüphelenip beni takip ettin. Sonrası ne olacaktı?" Aralarında bir adım kala adam parmaklarını Mavi'nin yüzüne yaklaştıracakken genç kadın kaşlarını çatarak yanağına yaklaşan ele baktı. Ardından tekrar gözleri Atlas'ın gözlerine çıktı. Adamın tıpkı kendi gibi parlak renge sahip olan yeşil gözleri küstahça bakışlar atıyordu. Genç kadın aldığı ayaz kokusuyla nefesini tuttu. O anda orada ona sağlam bir kafa geçirmeyi düşünmüştü. Aklına gelenle yanağına süren parmakları tek hareketle tuttu ve geriye doğru büktü.

Atlas onun bu ani hareketiyle duraksarken hissettiği acıya inledi. "Bilmem, ne olsun istersin?" Bu sefer gülen tarafa Mavi'ydi.

"Tamam bırak!" Atlas dişlerinin arasından acıyla söylenirken elini çekmeye çalışıyordu. "Bırak dedim!"

"Burada o adamları öldürecek biri varsa akla gelecek en son kişilerden birisin Atlas." Parmağı adama doğru iterken bıraktı ve geriye adımladı. "O kadar becerikli olduğunu sanmıyorum."

Atlas buruşturduğu yüzüyle eğik bedenini ona çevirdi. "Şimdi bütün bunları yapan benim diyip seni bozmak isterdim ama haklısın herkes sen değil sonuçta." Doğruldu ve diğer elinin işaret parmağını Mavi'ye doğru salladı. "Sen kafayı yemişsin."

Mavi histerik bir kahkaha attı. "Korktun mu?" dedi ve Atlas'ın havada asılı duran parmağına baktı. Genç adam, kadının bakışlarının gittiği yeri görünce yutkundu ve elini kucağına doğru çekti. Onun bu hareketi Mavi'ydi güldürürken Atlas dişlerini sıkmakla yetinmişti.

Genç adam onun peşinden gelmesinden rahatsızlık duymuş hatta korkmuştu. Amacı ise onu geri göndermek ve uzaklaşmaktı.

Şuan etrafındaki herkes potansiyel suçu durumundaydı. Özellikle Mavi onun için diğerlerine göre daha da tehlikeliydi. Onun nasıl kendine zarar verdiğini görmüştü. Kendine bunu yapan biri başkasına neden daha beterini yapar düşüncesindeydi adam. "Git buradan Mavi." dedi Atlas parmaklarını ovalarken. "Diğerlerini bulup geleceğim."

"Gitmiyorum bir yere. Onları geri getirebileceği mi sanıyorsun üstelik?" Olduğu yerde kollarını birbirine bağladı genç kadın. Onu tek bırakmayacaktı elbette. "Üstelik zorlasan bile gelmeyeceklerdir. İki kişiyle birden baş edemezsin."

"Senin karşında böyle savunmasız kaldığım için onarlada baş edemeyeceğim mi sanıyorsun?" dedi genç adam arkasındaki ağacın dibine oturup yaslanırken.

Mavi iki adımda karşısına geçerken onun hizasına gelecek şekilde dizlerinin üstüne eğildi. "Hayır öyle düşünüyorum aslında. Akira'yı tehdit ederken neler yapabileceklerini az çok gözümde canlanmıştı."

Atlas başını omuzuna yatırırken yamuk bir gülüş savurdu. "Benimle ilgili daha ne gibi hayallerin var merak ediyorum."

Mavi eğildiği yerden doğrulurken Atlas'ın ayağına sert bir tekme geçirdi. "Saçma sapan konuşmayı kes geri zekalı!"

Adam yine acıyla mırıldanmalara devam ederken genç kadın sessiz ormanda yankılanan bir kaç küfürle gülüyordu. "Sen ne tür bir manyaksın lan?" dedi Atlas, bacağına sarılırken.

"Şimdiye kadar öğrenmiş olman lazımdı." Adam yerinden sinirle kalkarken cevap vermeden ona arkasını dönüp ilerlemeye başladı. "Hey! Beni bekle!"

Atlas sağ elini sinirle havada allarken huysuzca mırıldandı. "Gelme peşimden. Diğerlerinin yanına dön."

Mavi masumca, "Bu karanlıkta dönersem eğer kaybolurum. Gelmekten başka çarem yok." dediğinde Atlas onun yüzüne bile bakmamıştı. Kadının arsız haklılığı karşısında verecek cevap bulamamıştı.

Karanlık ormanda yollarını görünür kılan ay ışığı onları adeta sahnedeymiş gibi hissettiriyordu. Adım sesleri haricinde ikisindende çıt çıkmazken ağaçların sıklaşmasıyla birbirine uzak bedenleri yakınlaşmıştı. Parkuru andıran bu alanda düz ilerleyemiyorlar sürekli ağaçların etrafında sağ sol yapıyorlardı. Sessiz sedasız on dakikanın ardından İkisininde adımları durdu. Mavi, nereye gittiklerini Atlas'a soracağı sırada genç adam ondan önce davrandı. "Sanırım dönmemiz gerekiyor. Buraya kadar geleceklerini sanmıyorum." dedi düşünceli bir tavırla.

"Bencede dönmeliyiz." Hiçbir şey olmamış gibi geriye dönerlerken yarım bıraktıkları sessizliğe döndüler tekrar. Normal zamanlarda ikisinde sessizlikten hoşlanmazdı ama birbirlerine karşı sanki söyleyecek şeyleri yoktu. Her karşı karşıya geldiklerinde birbirlerine attıkları ölümcül bakışlar ve nefret dolu sözlerle pek anlaşacaklarada benzermiyorlardı.

Arada Mavi'nin Atlas'a olan kaçamak bakışları adamın gerilmesine sebep oluyordu. Aynı şekilde Atlas'ınn kendi kendine mırıldanmalarıda Mavi'yi sinirlendiriyordu. İkisinde birbirinden nefret edecek kuruntuları kendilerine tekrar ederken itiraf edemedikleri bu çekimede engel olacak bir şey yapmıyorlardı.

Bu durum kendini tekrar ederek yaklaşık yirmi dakikayı geçirdiğinde sık ağaçların olduğu yerden çıkmışlardı. Atlas'ın nefret dolu bakışları endişeye döndüğünde etrafına olan bakışları artmıştı. Bir şeylerin ters gittiğini düşünüyordu. Olduğu yerde durdu ve bakışlarını Mavi'ye çevirdi. "Biz bu ağaçların yanından geçmedik Alaca."

"Ne?"

"Bu ağaçlar farklı. Sıklaşan ağaçlarla bizim geldiğimiz taraftakiler aynıydı. Bunların yaprakları çok farklı." dedi aşağı sarkan bir daldaki yaprağı koparırken. Aldığı yaprağı Mavi'ye doğru uzattı. "Al bak."

"Ben hiç dikkat etmemiştim. Kaybolmadık ama değil mi?" dediğinde Atlas'ın uzattığı yaprağı görmezden geldi. Genç adam yaprağı tekrar kendine çekerken son kez bakıp yere attı.

"Hayır kaybolmadık." dedi genç adam emin bir sesle. Yine onun gösterdiği yere doğru ilerlemeye başladıktan beş dakika sonra genç adam endişeyle saçlarını karıştı. "Kaybolmuşuz."

"Ooo harika." dedi Mavi alayla gülerken. "Orada en azından doğru yolu bulma şansımız vardı. Şimdi hepten kaybolduk."

"Tamam önce bir sakin olalım." Atlas ona nazaran mantıklı hareket etmeye çalışıyor ve etrafına daha detaylı bakınıyordu. "Neye bakıyorsun sen? Geldiğimiz yöne doğru ilerleyelim." dedi Mavi burnunu çekerken. Kararan havayla birlikte rüzgarda şiddetini arttırmıştı. Bundan ilk nasibini alanda tabii ki Mavi'nin burnu olmuştu.

"Üşüyor musun?" dedi Atlas ilgiyle kadına dönerken. Mavi başını inkar edercesine iki yana salladı. "Hayır üşümüyorum. Sen onu bunu bırak hadi dönelim artık." Mavi'nin gösterdiği yöne döndü genç adam düşünceyle. "Oradan gelmedik Alaca."

Mavi şokla ona döndü. "Nasıl oradan gelmedik." Genç kadın delirmiş gibi etrafında döndü ve sahte bir kahkaha attı. "Oradan geldik işte arkamız oraya dönüktü."

Atlas yeni çıkmaya başlayan sakallarını kaşıdı. "Hayır orası sana az önce gösterdiğim ağaçların olduğu taraf." Dilini dudaklarının üzerinde gezdirdi toprağa bakarken. "Yine ağaç mevzusundan buluruz yol-" Genç kadın onun üzerine doğru atılırken parmaklarıyla Atlas'ın etli dudaklarını kapadı. Aralarında mesafe kalmazken genç adam gözlerini şaşkınlıkla kocaman açmış karşısında arkasına dönmüş kadına çevirmişti.

Kadın derin derin nefesler alıyor ve kırpıştırdığı gözleriyle bütün dikkatiyle arkasına bakmaya çalışıyordu. Atlas amaçsızca onun yan profilini izlerken bulmuştu kendini. Biçimli burnu ve esmer teninin üzerindeki çilleri sanki ay ışığı altında parlıyordu. Aynı şekilde gür ve koyu kirpikleri birbirine karıştığı her an sanki bir rüzgar esiyor ve genç adamın saçlarını havalandırıyordu.

Mavi avucunu kaşındıran hareketle kaşlarını çatarak Atlas'a döndü. "Sus bi'!" Atlas kaşlarını çatarken dudaklarında duran eli tuttu ve çenesine doğru indirdi. "Ne yapıyorsun Alaca?"

Yüksek sesle söylediklerinden sonra Mavi dişlerini sıkarak elini tutan parmakları yana doğru savurdu ve dişleri arasında tısladı. "Sus diyorum salak!" dedi ve geriye doğru sessizce adımladı. "Şurada bir şey var." Tam arkasındaki sık ağaçları gösteriyordu.

Adam Mavi'nin gösterdiği yöne doğru döndüğünde sanki karanlıkta daha iyi görecekmiş gibi gözlerini kıstı. "Emin misin?" diye sordu fısıldayarak.

"Evet eminim." Atlas ona bakmadan başıyla da onayladı. İleriye doğru bir adım attığı anda yaklaşık on metre ilerlerinde ağaçların arasından bir silüet geçti. Mavi korkuyla bir adım geriye giderken Atlas Mavi'ye bakma ihtiyacı hissetmiş gibi kadına doğru döndü. Elini kaldırırken ona doğru 'dur' işareti yaptı. Mavi gözlerini kırpıştırarak başını aşağı yukarı salladı.

Atlas tekrar önüne döndüğünde yavaş adımlarla ağaçlardan destek alır gibi onlara dokunarak karartının geçtiği yere doğru ilerledi. Arkasında duyduğu minik adım sesleriyle arkasına dönmeden fısıldadı. "Kal orada Mavi!"

"Çeneni kapat ve yürü Atlas. Senden emir alacak değilim." dedi kadın tek nefeste.

Atlas tekrar lafa gireceği sırada önlerinden hızla geçen bedenle donup kaldı. Mavi'de ondan farksız bir anda ortadan kaybolan bedenin verdiği şokla öylece duruyordu." Ha-haneul?" Atlas korkuyla bir adım geri çekilirken Mavi'nin kolunu tuttu. "Koş Alaca koş!"

.....

Depoyu andıran bu büyük odada Atlas ve Mavi'nin gidişi ardından büyük bir sessizlik olmuştu. Personellerin hepsi bir köşede kendi aralarında korkuyla konuşuyor ve tartışıyordu. Onların aksine sessiz kalmayı tercih eden otel misafirleri ise sessizdi. Yaşam ve Miles, Destan'ın iki yanında oturmuş durumunu kontrol ediyorken Betty abisinin yanından bir an olsun ayrılmıyordu.

Onlara nazaran uzak kalmayı tercih eden Serdar ise Lale'yi de yanına almış kapının hemen yanındaki sandalyeler oturmuştu. Genç kadının ondan uzakta tehlikede olacağını düşünüyordu. Lale'de Serdar'ın bastıramadığı bu koruma içgüdüsüne itiraz etmemiş hemen yanına oturmuştu. "Lale."

"Hı?"

"İyi misin?"

"Hı hı."

"Emin misin?"

Genç kadın bıkkınca bir nefes verdi. "Evet." Oturuşunu rahatsız sandalyede düzeltirken burnunu çekti. "Bu kaçıncı soruşun? İyiyim dedim ya." Serdar onu başıyla onaylarken kendi kendine fısıldadı. "Dejavu."

"Efendim?" dedi genç kadın hemen yanında yayılmış oturan Serdar'a dönerken.

Adam ona bakmadan elini havada salladı. "Yok bir şey." Oturuşunu düzeltirken dirseklerini dizlerine koyarak Lale'ye döndü. "Bana güveniyor musun Lale?" Bu sorusunun tek amacı kadını biraz olsun rahatlatmaktı. Olay patladığı ilk andan beri psikolojik olarak en çok o zarar görmüştü ve Mavi'lerin gidişiyle korkusu gözle görülür bir hal almıştı. Arada derin nefesler alıyor ve titrek nefesler veriyordu. Oturduğu sandalyede sürekli kıpırdanması ve etrafına attığı güvensiz bakışlar kendini pek iyi hissetmediğinin göstergesiydi.

Genç kadın beklemediği soru karşısında sanki buz kesmiş gibi durdu. Sol tarafında ona beklentili gözle bakan adama dönmedi o an. Bakışları yerden ileride oturan Miles ve kardeşine gittiğinde boş gözlerle onlara baktı. Belki de bu soruyu görmezden gelmek daha iyi olacaktı.

Adam tam "Lale?" diyerek söze gireceği sırada Lale yutkundu ve sözünü kesti. "Hayır Serdar." Sandalyesinde ona uzak köşeye doğru kayarken adam onu izliyordu. "Ben kimseye güvenmem."

Serdar sanki yaptığını yeni fark ediyormuş kendine gelirken hemen dizlerinin üzerinden geriye doğruldu. "Biliyorum ben... Ben üzgünüm."

Lale anlayışla gülümseyen çalışarak Serdar'a döndü. "Yanında kendimi güvende hissediyorum sadece." Çenesini huylandıran kumral saç tutamını kulağının arkasına bıraktı. "Ama o kadar."

Serdar bile bu beklenmedik itiraf karşısında sessiz kalırken Lale söylediklerinin pişmanlığını yaşıyordu. Birine güvendiğini söylememişti ama ona karşı zayıflığını belli etmişti.

Genç adam kıvrılıp kıvrılmamak arasında hareketlenen dudaklarını gizlemek adına dudaklarını eliyle kapattı. Utanmıştı.

Lale kendini tutamayarak Serdar'ın gözlerinin içine baktı. "Sende benim gibi bakıyorsun." Serdar anlamayarak kaşlarını çattığında devam etti. "Tıpkı benimkiler gibi ıslak yeşil bakıyorsun."

"Ne?" Kekeleme sırası Serdar'a geçmiş gibi genç adam heyecanla konuşmuştu. "Aynaya bakıyor gibi hissettiriyorsun Serdar," Tekrar gülümseyemeye çalıştı. "Ve ben bu dünyada bir tek kendime güvenirim."

"Anlamadım." dedi Serdar mahçup olmuş gibi Lale'nin gözlerinin içine bakarken. "Ama güzel şeyler söyledin sanırım."

Lale gülümseyerek gözlerini kapadı onu onaylar gibi. Serdar ise gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırırken yerinden kalktı. Elbette ne demek istediğini anlamıştı. Sadece böylesine, insanlara çekingen davranan birini utandırmak ve söylediklerine pişman etmek istememişti.

Adımları Destan'ın başında dikilen iki kardeşe yöneldiğinde gülümsemesini yüzünden zorda olsa silmişti.

.....

İki adam saatlerdir olduğu gibi karanlık ormanda aylak adımlarla dolanıyor ne yapacakları hakkında anlamsız bir çatışmaya giriyorlardı. Egemen verdiği kararın doğruluğunu sorgularken Vedat yanındaki adama küfürler savuruyordu. "Senin gibi bir orospu çocuğunu dinleyende suç amına koyayım."

"Vedat bir daha bana küfür edecek olursan o güzel çenenin ortasına yumruğu yiyeceksin." dediğinde yumruğunu ona doğru kaldırdı genç adam. "Ben nereden bileyim lan kaybolacağımızı? Göt kadar ormanda yarım saattir dolanıyoruz nerede bu depolar?"

"Teknik servisim lan ben, nereden bileyim deponun yerini? Otel dışına çıktığım mı var sanki." dedi Vedat şikayetlenir gibi yüzünü buruştururken.

Egemen adımlarını hızlandırırken onu arkasında bırakarak söylendi. "Bir boku bil şaşarım zaten."

"Hem sen depoları bulup ne yapacaksın?" diye sordu Vedat ona yetişmek için adımlarını hızlandırırken.

"Otel haricinde gidebileceğin bir yer var mı?" dedi Egemen alayla. "Hem gitsen ne bok yiyip içeceksin buradan gidene kadar? Dışarıda bir psikopat var farkında mısın?"

"Kalabalığın yanında kalmalıydık Egemen." dedi Vedat pişmanlıkla dudağını kemirirken.

Egemen öfkeyle adamın üzerine yürürken yakalarından tuttuğu gibi geniş gövdeli ağaca dayadı. "Sen nereye gidiyorsan siktir olup gidebilirsin. Ben hiçbir yere gelmiyorum tamam mı? Ve o çeneni tutmayıp benim nerede olduğumu söylersen herkesten önce ben gelir öldürürüm seni." dedi tükürür gibi adama bağırarak.

Vedat korkuyla başını aşağı yukarı sallarken teslim olmuş gibi ellerini kaldırdı. Bakışları bir an Egemen'nin arkasındaki silüete kaydığında gözlerini korkuyla büyüttü." E-ege-e..."

Egemen onun kekelemesine kaşlarını çatarken bakışlarını takip edip arkasını döndü. "Siktir!"

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Ben bununla omuz omuza savaşırım dediğin biri var mı? Neden öyle düşündün?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.