Kırk yaş...
İnsan bu yaşa gelince hayatın bittiğini değil, aslında ne kadarının geçtiğini fark ediyor.
Çocukken kırk çok uzak gelirdi.
Şimdi dönüp baktığımda ne kadar hızlı geldiğini düşünüyorum.
Kırk bana yaşımı değil, zamanımı düşündürdü.
Artık her şeyi ertelemek istemiyorum.
“Bir gün yaparım.”
“Sonra giderim.”
“Sonra söylerim.”
“Sonra başlarım.”
Bu cümlelerin çoğunu hayatımdan çıkarmak istiyorum.
Çünkü sonra diye bir garanti yok.
İnsan bunu kayıplardan sonra çok daha iyi anlıyor.
Hayatın kıymetini anlamak için illa bir şey kaybetmek gerekmemeli.
Ama bazen insanın gözünü açan şey gerçekten kayıp oluyor.
Kırk yaşımda artık herkes tarafından sevilmek istemiyorum.
Herkesin beni anlamasına ihtiyacım yok.
Herkesin hakkımda iyi düşünmesini sağlayamam.
Ve artık bunun için kendimi tüketmek istemiyorum.
Bana kalan zamanın ne kadar olduğunu bilmiyorum.
Ama kalan zamanımın nasıl geçeceğine daha fazla dikkat etmek istiyorum.
Daha gerçek.
Daha cesur.
Daha kendim.
Kırk yaş bana şunu söyledi:
Hayatın geri kalanını, başkalarının seni nasıl görmek istediğine göre değil, senin kendini nasıl görmek istediğine göre yaşa.