Kendime döndüğümde başka bir Özge bulmadım.
Aynı kadını buldum.
Sadece daha yorgun.
Daha kırılmış.
Daha fazla şey yaşamış.
Ama hâlâ orada.
Beni bekliyordu.
Yıllarca başkalarının peşinden giderken arkamda bıraktığım kadın...
Kızmadı.
“Beni neden bu kadar beklettin?” demedi.
Sadece baktı.
Ve ben onun gözlerinde kendimi gördüm.
O gün anladım:
Kendine dönüş, geçmişteki hâline dönmek değil.
Geçmişte bıraktığın kendini bugünkü hâlinle kucaklamak.
Ben artık on yedi yaşında değilim.
Yirmi yaşında da değilim.
Anne olduğum ilk günkü ben de değilim.
Babam hayattayken olduğum kadın da değilim.
Yaşadığım her şey beni değiştirdi.
Ama değiştirmek, yok etmek değil.
Ben hâlâ benim.
Sadece artık kendimi daha iyi tanıyorum.
Neye dayanabileceğimi.
Neye dayanmak istemediğimi.
Neyi sevdiğimi.
Neyin beni tükettiğini.
Kimlerin yanında kendim olduğumu.
Ve en önemlisi:
Kendime nasıl davranmam gerektiğini.
İçimdeki kadına sonunda şunu söyleyebildim:
“Artık seni başkalarının sevgisine teslim etmeyeceğim.”
“Artık seni herkesin beklentisinin altında ezdirmeyeceğim.”
“Artık seni sürekli ertelemeyeceğim.”
“Artık seni terk etmeyeceğim.”
Sonra içimde uzun zamandır kapalı olan bir yer açıldı.
Ve ilk kez kendime gerçekten aitmişim gibi hissettim.