Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
23 Kasım 2019, Cumartesi 20:39 · 36 Okunma
25 Yusufeli in sarp daglarindaki ormanları korumakla göre - Sözümoki

25

Yusufeli'nin sarp daglarindaki ormanları korumakla görevli olan orman muhafaza memurlarinin da çokça anlatlan hikâyeleri vardir. Onlardan birini tandır basinda ekmek yapan teyzemden çokça dinlemiştim. Biraz once tandiri yakmis teyzem bir yandan hamurlari yeter ölçüde açıyor ve bir yandan da hamurlari hazırlıyordu. Az önce lapataya yerleştirdiği hamuru hızlı şekilde tandirin sıcak duvarına vuruyordu. Egisle de pişen ekmekleri çekiyor ve aynı işlemi bir biri ardına tekrarliyirdu soze başlamadan önce cubukla kozu bir süre karıştırdı ve nihayet anlatmaya başladı :

Bizim köyün ormanlarini ve meralarini korumakla  görevli üç kişi vardı Bunlar dört aylık dönüşümü halde görev yapıyordu. Ikinci değişim için Haşmetle Yusuf arasında  alacaktı. Ikinci görev Yusuf un du üçüncü ve yılın son dört ayında ise mithat görev yapacaktı...

Yusuf, ilkbaharın çiçeklerinin açtığı ilk günlerde köye gelip muhtara bilgi verip görevine başladı.. Ilk günler,  uzun kış günlerinin hiç erimeyecekmis gibi duran karların bahar güneşinin etkisiyle yavaştan erimesiyle başladı... Doğa uyanıyor, uzun kışın beyaza boyadığı her yerin gerçek görüntüsü ortaya çıkarıyordu...
Nisan ayının ortalarına doğru sırtında tüfeği ile Yusuf  bayirlara ulaşan patikaları ardına bırakıp Tacar in gölünün eşsiz manzarasinda dinlenmeye koyuldu...Yaz başına doğru yemyeşil çimenlerin ortasındaki bu göl, saklı bir cennet gibi gelip geçenleri selamladı. Kimi zaman yaban kazlarının sesleri duyulur  kimi zaman  da turnalarin göğe yükselişi ile etraf renkli bir hal alırdı... Yusuf usuyen ellerini uzun parkasinda bir süre isitiktan sonra, yeniden doğruldu ve yürümeye başladı... Kartallarin süzüldüğü dağları bir süre izledi. Bir seyler düşündüğü muhakkakti lakin konuşmayı pek sevmezdi...
Köyün deresi eriyen karlarla kabarmış ve çamurlu bir halde akmaktaydi. Köhne bir ahşap köprüden alelacele geçip yürüyüşünü devam ettirdi. Yalnız eriyen karlarda bir şey dikkatini çekmişti: Kan damlaları ve adımların izleri... Sanki sürüklenir gibi bir sey çekip goturulmekteydi. Adımlarını sıklaştıran Yusuf tepeye ulaşınca bir gürültü duydu...Bir avcı cengel boynuzlu  bir yaban kecisini kan ter içinde  surukleyerek götürüyor ve hayvanın buzdan donmus gözleri yolun tam tersi yönüne  canliymis  gibi bakıyordu... Bir kaç adim sonra  Yusuf , avciya yetişti. Avcı Havgerliydi. Oflu Mehmet olarak bilinen bir küfürbaz bir adamdı.Oflu falan  degildi lakin orada askerlik yaptığı için köylüler onu böyle bilir ve cagirirdi.
Oflu da onu tanımış ve ne diyeceğini bilemeden telaşla söze başladı:
-Dayı oğlu nereden geliyorsun dedi.
Yusuf :
-Ormanı kontrole gidiyorum dedi ve ekledi iyi etmemissin Oflu bu hayvanı vurmakla,  yazık etmissin suncagiza!  ve devam etti bu kecinin yavruları ne halde hiç düşündün mu? Kaç gün dayanır bu gidikler? Yusuf bir yandan ağlıyor bir yandan da nerede vurdun bu masunu diye biraz da sinirle, Ofluya sorular soruyordu.Nihayet keciyi nerede vurduğunu   söyleyen Oflu; sanki az önce bir konuşma yapmamış  gibi keciyi sürüklenmeye devam etti ve Yusuf a baska bir sey demedi...
Yusuf biraz da heyecanla tam tersi yöne koşmaya başladı. Oflunun tarif  ettiği yere geldiğinde yavru  bir kecinin sesini duymaya başladı. Sesin geldiği yöne doğru yürüdü ve nihayet, henüz bir kac günlük olduğu anlaşılan yavrunun tireyen bedeniyle etrafa bakıp acı acı annesine seslendiğini gördü. Yusuf gozyaslari aka aka minik yavruya yaklaştı ve zayıf bedeni soğuktan titriyordu. Yusuf ışte o anda parkasini çıkardı ve minik yavruyu sarıp sarmaladi. Görünüşte başka yavru yoktu...Hemen patikaya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı... minik keçi yavrusu ısınmış olacaktı gözlerini uykuya dalacakmis gibi gibi açıp kapatıyor bazen de annesine seslenerek meliyordu.
Köye geldiklerinde muhtar olayı duyunca Ofluyu bir guzel paylamış ve konu komşunun öfkesi ona karşı öfkesi uzun süre geçmemişti...
Yusufun yaptiklarini ogrenen köylü ise onu büyük takdir etmiş ve yaşlıların hayır dualarını almıştı... Yusuf akrabası olan Yılmaz amca çok güvendiği için  keci yavrusunu ona tedlim etmiş ve ara bir de uğramayı ihmal etmiyordu...
 
Işte böyle Tahir dedi teyzem ve sozlerini tamamladı ve tandır başında
biraz önce gözümü yasartan dumanı unutmuş gibi cevizliklere bakıp bir süre ağladım. Minik keciyi düşündüm... Bundan sonra gördüğüm tüm yavru keçilerin gözlerini opecegim belki o zaman onlar hiç aglamazlar.
....

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
1 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
En son gittiğin festivali / konseri bize anlat?