Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
15 Şubat 2020, Cumartesi 19:03 · 26 Okunma
70 Dedem 1930u yılların başında birgün çarşıda alışveriş - Sözümoki

70

Dedem 1930'u yılların başında birgün çarşıda alışveriş yaparken gözüne bir güğüm ilisir. Bu gugumu almaya niyeti yoktur. Çünkü evde yetesiye gugum vardır.Neneme kalsa bir tane daha alir da ama dedem öyle değildir. Görüntüsünden ikinci el olduğu anlaşılıyor ve pek te ümit vaat etmiyordu... Satıcı her nasılsa dedemi ikna etti:
-Bu gugumu gürcü kapisinda bir arkadaşım getirdi bana..Diğer gugumlere gore biraz agirdir.Yapan usta herhalde uzun yillar kullanilabilsin diye böyle dayanıklı yapmış olsa gerek... "Satıcı dedeme bakarak elinde tutugu gugumle sozlerine şöyle devam etti :
- Dayi bu gugumu aldığın için bana çok dua edeceksin. Bu gugumu sakalar da kullanmış. Ruslari def eyledigimizde şuncağız da yaralı Türk neferlerine nicedir icinde su ile yardimda bulundu dedi... Gugumun iki yanında ve kapağının altında Osmanlica şunlar yazılıydı:

"Aldanma dünya malına meyletme,
Gelip geçer rüya sanılan hayatın.
Nice bedenler var toprak altında,
Vardır hikmeti zamanı gelince...
Tacı tahtı var diye sevinme,
Veren de Allah Alan da Allah...
Nice iklime hakim zannedilen fani,
Kursagini harama açan serkes vezir,
Adaletsiz bir karar veren kadı...
Hesap günü hüküm günüdür.
Çekidüzen ver sayılı günlerine,
Allah (C.C.)yolunda dosdoğru ilerle,
Peygamberimizi (SAV)örnek al,
Sayılı günleri ziyan etme... "

Gugumun üzerindeki yazıyı bir de dedem göz ucuyla okudu ve nihayetinde almaya karar verdi... Bu gugum dedemin gözünde ata yadigariydi.Dedem evde vakit namazlarını kildığında hep bu gugumle abdest alir ve nanazini kilardi.Nenem ise önceleri bu hantal gugume pek isinamamis ama sonraları o da abdest alırken kullanmaya başlamıştı... Gugum  evin içinde durduğu günler dedem ona uzun uzun bakar ve derin düşüncelere dolardı...Kim bilir belki de  üzerindeki yazıyı düşünüyor ya da kurtuluş savaşı gazisi nin anıları gibi onu dinlemek yeniden dinlemek istiyordu...Konusmasi mümkün degildi gugumun  lakin şu  üzerinde yazılan yazı insanın içine işleyen bir ok gibiydi... Insanı kendine getiriyordu...Önem verdiğimiz ama aslında  şu mana yoksunu bir yer için disinip duruyorduk.

Dünya savaşı bitmişti bitmesine ama bizim sınırlarımız da yeni bir savaş tehlikesi doğuyordu...Türk düşmanı SSCB lideri Joseph Stalin bizden Kars Ardahan, Artvini istiyor ve ayrıca boğazlardan da üs istiyordu... Milli Şef Ismet Inönü bu talepleri sert şekilde reddetmekle kalmadı olası bir saldırı durumuna karşı Türk tanklarını ihtiyat amacıyla Kars sınırına yigdi... Belki de bu gugumu kaderi yine bir seferberlik ve ardından savaş vardı. Dedemi bilmiyorum ama ben bu haberden sonra köyün diğer gençleri gibi muhtemelen asker alinacaktim.Vatan için herşeyi yapmaya hazırdım...Ama beklediğimiz haber bir türlü gelmedi. Ben askere alinmadim.
Radyolardan duyduğumuz kadarıyla Avrupa baştan sona yakip yıkılmış ve milyonlarca insan olmuş ve yüzbinlerce dramla kalakalmisti. Kahvedeki zaman zaman cizirdayan radyodan bunları öğreniyor ve kendi aramızda sohbet ediyorduk...
Bir gün cesmeden gugumle su getirmek için yola koyuldum. Dönüş yolunda  bir anlik gafketten midir bilmiyorum evin önüne son adımımı atıyordum ki aniden yere dusuverdim... Gugumdeki su kuru toprağı çamura buladi. Kafamı da hafiften taşa vurmustum... Işte tam o an gugumun altında küçük bir bölmeyi anımsatan yerden islanan topraga altınlar düşmeye başladı. Önce bunun bir rüya olduğunu düşündüm. Ama elime aldığım altının gerçek olduğunu görünce çok şaşırdım.Bir de not vardı...Kaç altın vardı bilmiyorum ama coktu. Gugumu altınları ve bir de notu eve götürdüm ve dedemin gelmedimi bekledim...
Notta şu yazıyordu:" Ben vatanın kurtulusu için cephedeyim. Bu altinlar eger her kim bulursa o vakit ben Allah bilir olurum. Çocuklarıma ulastirsin. Bu onemli görevi yapacak ümmeti muslimin muhakkik vardır... " Dedem eve gelince nenenle  beraber altınlar bakti bir süre... Elini dahi surmedi onlara ... Notu eline aldı okudu. Düşündü... Acaba Muhlis dede kimdir? Onu nereden bulacağız onun bir oğlu varmış bizim koydeymis. Dogum tarihine bakti ve "Demekki benim yaşlarda 1886 yilinda doğmuş..." Oğlunun adı Mehmet Sefer... Kimin ailesinden olduğu yazmıyor. Sefer Mehmet dayı mi? Bu dayı geçen aylarda evi yanan dayı değil miydi? Hani cakimi ararken beni görmüştü de "burada ne işin  var" demişti... Dememe" ben bu dayiyi tanıyorum "dedim. Dedem ise "benim tanımadığım birini sen nasıl  taniyabilirsin oğlum" dedi... "Dede dedim bu dayı geçen de evi yanan dayidan baskasi değil. Hani beni onların kapı  eşiğinde gormustun de biraz kizmistin belli etmeden bana. Işte bu dayı şimdilik o akrabasının evinde kalıyor"dedim... "Oğlum "dedi dedem... "Sen var gir o eve haber ver yarin akşama dedem ve nenem  gelecek de "dedi. "Tamam dede" dedim. Ertesi gün öğlene dogru Zuhre'nin dedesinin evine uçar gibi gitmeye başladım...Tasköprüden gectim.Kıvrılan yolu astım. Nihayet Zuhre'nin dedesinin evine ulaştım. Kapıyı tiklattim. Az sonra kapıyı Zuhre açtı...Yüzüne düşen güneşi eliyle kapatırken sevinci etrafa yayılıyor gibiydi... "Hoşgeldin Tahir!" dedi. Gulumsemesini bir süre daha sürdürdü... "Hosbulduk Zuhre..
Dedemle nenem akşam size oturmaya gelecek dedene haber verir misin?" Zuhre ne diyeceğini bilmeden bir süre öylece kalakaldi...
"Tamam "dedi ve bir süre  sonra sonra gicirdayan kapıyı kapatmaya yakın  el salladı bana. Sonrasında kapı kapandığında ben dönüş yoluna başlamıştım...
Akşam olunca dedem nenem ve ben Zuhre'nin dedesinin evine doğru yürümeye başladık...Köprüye geldiğimize dedem ve nenem bir aralık soluklanmak için duruverdiler. Ecdat yadigarı köprü ye muhakkak ki dua ettiler... Yürümeye devam ettik... Elimde tuttuğum gaz lambası yer yer sallanıyor ve gölge dedemle nenemin gölgesine düşüyordu... Nihayet Zuhre'nin dedesinin evine ulaştık... Elimde gaz lambası ile kapiya bir kac kez vurdum... Neden sonra ev sahibesi olan teyze kapiyi açtı... Az otede dedem ve nenemi görünce :
-Buyrun  hoşgeldiniz" dedi. Dedem de "Selamun Aleykum Hayirli aksamlar" dedi. Zuhre'nin dedesi de "Ve aleykum selam hoşgeldiniz sefa geldiniz"dedi.
Dedem, nenem ve ben evden  içeri girdik ve divana buyur ettiler...
Dedem hosbesin ardından mevzuyu anlatmaya başladı...
Vakti zamanın da Yusufeli'den bir gugum almıştım.Bu gugum diğerlerine göre biraz ağırdı ve üzerinde  hikmetini sozler vardı.Uzun yıllar bu gugumu kullandık. Taki gercek sahibini bilmeden... Son sozlerle herkes dedeme dikkat kesilmiş ve sözlerini devamını merakla bekliyordu. O anda Zuhre,  elinde çay tepsisi ile mutfaktan çıkageldi... Üzerinde gül desenli elbisesi ile zarif adimlarla bizlerin yanina geldi . Elindeki çay tepsisi ni herkese tek tek uzattı.Zuhre sıra benim cayimi ikramda geldiği vakit dedem :
"Bu Tahir benim torunum" Zuhre'nin dedesi" bilirim onu yaman bir delikanlidir" dedi. Dedemin sözünü keser gibi yaparak. " Geçenlerde gugumle su getirirken evin önününe geldiği vakit  dusuvermis bizimkisi." Işte onda gugumu altındaki saklı goz eden şunlar seçilmiş yere dedi. Yaninda getirdiğİ gugumu gösterdi ve  ceketinin cebinden çıkardığı keseyi Zuhre'nin dedesine uzattı... Meraklı gözlerle keseyi açtıklarında gözlerine inanamadılar çil çil yüze yakın altın vardı burada... Dedem sözlerini şöyle sürdürdü:
" Bir de not varmış orada." Onu da uzattı dedem Zuhre'nin dedesine... Bir süre okudu onu ve ardından gozaslarini tutamadi.Öz babası tarfından ona yazılmış bir mektuptu.Ve dedeme  "Allah razi olsun "dedi... Bu babamın Kurtuluş savaşı öncesinde bizleri düşünerek biriktirdiği parasiydi.
Bizim ev geçenlerde yanmıştı. Bu yaşlı halimizle ne yapacağımızı kara kara dusunuyorduk. Allah sizleri gönderdi... O an Zuhre'nin gulumseyisi gördüm ya o mutluluk dünyalara bedeldi. Onu ilk kez mutluluktan ağladığını görüyordum. Gözyaşları guzel gözlerinden
pembelesen  yanaklarina akip haliya damliyordu...Bu manzara karşısında  evdeki hemen herkes dugulanmis ve agliyorlardi... Bir gugum ile belki de birkaç insanın hayatı değişmişti... Dedeme neneme ve bana çokça hayır duasi etiler... Bir saat olmuştu ki dedem müsaade istedi. Ve diğerleri de bizleri kapiya kadar ugurladilar... Zuhre bana gizliden el salladigini karaltida hafifçe hareket eden elinden anladım... Bir eve mutluluk bırakırken  kendi evimize Zuhre'den ayrılmanın burukluğu ile dönüyorduk... Kulağımda Zuhre' nin
eksiltili sözleri, gül bahçesinin düşlerinin ortasında bulunan beyaz bir gülün yanında kavusuyorduk. Beyaz gül Zuhrenin güzelliğini kıskanır gibi kızarıyor ve aniden dolunay tüm güllerin üzerine bir aydınlık vererek karanlık geceyi beyaza boyuyordu... Iki yıldız başucumuzda bizi izliyor gibi yakınımızda dururuyor ve titriyormus
gibi yaparak konuşmamızı dinliyordu...
Eve vardığımızda çok mutluyduk. Şu eşikte dusmeseydim belki de tüm bunlar yaşanmayacaktı. Her ışte bir hayır var muhakkak ki...
...

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
2020 Nisan ayında mutlaka yapacağın 3 şey?