Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
25 Mart 2020, Çarşamba 21:47 · 98 Okunma
87 1945 Mayısında Milli Eğitim bütçesi görüşülürken Emin - Sözümoki

87



1945 Mayıs'ında Milli Eğitim bütçesi görüşülürken Emin Sazak,"Köylere verilen enstitü mezunlarının kendilerini birer Atatürk zannettiklerini" söyledi.
Hasan Âli Yücel,bu eleştiriyi yanıtlarken,"Bu çocukların birer Atatürk olması temenni edilir" dedi ve sözü büyük toprak sahibi Emin Sazak'a getirdi:
"Emin Sazak arkadaşım,oturduğu yerden iç çekebilir;çünkü feodal sistemle idare edilmek isteyenler,ilkögretim davasını ." Köy enstituleri


"Sen gittiğinden beri dünyanın en guzel sözlerini işlemeli mendilin dinliyor. "
 Ebubekir Kuri -Zuhrename Ağıtlar

Enstitü günlerinde en guzel yanı  dersleri uygulamali öğrenmenin yanında;  Artvinli, Karslı ve Ardahanli arkadaşlarımla bir arada zaman zaman sohbetler ettiğimiz  ve hikayeler anlattığımız anlardı... Bir seferinde Zuhreye yazdığım bir şiiri okumuştum da okul arkadaşlarım çok sasirmislardi... Karslı Adem :Bu şiiri sen mi yazdın Tahir! dedi. Ben de onu onaylar gibi gulumsedim. Ağrılı Canip ise Tahir bu şiiri sakın idare görmesin ve duymasın yoksa enstituden atilrsin sonra... Belliki şiire yeteneğin var. Ama bunu herkese söyleme ve heryerde okuma benden söylemesi dedi ve Karsin duzlerinde inekleri otlatan cobanin yanık yanık çalan kavalinin ezgisine bıraktı kendini...

Tüm bunlar bir yana şiiri bitirdigimde bir süre beklemistim ve hemen ardından onların yüz ifadelerini gozlemistim. Gördüğüm bu görüntü Anadolunun birebir kopyasi gibiydi.Şu harika ani hicbir ressam resnedemezdi.Hani Orak  zamanin bir dinlenme anında bir esinti duyarsınız ve ferahlarsiniz aynen öyle iste. Anadolu rüyasını başka başka illerde aynı gece gören gözler ve dimaglar vardı karşımda... Turkiye nin egitimi ve edebiyati sanati ve kultur ve irfanindan her söz açıldığında bu gözler gelecekti aklıma...

Marangozluk kolunda bulunan Daver, Şekip, Gavsi ve Murtaza enstitünün ilk günlerinde okulun seyyar tuvaletini uzun uğraşlardan sonra yapmışlardı... Bunun bir yerden bir yere taşınması bir hayli yorucuydu. Geçen gün dersleri açık havada işlemeye karar veren Matematik öğretmenimiz in derslerinde anlattığı bilgileri uygulamak için guzel bir örnek vermişti... Daha önce yaptığı maket evin ebatlatini bizlere anlattı... Şimdi bizlere de o ev gibi bir maket ev yapmamızı istedi. Yadigar öğretmenimizin yapmis oldugu bu maket ev, 17. Yuzyil gekeneksel Türk evlerinin en guzel örneği olan Safranbolu evlerini animsatiyordu... Gerekli malzemeler yanımızda bizlerle birlikte getirilen ve açık havada şaşkın bakışlarla kimi zaman otlayan kimi zaman ise bizlere bakan şu  eşeğin sirtiyla getirdigiydi.
Güneş iyice yüzünü gösterdiği vakit Karsin uçsuz bucaksız platosu bizlerin hesapları ve ölçüleri ile daha bir anlam kazanıyordu... Gökte belli belirsiz görülen kazlarin çığlıklarıni en az bizler kadar tahta da yani bizim esrk te merakli gozlerle izliyordu. Bazen de bir ses duymus gibi uzun kulakları dikine tutuyor ve etrafı dinliyordu...
Mahmut, Ziver, Harun gibi benim yaptığım Safranbolu evleri  bizim adeta bir parçamız olmuştu... Bu evleri bu kadar guzel olacağını ve begenilecegini hiç tahmin etmiyordum... Öğretmenimiz Yadigar bey bizleri tebrik ve takdir etti...

Iki gun sonra patates ekimi vardı ve ben nenenim patatesleri hatırlayıp köydeki günlerimi hatırladım hüzünle...
Nenemin ve dedeme henüz mektup yazmadım. Onları da en gönlümün  kandil çiçeği olan Zuhre kadar çok ama çok özledim.Neden mi kandil çiçeği diyorum. Bunun sebebi, uzaktan bakıldığında bu çiçeğin mum gibi görünmesinden dolayıdır.Uzun satırların belli belirsiz rüyasında ölmek gibiydi onlara olan ozlemim. Köyde hani Niyazi dedenin Yusufeli nin kurtuluşu için kahvede okuduğu Yusufeli Seferberlik destani geldi aklıma huzunlendim...

1943 yılına kadar Turkiye'de köyde elektrik yoktu. Herkes aydınlanmak için gaz lambaları kullanmaktaydı. Bu sıkıntıdan kurtulmak için Cilavuz Köy Enstitü’nün fizik öğretmeni Remzi Çakır, okul müdürü Halit Ağanoğlu ile konuşarak köye elektrik santrali yapma fikrini bildirir.Teknik eleman talebinde bulunan Ağanoğlu, bu işten anlayan biri gönderilmeyince, Çakır’ın da verdiği cesaretle birlikte santralin kurulmasına karar verirler.
Enstitu Müdürümüz Ağanoğlu ve Çakır, birlikte bir sırık, bir şakul, bir saat, bir avuç da saman kullanarak, suyun yüksekliğini, saniyedeki miktarını ölçmeyi başlarlar. Yedi buçuk metre yükseklikten en az altı yüz ila bin litre arasında su alınabilecekti. Ki, bu kırk, elli beygirlik bir kuvvet demekti. Bu kuvvetle de Enstitü bol ve parasız ışığa, radyoya, sinemaya kavuşacak, atölyeleri hareket için gerekli olan enerjiyi yine parasız elde etmiş olacaktı. Aynen de öyle oldu...

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
Sorunları görmemezlikten gelmek mi? Çözmek mi? Duruma göre mi? Neden?