Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
20 Nisan 2020, Pazartesi 19:00 · 88 Okunma
96 Köy enstitüleri, Kemalist devrimin ürünüdür. Orada veri - Sözümoki

96

"Köy enstitüleri, Kemalist devrimin ürünüdür. Orada verilen eğitim, sadece içerik olarak değil biçim olarak da Demokratik kültürün yerleşmesine büyük katkı yapmıştır. Zaten Kemalist eğitimin amacı belliydi. Amaç, "ümmet" anlayışına sahip bir topluma Ulus bilinci kazandırmak, kulu yurttaşa dönüştürmekti."
Ahmet Taner Kışlalı
Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi

Enstitüde yaz tatili icin verilen 30 günlük sürenin bitimine bir hafta kalmıştı...Bu bir haftalik surenin bir diger anlami da gonlumun sakli incisi olan Zuhre'den yine ayrilacak olmamdi.Bir düşün ortasında uyanmak gibi birşey bu... Yaz yagmurunun bereketli taneleri susuzluktan kurudu kuyuyacak masum çiçeklerin sessiz cigligina yetişmişti...Yaz ortasında kimi zaman böyle yağışlar ilkbahara hasret çiçekleri uykudan uyandiriverir ve bir  düş mevsimini andıran günleri yasatirdi gören gözlere... Doğa yeniden uyandırdı adeta... Yağan yağmur dağların sakli güzelliklerini bir bir ortaya dökerdi... Daglar tepeler çiçeğe durur ve sevda türküsü dolanirdi dilime... Sonra Zuhre için guzel çiçeklerden bir demet yapmaya koyulurdum... Ama çiçekleri koparmaya da kiyamazdim. Böyle zamanlarda imdadına hep alti notu yetiştirdi... Zuhre çok ama çok severdi... Şu dünyada bir tek bu çiçek kalsa ona hediye verebilmek için yine de onu mutlu etmeye değerdi... Sebebini bir türlü çözemediğim Zuhre ile altin otu aradindaki bu bağ bana kadim bir dostluğun yegane nişanesi gibi gelmeye başlamıştı... Benimle hırçın Çoruh arasindaki kadim bağ gibiydi sanırım bu...
Enstituye gitmeme bir hafta var ve ben gollukteki pirinç hasatina az bir zaman kala sıtmaya yakalandim. Ziver, Mahmut Harun, Mahmut Alımoglu ve tüm sevdiğim arkadaşlarım ziyaretime gelmişlerdi... Aslında enstituye başladıktan sonra pek arkadaşım yok sanıyordum ki bu kanimda Gani Ağa ve avanesinin payı bulunmuyor değildi...
"Iki gun ağır hasta olarak yatttin ogul" dedem ve nenemi degimiyke... Küçükken de sıtma olmuştum lakin bu beni daha çok etkiledi... O iki günlük zamanın ilk günlerinde orta mahalleye Bursa'dan gelen Şerafettin Mercan dedeyi arayıp bulmuş dedem... Bu dede Bursa'da uzun yillar hocalık yapmıştı... Belki iyi gelir diye haber vermişler. O da gelip kuranı kerimden ayetler okudu ve ardından da dua etti... Ben onu hayal meyal hatırlıyorum. Yüzünde ve bembeyaz sakallarında bir nur vardi sanki. Bir de" Tilmiz" demişti bir süre. Tilmiz Tilmiz Tilmiz...Diline pelesenk olmuştu bu söz... Neden bana bu şekilde hitap ediyor anlayamadım...

Güneş ışıklara tepelere düştüğü bir Cuma sabahı kendimi iyi hissetmeye başladım... Dedem sabah namazını kılmak için uyanmış ve bu arada da bana bakmıştı bir süre...     Yatagimdan dogruldugumu görünce telaşla ne olduğunu sormuştu dedem... "Bu gün çok iyiyim dede, kendimi biraz iyi hissediyorum... "Dedemin yüzündeki tatlı mutlugun tarifi o an için yoktu yada ben öyle düşünüyordum... Sabah namazını kıldım ve ardından dua ettim. Pencereyenin önünde civildasan kuşların sevinç yumağı odanın içinde duyuluyordu...Şafak söküyor köy ile doğa da yeniden uyandığını haber veriyordu...Gökyüzünde bu an için tek bulut yok... Gökyüzüne bu zamanlar her baktığımda Zuhre'ye duydugume derin aşk geliyor. Özlüyorum onu her an.Seviyorum onun her halini...Sonra gözlerimi kapatıyorum. Isimsiz duslerimin kahramanı Zuhre yıldızı basucumda belirirdi. Bu ne kadar sürer ne kadar devam ederdi bilmiyorum ama bildigim tek şey Zuhre yıldızı ile birlikte Zuhre de geliverirdi basucuma... Tatlı gulusuyle bilmediğim hikayeler anlatır ben de onu dinlemeye bayilirdim...

Şerafettin Mercan  dedenin kahveye nadiren  uğruyordu. Işte bu gün de öyle  bir gün diye düşünmüştüm yoksa  eskimiş sandalye de oturmazdi... Ben de kahveye uğramadan taskopruye gitmeye koyuldum... Adimlarim siklastikca Coruh öfkesini yenemeyen bir adam hircinligindaki sesini dağa gür istiyordum... Nihayet taskopruye geldiğim vakit durdum... Durduğum vakit arkamdan ayak seslerini hiç mi hiç isitmedigim ama Su an tam yanımda duran Şerafettin Mercan dedemin geldiğini gördüm... "Selamun Aleykum Tilmiz. Iyi aksamlar..."
" Ve Aleykum selam dede" dedim... Bakışlarına bakılırsa bana bir şey söyleyecekti ama bunun doğru zaman mi olduğunu düşünüyor gibiydi. Veyahut ben öyle hissetmiştim... Birşey söylemeden taskopruden bu kez yavaş adımlarla yürümeye başladı. Yürüyüşü bana tanidik bir kişiyi çağrıştırıyordu ama kim olduğunu bir türlü hatırlayamıyordum...
Enstituye çok özlediğimi taş köprüden büyüleyici güzellikteki dolunayin göründüğü günlerde anladım... Çünkü ilk senemde uçsuz bucaksız Kars'in platosunda da dolunayin  seyretmiştim... O an içimden ne geçirdiğimi cok iyi hatırlıyorum...   muhakkak ki iyi dileklerim olmuştur... Ama şimdi Zuhre'den sanki suradaymis gibi ayrılıyorum...Ayrılık provasını taskoprude yapacağım hiç aklıma gelmezdi... Dolunay, yıldızlar, karanlıkta devasa görülen  yalnız tepeler, uykuya haset gözler, aşıkların sevda türküleri, ağlayan bebeklerin acı çığlıkları, hal hatır sormayan hayırsız evlatların bed kahkahaları, kumarbazlar, serkesler, muptezeller, katircilar, kaçakçılar, helal ekmek için kömür ocağında çalışanlar, uykuyu unutan fırıncılar... daha sayamadigim onca kişiyi  Allahın eseri olan şu gece bağrında tutuyordu...

Bugün Şerafettin Mercan dedeyi kahve önünde birşeyler konuşurken görmüştüm... Muhakkak birşey var diye iç geçirdim...Gün çekilip geceye kavuşunca dedemin kitapliginda kitapları karıştırırken dedemin geldiğini gördüm. Divana oturdu ve söze başladı:
-Biricik torunum Tahir. Cigerparem ve ümidim... Bugün Şerafettin ile konuştum.Cilavuz daki enstituyu birakip bu yil acilacak Imam Hatip okuluna gitmenin daha hayırlı olacağını dile getirdi... Sen de diğerlerinde olmayan bir ışık görmüş  dedi. Bir süre sustum... Geceye söyleyecek çok sözüm vardı anlaşılan...Hasta olduğumda Şerafettin Mercan dedenin basucumda sürekli Tilmiz demesinin nedenin şimdi daha iyi anlıyordum... Sonraki günlerde de birşeyler söylemek için peşimde gelip sonra sessizce ayrılmasının hikmetini şimdi daha iyi anlıyordum...

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
Kadın hakları en iyi nasıl savunulur?