Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
21 Nisan 2020, Salı 14:28 · 86 Okunma
97 Köy Enstitüleri 600 yıllık Osmanlı devletinin ümmetleşt - Sözümoki

97

"Köy Enstitüleri 600 yıllık Osmanlı devletinin ümmetleştirdiği ve suskunlaştırdığı bir halkın uyanışına ve kurtuluşuna öncülük etmiştir.

Köy Enstitülerini bitirenler arasında edebiyatımızın yüz akı sanatçıları çıkmıştı; Fakir Baykurtlar, Mahmut Makallar, Dursun Akçamlar, Adnan Binyazarlar, Talip Apaydınlar, Mehmet Başaranlar…” “…Saymakla bitmez. Yetersiz bir sistem nasıl olur da böyle ürünler verebilir?”
Prof. Server Tanilli

Reşat Şemsettin Sirer, Hakkı Bey, bu köylü çocuklarını neden okutmak istiyorsun diyor. Hakkı Bey demiş ki: Ne demek? Nasıl okutmayabiliriz? Elbette okutacağız!. Reşat Şemsettinin yanıtı şu olmuş: Okusunlar da gelip bizi öldürsünler mi istiyorsun?

Ikinci seneninin ilk günleri daha da zor geçmeye basladi... Özellikle Hasan Âli Yücel’in yerine getirilen Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, Tonguç’a ve Köy Enstitülerine diş biliyordu. Köy Enstitülerini diğer okullardan ayıran özellikler “İş Eğitimi”, “öğrencilere Okuma Bilinci kazandırılması”, “Eleştiri özeleştiri”, “okul yönetimine katılma ve örgütlenme” gibi uygulamalara son verildi.Buna birçok arkadaşımla beraber ben de üzülmüştüm...
1947-48 öğretim yılında Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmasi icin uygun ortam hazırlanmış  olacak ki  1947’de  Ankara  Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı ve hemen ardından  Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenler apar topar askere alındı ve % 25’i yedek subay hakları gasp edilerek çavuş çıkarıldı.
1947'da enstitülerin yönetici ve öğretmenleri değiştirildi. Okulumuzdaki edebiyat tarih öğretmenlerimiz başka yerlere tayin edilmişti.... Ardından 2 bin öğrenci sınıfta bırakılıp enstitülerden uzaklaştırıldı. Bunlarin belki de en hazini Sirer in köy çocuklarını kamyonlara doldurup köylerine yollamaları olmustur. Bunu her duydugumda icim acir yuregim  kanar içten içe... Sonra o masumlarin  babalarına tazminat davaları açıldı...
1947'de çıkarılan 5117 ve 5129 sayılı kanunlarla köylerde görev yapan enstitülü öğretmenlerin kurumlarıyla ilişkileri kesildi. 20 Mayıs 1947 günü enstitü kitaplıklarında arama yapıldı ve sakıncalı görülen kitaplar ayıklanıp yakıldı! O gün bahçede etrafa yayılan müzik ezgileri de  bir daha yankilanmadi...Yapı ve ziraat  uygulama derslerimizin de saatleri azaltilmis ve muhteviyati daraltilmisti.

Ziverin yakin arkadaşı Suayip'in  belirttiğine göre gerek kendisi hatta kendisinden üst sınıflar dahi komünizmin ne olduğunu dahi bilmiyorlardı.Komünistlik “kan bağı olanlarla ilişki kurmak, çok kadınlılık şeklinde tarif ediliyor”, bilinenler de bununla sınırlı kalıyordu. Oysa Enstitü‟deki öğrencilerin büyük çoğunluğu dinin toplumsal denetiminin oldukça güçlü olduğu köylerden gelmişlerdi.Bu şekilde  duydukları komünizmden “tiksinmeye” baslamıslardı. Komünist olarak bildikleri tek bir kişi vardı, o da kendilerini komünistlikle suçlayan ve ahlâksızlıklarıyla bilinen bölge insanlarından “Yüzsüz ” diye bilinen kişiydi. Öğrencilerin komünizmle ilgili en ciddi bilgisi Rusya'daki komünizmin Türklüğün tarihsel düsmanı olmasıydı. Buna rağmen bu cadı avı sonunda bazı öğretmenler, bazı öğrenciler düzmece suçlarla baska enstitülere sürülmüslerdir. Anılarında bu olayları öznel bir çerçevede anlatan Mahmut Saral‟ın basına komünistlik meselesi yüzünden daha
“Diktiğimiz ağaçların büyümesi, meyve vermesi, sebzelerin, tarla bitkilerinin ürün vermesi bize basarmanın gururunu yaşatıyordu . Basarılar çalısma gücümüzü kamçılıyordu. Traktörü, teknik tarım araçlarını ilk kez enstitüde görüyorduk. Bilimsel tarım çalısmalarını, makineli tarımı, kimyasal gübre kullanmayı, cagdas tavukçuluğu, cagdas arıcılığı; buyukbas, kucukbas hayvancığı; tarımda ilaç, gübre kullanmanın önemi ilk kez burada görüyor, öğreniyorduk. Sulu tarımın önemini uygulayarak kavrıyorduk. Cagdas teknik tarıma geçisin ilk çalısmaları köy enstitülerinde öğreniliyor, dalga dalga köylere doğru yayılıyordu. Tüm bu çalısmalar köylerimizin köylülerimizin aydınlık yarınları için yapılıyordu. Köylüyü eğitm gelirini arttırmak, teknolojiyle tanıstırmak köylünün gönenci içindi. Köylere teknolojiyi götürmek, bunu eğitimle desteklemek köyün gelismesini çağdaslasmasını sağlayacaktır...
Koy enstituler ile ilgili eleştiriler şunlardı :Köy Enstitülü öğretmenler, pek çok yerde köyün ileri gelen varlıklı kimselerine, aksakallara ve din adamlarına “hâkim düzenin adamları” gözüyle bakmış, onların geleneksel olarak yaşattığı inanç ve uygulamaları, geçiş dönemlerine ait doğum, sünnet, düğün ve ölüm gibi muhtelif törenlerini tarihî ve dinî kökenlerine bakmaksızın tamamıyla hurafe kabul edip aşağılamışlardır. Enstitü zihniyetine sahip kimselere göre “zındıklık, yobazlık, gericilik ve cehalet” her köy için ortak bir şablon olarak düşünülmüştür. Yıllarca bitmeyen bu söylem ve değişmeyen yöntem analitik düşünmeye ve bilimsel değerlendirmelere de kapalıdır. Köy Enstitülerindeki kız ve erkek öğrencilerin birbirleri ve öğretmenleriyle tekellüfsüz ve saygı sınırlarını aşan münasebetleri halk tarafından yadırganmış ve çağdaşlık adına başka türlü anlaşılmasına âdeta zemin hazırlanmıştır. Bu yüzden veliler bir süre sonra Köy Enstitülerine kız öğrencileri göndermemeye başlamışlardır. Köy Enstitüleri uygulaması bu bakımdan el yordamıyla gerçekleştirilen iyi planlanmamış bir teşebbüstür. Bütün bölge ve yörelerdeki Türk köyünün ve köylüsünün sosyo-kültürel yapısını tanımadan kendilerine ezberletilen ideolojik kalıpları tek doğru kabul edip uygulamaya kalkışan öğretmenler bekledikleri sonucu alamamışlardır. Yüzlerce yıllık Türk sözlü kültürünün ve örfünün nesilden nesle aktarıldığı ve hayatın her safhasını çekip çevirdiği Türk köyündeki üretim, sosyal ve ahlakî değerler sistemini yok sayarak kendi doğrularını empoze eden Köy Enstitülü öğretmenler, Türk köylüsünün sakin, ancak selim ve emin bir direnciyle karşılaşmışlardır. Bu direnç Türk milletinin irfanıyla ve kolektif şuur altında var olan yorumlama ve değerlendirme becerisiyle sağlanmıştır. Yani Köy Enstitülü öğretmen ve programın uygulayıcıları, Anadolu’nun vatanlaşmasında ve bütün savaşlarda fedakârca görev alan “derin Türk köyü ve köylüsünü” tanıyamamışlar, dolayısıyla dayatmalarından sonuç alamamışlardır...

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
1 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
Kadın hakları en iyi nasıl savunulur?