Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
24 Ocak 2020, Cuma 20:57 · 134 Okunma
ANDA KALAMAMAK - Sözümoki

ANDA KALAMAMAK


Bir radyo programcısı, seneler önce her gün şu meşhur söz ile kapanışı yapardı: “Dün gitti, yarın gelmedi, ânı yaşa” Belki de hâlâ bu sözü söylüyordur. Benim de çok hoşuma giderdi ve onunla birlikte tekrarlardım bu cümleyi.
Ânı yaşayabilmek; hayatın tadını çıkararak, doya doya yaşamaktır. Tabii bu cümlelerim ‘vur patlasın çal oynasın’ bir yaşam tarzından bahsetme olarak algılanmasın. İfade etmek istediğim şey; anda kalabilmek...
Yine internette meşhur bir fotoğraf dolaşır birkaç yıldır; kalabalık bir insan kitlesi, genç ve orta yaşta birçok insan hayretle aynı yöne doğru bakarlar. Bakarlar lâkin ellerinde telefon, o ânı ‘ölümsüzleştirebilmek' adına fotoğraf çekerek, videoya kaydederek telâş içinde belki de tam olarak ânın tadına varamazlar.
Önde de bir yaşlı teyze, kollarını demir parmaklıklara dayamış ve büyük bir keyif içinde ânın tadını çıkarmaktadır. Diğer insanların yüzünde bir telaş ifadesi hakimken, onda sükûnet ve mutluluk hakimdir. Çünkü ânını olması gerektiği gibi yaşadığı için halinden son derece memnundur.
Bu da demek oluyor ki; teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte anları doyasıya yaşayamayan insanlara dönüştük. Eskiden geceleri odaları gaz lambasının loş ışığı aydınlatırdı ama insanlar belki birbirinin gözlerine daha anlamlı bakar, birbirleriyle daha keyifli muhabbetler ederlerdi. Elektriğin gelmesiyle gece evlerimiz daha çok aydınlandı, birbirimizi daha rahat bir şekilde görmeye başladık fakat fiziken ne kadar yakın olsak da gözlerimiz artık birbirine bakmaz oldu televizyondaki dizilere bakmaktan...
Önemli, heyecanlı, sevinçli bir şey anlatmaya çalışırken aile bireyinin gözlerinin ve aklının TV’de olması canımızı sıktı çoğu zaman. Hele akıllı telefonların baş tacımız olması, bizleri daha da uzaklaştırdı birbirimizden. Arkadaşınla ya da aile bireyinle tam göz kontağı kurmuşsun, muhabbetin en koyu yerinde cep telefonu çalar, arkadaşınız önemli olduğunu söylediği telefonu açar konuşmaya başlar ve bütün büyü bozulur. Tabii bu durumda sen de bozulur ve kendini ikinci plana atılmış gibi hissedersin. Sonra alırsın eline akıllı telefonunu, sosyal medyada gezinmeye başlarsın.
Dönüşte “ee nerde kalmıştık!” denir ama artık konuşmak için eski heves ve istek kalmamıştır. Bundan rahatsız olmamıza rağmen biz de aynı yanlışı defaatle yapmışızdır yakınlarımıza.
Şahsen ben mümkün mertebe birisi ile konuşurken, çalan telefonumu meşgule atarak açmamaya özen gösteririm hatta telefonun sesini kısarım ancak önemli bir şey olabileceği düşüncesiyle açtıklarım da oldu elbet.
Bazen de telefonda birisi ile muhabbet koyulaşır, karşı tarafın birden sesi soluğu kesilir ve anlarsın ki sosyal medyaya ya da gelen mesajına bakıyor. Nerde kaldı saygı, nerde kaldı muhabbetin ve ânın tadı...
İşin bir de depresyon ve anksiyete tarafı var; depresif insanlar geçmişi çok fazla düşünerek, anksiyetesi yani kaygısı olan insanlar da geleceği fazla düşünerek anda kalamazlar.
Velhâsıl anda kalamamak, çağımızın bir hastalığı haline gelmiş durumda. Günde birkaç saat telefonlarımızı ve televizyonları kapatarak; yalnızca elimizdeki kitaba ya da muhabbet ettiğimiz kişiye odaklanarak anda kalmayı, ânın tadını çıkarmayı başarabiliriz.


Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
1 kişi beğendi ·
Yazarın diğer paylaşımları;
Burcun ne ve en iyi anlaştığın kişilerin burcu ne?