Bir zaman gelir... Kendini savunmaktan yorulursun. Doğrularını ispatlamaya çalışmaktan, iyi niyetini açıklamaktan, sessizliğinin bile yanlış anlaşılmasına alışmaktan...
İşte o gün anlarsın; herkes seni kendi yüreğinin aynasında görür. Kalbi temiz olan, sende iyiliği bulur. Kalbi kırık olan, sende suç arar. Kalbi karanlık olan ise, ışığı bile rahatsızlık sanır.
Sonra konuşmayı bırakırsın. Çünkü bazı insanlar gerçeği duymak istemez; sadece kendi kurdukları hikâyeye inanmak ister. Sen ne söylersen söyle, duymaya hazır olmayan kulaklarda her kelime boşa düşer.
Ve bir gün sadece gülümsersin. İçinden sessizce: "Hepiniz haklısınız." dersin.
Bu bir yenilgi değildir. Bu, gereksiz savaşlardan çekilmenin olgunluğudur. Çünkü insan en çok, kendini anlamaya niyeti olmayanlara anlatırken tükenir.
Artık ne kırgınlığını anlatırsın, ne gözyaşının sebebini, ne de yüreğinde taşıdığın yükü... Bırakırsın herkes seni bildiği gibi bilsin. Çünkü seni gerçekten sevenler açıklama istemez, anlamak isteyenler ise zaten sessizliğini bile okur.
Hayat bana şunu öğretti: Her yanlış anlaşılmayı düzeltmek zorunda değilsin. Her iftiraya cevap vermek, her yargıyı değiştirmek zorunda da değilsin.
Bazen en güçlü cümle, hiç kurulmayan cümledir. En ağır cevap ise, derin bir sessizliktir.
Çünkü zaman, insanların susturmaya çalıştığı hakikatin en sabırlı şahididir. Ve gün gelir... Sen hiçbir şey söylemezsin, ama hayat senin yerine konuşur.