Savaş meydanlarında insanı asıl yıpratan mermi sesleri değildir. Alışılır zamanla; korkuya da, açlığa da, soğuğa da bir gün beden alışkanlık kazanır. Ama hiçbir zaman alışılmayan bir şey vardır: yanı başında yürüyen birinin bir gün orada olmaması.
Güven, sessizce inşa edilen bir şeydir. Ne zaman kurulduğunu bilemezsiniz; bir bakışla, bir yardım eliyle, paylaşılan bir ekmekle başlar. Ama yıkıldığı an gürültülüdür, sarsıcıdır. Çünkü güvendiğiniz biri gittiğinde, sadece o insanı değil, ona yaslanan bir parçanızı da kaybedersiniz.
İnsan, yükü taşımaya alışkın bir varlıktır. Omuzlarına ne konursa konsun, bir yolunu bulup taşır. Asıl ağırlık, yükün kendisinde değil, o yükü paylaşacak kimsenin kalmamasındadır.
Belki de hayatın en büyük sınavı, savaşmak değil; savaşırken yanınızda kalanları kaybetmemektir. Çünkü meydanlar unutulur, yaralar iyileşir, ama bir güvenin kırıldığı yer, içeride hep açık kalır.