İnsan, acının kıyısında dururken konuşmayı sever.
Uzaktan bakınca her yara küçüktür,
her yük taşınabilir,
her sabır öğütle ölçülebilir sanılır.
Oysa ateş, içine düştüğün yerdedir;
dumanı başkasının gözüne bile değmez bazen.
Yaşamadığın bir sızıyı anlatmak kolaydır,
çünkü bedelini sen ödemiyorsundur.
Geceyi uykusuz geçirmeyen,
sabahın ağırlığını da hafif sanır.
Kırılmamış olan,
“güçlü ol” demeyi erdem zanneder.
Akıl verenlerin çoğu,
ateşin ne kadar yaktığını bilmez;
sadece külden bahseder.
Sabır derler,
ama sabrın kaç kez can yaktığını saymazlar.
Geçer derler,
ama neyin içinden geçilmesi gerektiğini söylemezler.
Gerçek anlayış,
aynı ateşten geçmiş olmaktan gelir.
Aynı yanık izini taşımayan,
acıya tam adını koyamaz.
Bazen susmak en doğru öğüttür,
bazen sadece yanında durmak.
Çünkü bazı acılar çözüm istemez,
şahit ister.
Ve ateş senin bağrında yanmıyorsa,
en doğru söz bile
bir yabancının sesi gibi kalır.