Ben sana kavuşmayı öğretemedim,
ellerim uzanmayı bildi de
sen tutmayı bilmedin belki.
Mesafeler aramıza duvar oldu,
ben tuğla koymadım ama
sen susarak harç sürdün.
Ben sana sabrın dilini anlattım,
beklemenin, inanmanın,
bir ismi dua gibi taşımanın ne demek olduğunu…
Ama sen rüzgârı seçtin,
ben kök olmayı.
Şimdi diyorsun ki “gitmek de var.”
Var elbet.
Gidenin ayak izi kalır toprağında,
ama kalan, o toprağı terk etmez.
Ben sana kavuşmayı öğretemedim belki,
aynı göğe bakmayı,
aynı hayali aynı cümlede büyütmeyi…
Ama sen bana ayrılmayı öğretemezsin.
Çünkü ayrılık bir mesafe değil,
bir vazgeçiştir.
Ben vazgeçmedim.
İnsan sevdiğinden uzak düşebilir,
ama sevgisinden düşmez.
Ve bil ki;
ben kalbimdeki yerini söküp atmayı bilmem.
Gitmek senin tercihin olabilir,
ama içimdeki seni
benim kaderim silmez.