Babamın elleri…
Dünyanın en tanıdık, en güvenli yeri…
Ne zaman gözlerimi kapatsam önce o eller gelir aklıma.
Çatlak ama yumuşak, güçlü ama merhametli, yorgun ama hep koruyan…
Onun elleri kocaman değildi; dev gibi görünmezdi.
Ama o eller, benim çocukluğumu, korkularımı, neşemi, hayatımı taşıdı.
Bir kere bile canımı yakmadı o eller.
Bir kere bile sertlik bilmedi.
Sadece sevdi, okşadı, saçımı düzeltti, omzuma dokundu, “Kızım… halledersin sen” dedi.
Babamın elleri, alın teriydi.
O eller çalışır, çabalar, yorulur ama benim üzerime geldiğinde bütün yorgunluğunu unuturdu sanki.
Sanki ben, o ellerin en huzurlu yeriydim.
Bazen fark etmezdim ama…
Ben büyürken o eller küçülüyordu.
Ben güçlenirken o eller yoruluyordu.
Ben ayağa kalkarken o eller titremeye başlamıştı.
Ve şimdi…
O elleri tutamadığım günün acısı hâlâ içimde.
Hâlâ o sıcaklık avuçlarımda yanıyor sanki.
Bazen elim boş kalıyor, bazen elim üşüyor…
Çünkü en çok babamın eli eksik artık