Babam gidince…
Dünya susmadı aslında, ben sustum.
Dışarıdan bakınca herkes aynıydı; sokaklar, ev, eşya, insanlar…
Ama benim içimde bir şey kırıldı ve o ses hâlâ duyuluyor.
O gün hastaneye koştuğum yol…
Bitmek bilmeyen bir yoldu.
Sanki ayaklarım ilerlemiyor, saniyeler inmiyor, nefesim çıkmıyordu.
Etraf kalabalıktı ama ben tek başıma kaldım.
“Babam yok” cümlesi, hayatımın en ağır yükü oldu.
Sonra günler geçti…
Ve ben babamın yokluğunu sessizlikte duyar oldum.
Bir ses çıkmıyor ama içimde yankılanıyor:
“Baba olmadan nasıl dayanılır?”
Evin köşeleri onun kokusunu arıyor.
Sabahlar onun sesini…
Geceler onun nefesini…
Ben ise hâlâ onun adımını duyacakmışım gibi kulağımı kapıya veriyorum.
Hiç kimse anlamıyor, kimse hissedemiyor.
Çünkü herkes babasını kendi kadar sever.
Ama benim babam bambaşka biriydi…
Onun yokluğu, bana hayatın en büyük eksikliğini öğretti.