Dört ayak duruyordu kadim bir şehrin kalbinde,
Taştan, zamandan, tarihten bir sessizlik yükseliyordu.
Bir gün, o sessizliğe bir insan ayak bastı;
Yüreği adalet, nefesi hakikat kokuyordu.
Minarenin gölgesine bir ayak daha eklendi o gün,
Taş değil canla, sözle, onurla yazılmış bir ayaktı. Adı Tahir’di…
Ten rengi değil, vicdanının rengi konuşurdu; Elçi’ydi…
Barışın dili olurdu sulanmamış topraklarda.
Sözleri merminin önünde durdu bir gün,
Bir şehir sustu, güvercinler şaşkın.
Fakat adaletin izi, kanla değil,
Onun bıraktığı hakikatle kaldı taşlarda.
Dört ayaklı minare bakıyor hâlâ,
Her ayak bir tarihe tutunur, bir acıya…
Ve beşinci ayakadı Tahir Elçi
Artık bir taş değil, bir yemin:
“Bu şehir düşse de, adalet düşmeyecek.”
Rüzgâr eser Diyarbakır’da,
Her köşebaşı onun adını fısıldar.
Şehirler unutsa bile,
Vicdan unutmaz.
Çünkü bazı insanlar ölmez...
Sadece bir ayağa dönüşür;
Bir milleti ayakta tutan en sağlam yer olur.