Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
(Bir nefes al. Sessizliği dinle. İçindeki o eski, unutulmu - Sözümoki
30 Ocak 2026, Cuma 18:17 · 8 Okunma

(Bir nefes al. Sessizliği dinle. İçindeki o eski, unutulmuş şeyleri hatırlamaya çalış.)



Para… İlk başlarda avuçlarımızda tuttuğumuz küçük, soğuk bir metaldi. Karın doyurmak, sırtı giydirmek, başını sokacak bir dam bulmak için. Araçtı. Sadece bir araç. Bir nehrin karşı kıyısına geçmek için kullandığın, sonra bıraktığın bir sal gibi.

Sonra… Sonra o sal, birden gemin oldu. Üzerine bayraklar çektin, kuleler diktin. Onunla övündün. Onunla ölçüldün. “Ne kadar büyük gemin var?” diye sordular. Ve sen, o geminin sen olduğunu sandın. Paran, senin büyüklüğün, değerin, varlığının kanıtı oldu. Amaç oldu.

Ve şimdi… Şimdi o gemi öyle bir girdaba kapılmış ki, dönüyor, dönüyor. Girdabın dışında ne var, bilmiyorsun. Girdabın merkezinde ne var, umursamıyorsun. Sadece dönüyorsun. Süslü, ışıltılı, hiç durmayan bir dönüş bu.

Ve o girdabın etrafında, duvarlarda, gökyüzünde, ellerinde, gözlerinde sürekli bir fısıltı:
“Eksiksin.”
“Yetersizsin.”
“Şunu al, tamamlan.”
“Buna sahip ol, var ol.”

Sabah uyanıyorsun, telefonun ekranı “Eksiksin!” diye bağırıyor. İşe gidiyorsun, vitrinler “Yetersizsin!” diye fısıldıyor. Akşam kendini dinlemek için açtığın dizi, “Bak, senin hayatın böyle olmalıydı!” diye haykırıyor. Bir battaniyenin altına sığınmak istiyorsun, reklamlar o battaniyeyi 99 çeşit renkte, 12 farklı teknolojik özellikte sunuyor. Sıradan, naif, yün kokulu bir battaniye bile artık “yeterli” değil.

Ve soruyorsun: “Gerekli mi?”

Ruhunun derinliklerinden gelen o küçük, titrek ses: “Hayır,” diyor. “Ama yalnızım.”

İşte tüm mesele bu. Aldığımız her fazla şey, çoğu zaman, bir boşluğa atılan çakıl taşı. “Alışveriş terapisi” dedikleri şey, aslında “yalnızlık ve anlamsızlık diyalizi”. Bir anlığına o boşluğun sesini bastırıyor. Kutuyu açma heyecanı, poşetin hışırtısı… Sonra geçiyor. Ve o ses, daha derinden, daha güçlü geri geliyor: “Hala buradasın. Ve hala eksiksin.”

Peki ya gerçek ihtiyaç? O, ses değil ki. O, sesten uzak. O, bir dinginlik hali.

Gerçek ihtiyaç:

· Gün batımını izlerken göğsünde hissettiğin o tarifsiz genişlik.
· Sevdiceğinin saçını okşarken avucuna düşen sessizlik.
· Toprağı eşelerken parmak uçlarında uyanan kadim hafıza.
· Karnı tok, sırtı pek, bir dostla çayını yudumlarken için dolan “yeterlilik” duygusu.

Bunların fiyat etiketi yok. Bunların reklamı yapılmıyor. Çünkü satılmıyorlar. Sadece yaşanıyorlar.

Para araçken, bizi bu dinginliğe, bu doyuma götüren bir köprüydü. Amaç olunca, köprünün kendisi cazibe merkezi oldu. Üzerine ışıklar taktık, eğlence merkezleri kurduk ve karşı kıyıyı, o dingin, yeşil, sessiz kıyıyı unuttuk. Sürekli köprüde dolanıp duruyoruz.

O yüzden sorunun cevabı, bir “evet” ya da “hayır”da değil. İçine dönüp sormanda:
“Bu istek, gerçek bir ihtiyaçtan mı geliyor, yoksa korkudan mı? Yalnızlıktan mı? ‘Eksikim’ yalanından mı?”
“Bu alacağım şey, bana bir anı, bir beceri, bir derinlik, bir bağ katacak mı, yoksa sadece çöp dağma bir toz daha ekleyecek mi?”

Günboyu bize “Eksiksin!” diye haykıran o devasa girdaba inat, küçük bir adım atabilirsin. Telefonu sessize al. Vitrine değil, gökyüzüne bak. Alışveriş sepetini değil, bir ağacın yaprağını incele.

O zaman belki, paranın amansız amaç olmaktan çıkıp, gerçekten yaşamaya hizmet eden sadık bir araca dönüştüğü o eski, unutulmuş dengenin kapısını aralayabilirsin.

Çünkü sen, sahip oldukların kadar değilsin.
Sen, fark ettiğin, sevdiğin ve anlam yüklediğin şeyler kadarsın.

Ve asla, hiçbir reklamın satamayacağı kadar değerlisin.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Kol saatleri hakkında düşüncelerin neler?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.