Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Bir sahafta karşılaşmıştım ilk kez, ilk gördüğümden değeri - Sözümoki
21 Temmuz 2022, Perşembe 11:20 · 45 Okunma

Hücremden Anılar

Bir sahafta karşılaşmıştım ilk kez, ilk gördüğümden değerini bilemedim. Aylar sonra siyasi bir gazete aldım komünist partinin gazetesi. Doğru nedir diye sordum kendime. Yıllar geçti bulamadım bu sorunun cevabını. Ancak doğruya en yakın olanı bildim gördüm ve söyledim.

Söylemem çok dokundu bazı kesimlere, memnun olmadılar. Kovaladılar kaçtım, saklandım bulamadılar. Öylece kurtulmuştum işte ancak kaybetmiştim en önemli değerimi özgürlüğümü.

Böylece geçiyor şimdi günler, kaldıramıyorum başımı, bilmiyorum güneşi görmeyeli ne kadar oldu. Dar bir hücrem var, sağ olsun yoldaşlar eksik bırakmıyorlar. Bu ahval üzere size bir hikayeden bahsedeceğim daha doğrusu birinin hikayesinden Arif hocamdan ilk kez bir sahafta karşılaştığım can hocamdan.

Yetmiş dört yılı Şubatı arkadaşlarla ders kitapları için sahafları geziyoruz çulsuz takımından olduğumuzdan yedi kişi bir danaya girer gibi kitap alıyoruz. Kitapçının birinden bizleri süzen sakalları da saçı gibi kahverengi, Yeşil parkası çamurlu ancak postalları yeni gibi parlak, orta yaşlı biri çıkıp seslendi bize.

Genç arkadaşlar ne okuyorsunuz?

Arif hocamdı o. Çıktığı kitapçının sahibi Mehmet amcanın oğluydu. O gün tanışmıştık kendisiyle ancak kırk yıllık dostmuş gibi güvendik hepimiz. Siyasalı bitirmişti beş sene önce. Adı çıktığından işe alınmıyor işe girdiğindeyse haksızlıklara tahammül etmiyor bu yüzden kovuluyordu oda baba mesleği olan kitapçılığa başlamış zaten sevdiği bir şeyi iş edinmişti, ancak Mehmet amcaya sorsak ocağına incir ağacı dikmişti.

Günlerce gittik sahaflara. Kitap almaya değil Arif hocayı anlamaya, her gidişimizde abimiz dostumuz canımız daha ötesi neyse öyle kucaklıyor sahip çıkıyor, dersler veriyordu. Hayallerde yaşıyorsun abi, dedim bir kez. Güldü, elime bir kitap tutuşturup oku dedi. Beni de aynı hayal o gün aldı içine.

Aynı yılın Temmuzuna kadar her şeyden konuşmuş her soruna çözüm bulmuş dünyayı yok olmaktan kurtaracak bilgiye erişmiştik. Ancak Arif hoca dışında kimse ne yapacağını bilmiyordu.

Ay içinde Arif hocanın Ankara dan dostları geldi. Bir süre göremedik. Nihayetinde geri döndü ancak aynı adam değildi. Daha endişeli daha dikkatli artık çok konuşmuyor ve dışarı çıkmıyordu bizleri de daha seyrek gelmemiz ve dikkatli olmamız konusunda uyarmıştı.

Derslere devam ettik. Öğrenmekle okumakla yetinmemeye başladık. Arif hocama ne yapmalıyız bu kötü bu pis düzen değişsin diye sorduk sonunda. Sadece ılık bir sesle seslendi bize, okuyun.

Savaş hakkında konuşurduk, politika ve siyaset artık gündemimiz haline gelmişti. Yalnız takvimler on sekiz Aralığı gösterince bir kaygı toplandı hepimizde. Akşam olunca ortaya çıkmıştı bu kaygının nedeni. Arif hocanın dostları geldi ,bizden birini vurmuşlar dikkatli olun dediler.

Gittiklerinde ancak kendime gelebilmiş bizden birimi bu ne demek sorusunu cevaplamaya çabalıyordum. Nafile çabalarımı Arif hoca kesti ,siz gidin bir sürede gelmeyin kendinize iyi bakın dersleri de ihmal etmeyin benzeri bir çok lafın ardından şu sözleri kazındı zihnime ,memleket için arkadaşlar, bu sözü artık benim hayat düsturum olacaktı.

Yetmiş altı yılının eylül ayına kadar görmedim Arif hocamı. O sürede partiye girmiş genç ve etkili devrimcileri örnek almış ve ülkem için hizmet etmeyi amaç edinmiştim, Eylül ayının sonunda bir toplantıda Arif hocam geldi, ardından küçük bir grup ile Ankara ya gittik. Arif hocam yılların nasıl geçtiğini neden bir devrimci olduğumu okuduğum işi yapmaktan neden vazgeçtiğimi sordu, biliyordu aslında soruların cevabını.

Bir öğrenci evine girdik Arif hocam her zamanki samimi duygularla oturdu karşıma. Memleket diyerek girdi söze, memleket, yurt, ülke bak arkadaş bu üç kelimenin tek anlamı vardır o olmazsa onlarında anlamı olmaz, Halk diyerek seslendi yan odamızda kitap okumakla meşgul Rus Selim, esasında uzun boyu ve sarı saçları ile Rus demezdik ona, tam bir Sovyet aşığı olduğu içindi. Elbette halk diyerek tasdik etti Arif hoca.

Yanımıza geldi sonrasında Selim. Edebiyat, şiir, halk bunlar vardı o geceki gündemimizde çok ilgilisi değildim edebiyatın pek bir şey bildiğim söylenemezdi. O gece ismini bilmekten öte tanımıştım Nazım Hikmet’i. O gece öğrenmiştim aydınlığa giden bir yolu daha. O gece halkçılığın en güzel yanı ile tanışmıştım.

Yazıyordu Arif hocam bir gazetede. Fikrini saklamadığından yalnızca merdiven altı gazetelerinde çıkıyordu yazıları. İnsanın fikrini söylemesi, doğru olduğuna inandığı bir şeyi paylaşması ne büyük bir bedel ödetiyormuş meğer.

Yetmiş yedi yılının nisanı son yazısını yazdı hocam. Yurttaşlar, bağımsızlık kavgasında emperyalistlere, faşistlere, ve işbirlikçi burjuvaların sözlerine itibar etmektir yenilgi. Zenginlik ve şatafatı paylaşma sözlerinin yalan olduğunu unutmamak gerekir. O zenginliğin işçinin sömürülmesi ile oluştuğunu, o şatafatın kaynakların israfı olduğunu ve bu iğrenç sömürünün yurdun dört bir yanına nüfuz ettiğini görüyoruz. Şimdi de söylüyoruz bu sömürüyü kabul etmediğimizi. Bir mayısta meydanlarda görüşelim burada olduğumuzu ne kadar çok ve zafere ne kadar yakın olduğumuzu hatırlatalım.

Mayıs ayında Arif hocam artık yoktu. Bir daha ne o gazete basıldı ne de güzel geleceğe diktiğimiz umutlar yeşerdi. Dostlarımı öldürdüler. Düşmana saldırdılar bende Arif hocam gibi yazdım, kaçtım...

On yedi mart yetmiş sekiz yılı, korkunç bir haberi yazıyordu gazeteler önceki gün bir grup öğrencinin üzerine atılan bombanın infilakı ile yedi kişi canından olmuş kırk kadar insanda yaralanmıştı. Çalıştığım gazete yangın yerine dönmüş herkes korkunç olayın başlarına gelmişçesine kederine boğulmuştu. O esnada yabancı olmayan bir yüz geldi gazeteye. Selimdi bu Rus Selim rahmetli Arif hocamla iken görmüştüm en son.

Son derece endişe verici bir konuşma yaptı gazetede, bir süre yayına ara vermemizi nasihat etti. Gazete bir süreliğine dağıldı artık toplantı yapmıyor, acil bir sebep olmadan birbirilerimizle görüşmüyorduk.

Bu sürede yurdun dört bir yanından cinayet haberleri geliyor memleket korkunç bir sürece itiliyordu. Yine bir cinayetin ardından acil toplantı yapmak gerekti. Selimde orada hararetle öfke ile ancak gizleyemediği bir korkuda gözlerini sarmış vaziyette neler yapacaklarını tartışıyordu. O geceden aklımda kalan korkmuş bir grup insanın artık bir karışı bile güvenli olmayan şu memlekette sığınacak yer aramasıydı.

Nisan ayında Selimle Malatya yollarına koyulduk, ben yazılar için kaynak toplayacak Selim ise bir katliamın kederine ortak olacaktı. Orada daha sonra cunta tarafından idam edilecek birçok arkadaş tanıdım. Günlerimizi Malatya’da yaraları sararken geçirirken. Daha büyük bir yara aralık ayında Maraş’ta açıldı.

Gazeteye geri döndüm, gazete de söz gelimi, esasında bir küçük gecekondu içinde matbaa. Bir haber basarken propaganda afişi hazırlatmak için Ömer geldi, ince çerçeveli gözlüğü ve bıyıksız yüzü ile genç gözükse de sözleri ve dertleri ile hayata ve zorluklarına göğüs germiş güçlü ve yaşlı biriydi. Ancak yirmi yaşını yeni görmüş bu çelişkili dünyada zorlu ekmek kavgasında oda yerini almıştı. İstediği afişi birlikte hazırladık. Hafta içinde iki kez daha geldi Ömer, bir seferinde bir bildiri bile kaleme almış benden basmamı istiyordu. Nedir bu arkadaş ne yapacaksın sen bunu dedim üzerine. Ardından gelen Selim vermişti cevabı devrim yapacak yoldaş devrim. Ömer’i Selim’le tanıştırdım. Selimin genç arkadaşlara ilgisini bildiğimden Ömer’e sahip çıkmaya çalıştım. Ancak öylede olsa kavgadan adam sakınıyorum diye yaftalandım. Sonrasında korktuğum başıma gelecek, o masum yüze katillik suçu eklenip kararacaktı.

Yetmiş dokuz yılı korkunçtu ülkede, bir üniversite katliamı haberinden sonra ayrıldım gazeteden. Selim’le yurtta geziyor çiftiyle işçiyle konuşuyor dertleşiyor kimi zaman anarşistiz diye kovalanıyorduk. Biliyorduk canlı hedef gibi geziniyor açıkta vurulmayı bekliyorduk.

Kasım ayında bizi vuracak kurşunlar namluya sürülmüştü. Selim hayat yolundan ayrılmıştı gözlerimin önünde, bense bir bacağım aksayarak devam edecektim bir süre.
Vurulmadan saatler önce afişe basacağı bir slogan üzerinde tartışıyorduk Selim’le. Israrla Marx’tan Lenin’den onların sloganları ekseninde bir propaganda kampanyası üzerinde durmaktan söz ediyordu. Bense ilkelerden ayrılmadan daha bağımsız daha Anadolu bir propaganda kampanyasından yana oldum. Sözüme değer verirdi Selim. İnsanımızın yabana atmayacağı anlayacağı bir slogan üzerinde durmamızın daha makul olduğu kanaatine vardığımızda çıkmıştık, bizi bekleyen namlularla karşılaşacağımız yola.

Seksen yılında komünist partiden tasfiye edildim. Hemen hemen her gün insanlar ölüyor vatanın çocukları birbirlerini kırıyordu. Tek kazanan tarafı vardı bu kavganın, emperyalistler. Yıllar önce korku ile yüreğe girmiş bu yük yerini kin ve nefrete bırakmış. Bu durum devrimci grupları kör edip intikam hıncı ile katliama giriştirmişti. Karşıdan misli ile karşılık bulmuşlardı. Artık herkes Faşist herkes Komünist herkes düşmandı. Bende kimsenin kabul etmediği piç bir çocuk gibi ortadaydım. Sonraları bu durumun hayatımı kurtardığını söylemeliyim. Her gün gazetelerden memleketi takip ediyor, bir süredir kaldığım mahallenin sakinliği için tanrıya şükrediyordum.

Ağustos ayının başında Ömer’in arandığını gördüm gazetede. Ay sonunda öldürüldüğünü okudum. Birkaç gün sonra bir mektup aldım gazetedeki arkadaşlarımdan, sonrası Selim ile üzerinde çalıştığımız bir metni gönderdim onlara. Vatandaşlar, ölümler, kıyımlar baktıkça hatırlanacak bir izden fazlasını bırakacaktır yüreklerde. Tarihe düşeceği not ise bu ülkenin taşıyacağı kara bir leke olacaktır. Yurttaşlar gerçekler ile inşa edeceğimiz gelecek bizlerin çabaları ve kuvveti ile güzelleşecek ve gelecek nesiller için örnek teşkil edecektir. Bu günlerde bütün kuvvetlerimizi çabalarımızı kan davasına seferber edersek o gerçeklerle geleceğimiz kana bulanır ve baskıcı sömürenler kazanır. Elbette ki nefsi müdafaa hakkımız vardır. Ancak saldırma hakkı yargıdadır. Bağımsızlık savaşı bihaber fertlere değil bilfiil iktidara verilir.

Eylül ayında askeri darbe oldu. Benim payıma yine kaçmak düştü.

Abdullah TOZLU

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Samuraylar hakkında ne düşünüyorsun? Samuray olmak ister miydin?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.