Bazen hayat, dirençle değil teslimiyetle açılır.
Sıkıca tuttuğumuzda yoruluruz; bıraktığımızda hafifleriz. Teslim olunca her şey değişir, çünkü artık savaşmıyoruz. Zorlamayınca akar; nehir gibi, yolunu kendi bulur. Beklemeyin ve gelir; çünkü beklemek, eksik olduğuna inanmaktır. Oysa bazı şeyler, tam olduğumuzu fark ettiğimiz anda kapımızı çalar.
Kabul edince iyileşiriz. Acıyı inkâr ettiğimizde derinleşir, kabul ettiğimizde dönüşür. Kabullenmek vazgeçmek değildir; gerçeği olduğu haliyle onurlandırmaktır. O an, kalp yumuşar, zihin susar. Sessizlikte çözülür düğümler.
Teslimiyet bir güçsüzlük değil, bilgeliktir. Kontrol etme ihtiyacını bıraktığımızda, hayatın bizi taşımasına izin veririz. Ne kadar az zorlar, o kadar çok ilerleriz. Ne kadar az kovalar, o kadar çok buluruz.
İyileşme, bir şeyleri düzeltmekle başlamaz; olduğu gibi kalabilme cesaretiyle başlar. İşte tam orada, değişim kendiliğinden olur. Çünkü bazı kapılar, ancak itmediğimizde açılır.