Ben Afganistanlı bir Türkmenim.
2012 yılında eğitim için Türkiye’ye geldim. O zamanlar bu ülkede beni nasıl bir hayatın beklediğini bilmiyordum. Karşıma kimlerin çıkacağını, hangi insanlarla tanışacağımı, hangi zorluklardan geçeceğimi bilmiyordum.
Ne dil biliyordum ne de buranın kültürünü…
Kısacası tamamen yabancısıydım bu ülkenin.
Ama yine de içimde küçük bir umut vardı. “Bismillah” deyip çıktık yola.
İlk olarak İstanbul Atatürk Havalimanı’na indim. O gün kendimi çok garip hissediyordum. Kalabalığın içinde kaybolmuş gibiydim. İçim daralmıştı. Eğer o an imkânım olsaydı belki geri dönerdim. Ama insan zamanla alışıyor. Ben de yavaş yavaş alışmaya başladım.
Türkiye’ye geldiğim gün sabah İstanbul’dan Çanakkale’ye doğru yola çıktım. Gece saat 12 gibi vardım. Çok açtım ama bir o kadar da utangaçtım.
Beni karşılayan arkadaşım yol boyunca birkaç kez:
“Aç mısın?” diye sordu.
Ben ise utanıp:
“Yok…” diyordum.
Ama aslında çok açtım.
İskeleden KYK yurduna kadar yürüyerek gittik. Gece sessizdi. Ben ise daha da sessizdim.
Sabah erken kalktım. Erken uyanmak çocukluğumdan kalan bir alışkanlıktı. Ama o sabah başka bir çaresizlik vardı içimde. Tuvalete gitmem gerekiyordu ama hiçbir şey bilmiyordum. Lavabo nerede, cami tuvaleti nerede, nasıl gidilir… hiçbir fikrim yoktu.
Dil bilmiyordum.
Kimseyi tanımıyordum.
Çok sıkışmış halde bekliyordum. Belki biri gelir de gösterir diye düşünüyordum. Ama gelen giden olmadı.
Saat 10 gibi dün geceki arkadaşım geldi.
“Hadi seni biraz gezdireyim,” dedi.
Ben de o zamana kadar sessizce bekledim.
İhtiyacımı giderdikten sonra hazırlanıp okula gittik. Yanımızda başka bir arkadaş daha vardı ama o da yolları bilmiyordu. Hava çok sıcaktı. Aç ve susuzdum. Kendimi çok halsiz hissediyordum.
Sürekli bir caddeden diğerine gidip duruyorduk. Yaklaşık iki saat öyle geçti.
Sonunda okula ulaşıp kaydımı yaptırdık.
Orada görevli birisi vardı. Yanımdaki arkadaşa sessizce:
“Su alabileceğimiz bir yer var mı diye sor,” dedim.
Ama o hiç konuşmadı. Hatta elime hafifçe vurup:
“Sus…” dedi.
Ben ise dilini bilmediğim insanların arasında sessizce ayakta duruyordum.
Daha sonra rektörlük binasına, öğrenci işleri dairesine gittik. Çıkınca kantine uğradık. Kendime bir tost ve ayran aldım.
İki gündür doğru düzgün hiçbir şey yiyip içmemiştim.
İlk lokmayı aldığım anda boğazıma takıldı.
Sonrasını ambulans sesiyle hatırlıyorum.
Hastane…
Yorgunluk…
Ve akşamüstü yurda dönüş…
Türkiye’deki ilk günüm böyle başlamıştı.