Bazı kırgınlıklar vardır…
kimse görmez.
İnsan anlatamaz da zaten. Çünkü ne kadar anlatsa eksik kalır.
Kelimeler bazen insanın içinde taşıdığı ağırlığın yanında çok küçük kalıyor.
Bir süredir içimde tarif edemediğim bir sessizlik var.
Ne tam öfke diyebiliyorum buna, ne de özlem.
Sadece içimde yavaş yavaş çöken bir şey var.
İnsan birisini kaybettiğinde hemen anlamıyor bazen.
Önce alışkanlık gidiyor.
Sonra birlikte gülünmüş geceler yabancılaşıyor.
Sonra bir bakıyorsun, eskiden saatlerce konuştuğun insanla aranda koca bir sessizlik oluşmuş.
Ve en kötüsü ne biliyor musunuz?
İnsan bazen kırıldığı şeye değil…
kıranın kim olduğuna üzülüyor.
Çünkü bazı insanlar hayatına sessizce yerleşiyor.
Fark etmeden onlara alışıyorsun.
Bir sesleri, bir cümleleri, bazen sadece varlıkları bile insana iyi geliyor.
Sonra bir gün değişiyor her şey.
Ne büyük bir kavga oluyor,
ne net bir veda.
Sadece davranışlar değişiyor.
Mesafeler büyüyor.
Sessizlik çoğalıyor.
Ve insan en çok da burada yoruluyor işte.
Çünkü ortada net bir son olmayınca, zihnin sürekli cevap arıyor.
“Ne oldu?” diyorsun.
“Neden böyle oldu?” diyorsun.
Ama bazı soruların cevabı hiçbir zaman tam gelmiyor.
Belki de bu yüzden içim bu kadar yorgun.
Çünkü mesele kalbimin kırılması değildi.
Kalbimi kıranın, kalbimdeki yeriydi.
İnsan bazen birinin gidişine değil,
içinde bıraktığı boşluğa yas tutuyor.