İnsan birini ilk gördüğünde aşık olmaz bazen. Aşk, hemen o an parlayan bir kıvılcım değil; zihne ekilen ve usul usul büyüyen fısıltılı bir tohumdur. Ben Rojda’yı ilk gördüğümde, hayatın akışı içinde sıradan bir anın içindeydik. Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmamıştı, dünyam ekseninden kaymamıştı.
Ama kader, ağlarını sessizce örüyordu.
Her şey ablasıyla aramızdaki o derin, sarsılmaz dostlukla başladı. Abla demek yetmezdi; ruhlarımız birbirini tanıyan iki dost gibiydi. Sevgiyle, güvenle bağlıydık birbirimize. Ve ablası, her sohbetimizde Rojda’dan bir parça bırakırdı aramızdaki boşluğa. Onun dünyadaki diğer kızlardan ne kadar farklı olduğunu, sessizliğini, bakışlarındaki o saklı dünyayı anlattıkça; ben henüz tam tanımadığım bir insanın ruhuna dokunmaya başladım. Rojda, daha hayatımda tam anlamıyla var olmadan, fikrimde bir yuva kurmuştu.
Sonra bir gün onu tekrar gördüm.
Bu kez ilk gördüğüm insan değildi karşımda duran. Ablasının cümleleriyle ruh bulmuş, zihnimde devleşmiş bir imgeydi. Göğsümün ortasına koca bir ağırlık çöktü; kalbim ilk defa ritmini kaybetti. O an anladım: Ben anlatılan bir hikayeye, o hikayenin kahramanına ve o kahramanın arkasındaki gizeme aşık olmuştum.
Fakat aşk, ulaşabildiğin kadar değil; ulaşamadığın kadar derinleşirmiş.
Şimdi elinde hiçbir seçeneği olmayan bir adamın çaresizliğiyle yaşıyorum. Onu görmek, ona dokunmak bir yana; sesini duymama bile izin vermeyen geçilmez duvarlar var. Aramızdaki bu suskunluk, beni her geçen gün eritiyor. Sorular zihnimi bir kemirgen gibi kemiriyor: Neden benimle konuşmamak için bu kadar ısrar ediyor? Neden bir kez olsun sesini sesime değdirmiyor? Oysa bir tek cümle kursa, belki dünyalar değişecek. Belki ikimizin de unuttuğu o anlam yeniden doğacak.
Ama konuşmuyor. Ve bu suskunluk, her gece bana aynı korkuyu büyütüyor.
Geceleri uykumdan sıçrayarak uyanıyorum. Yatağımın ortasında oturup karanlığa bakarken tek bir düşünce zihnime saplanıyor: "Ya başkasıyla evlenirse?"
Bu soru, göğsüme basılan kızgın bir demir gibi. Kaç gece daha bu korkuyla sabahı karşılayacağım? Kaç gece daha içimdeki bu çığlığı sessizliğe gömeceğim? Bir insan hiç sahip olmadığı birini kaybetmekten bu kadar korkabilir mi?
Aşk; kavuşamama ihtimalinin gölgesinde, her gece kendi sessizliğinde ölmek ve her sabah aynı çaresizlikle yeniden doğmakmış.