O gün, canımı yakanın acıtmaktan ibaret olmadığını anladım.
Sanki önümde bir tabak vardı ve ben, kaşıkla cam parçalarını yiyordum.
Her lokma boğazımı kesiyor, her yutkunuş içimde yeni bir kanama açıyordu.
Ama kimse görmüyordu. Çünkü bu acı ses çıkarmaz, kanı dışarı akıtmazdı.
İnsan bazen susarak ölür.
Bazen de güçlü görünmek adına, parçalanmayı yutkunarak öğrenir.
Ben o gün bağırmadım, kırıp dökmedim, kimseyi suçlamadım.
Sadece içime aldım. Camı yutar gibi…
Çünkü kalbim, kırılınca bile incitmemeyi seçmişti.
Şimdi soruyorum kendime: Bu kadar canım yanmışken, bu kadar içimde kalmışken…
Hakkım helal olur mu?
Helallik, unutmak değildir.
Helallik, yaşanmamış saymak hiç değildir.
Helallik; insanın kendini daha fazla kanatmamak için,
o acıyı artık taşımamaya karar vermesidir.
Belki bugün “helal” diyemem.
Ama kin de tutmuyorum.
Çünkü cam yutan bir kalbin,
başkasını kesmeye mecali kalmaz.
Bir gün olur da içimdeki yaralar kabuk bağlarsa,
kan tadı geçerse ağzımdan,
işte o gün helallik bir ihtimal olur.
Ama bilinsin:
Ben o gün çok canım yanmasına rağmen,
insan kalmayı seçtim.