Bizim çocukluğumuzda evin sorumluluğu ağırdı. Annemiz işlere bakar, ablamız ise bize… Bütün oyunlarımızın, saklanarak gülüşlerimizin ve geceleri fısıldadığımız sırlarımızın ortağı oydu. Benim tüm anılarım ablamla dolu; her hatıramda onun varlığı, bir rehber gibi, bir gölge gibi yanımda.
Ama bazı ablalar hiç çocuk olmadı. Onların çocukluğu başkalarının yüküyle, sorumlulukla geçti. Hayat erken yaşta onları büyüttü, oyunlarını çaldı, hayallerini sessizce toprağa gömdü. Ve bir bakarsınız ki, çocuk olmayı unutan bir abla, bazen en güçlü, bazen en yalnız kişidir.
Benim için ablam, hem koruyucu hem oyun arkadaşıydı. Onun sayesinde çocukluğum eksik kalmadı, çünkü bir parça da olsa onun neşesini ödünç aldım. Ama bazı ablalar hiç çocuk olmadıysa, işte onlar, hem yetişkin hem çocuk olamamanın sessiz sancısını taşırlar. Ve insan, büyüdükçe anlar ki, bazı hatıralar sadece oyunlarla değil, fedakârlıkla da şekillenir.
Çocukluk bazen şans, bazen yük… Ama ablamla büyümek, bana hem anı hem sevgi hem de güven bıraktı. Ve işte bu yüzden, bazı ablalar hiç çocuk olmadıysa da, bazı çocuklar ablasıyla büyüyerek tamamlandı.