Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
Derine Kadar Yalnız Olmayan İnsan - Sözümoki
06 Mayıs 2021, Perşembe 02:31 · 58 Okunma

Derine Kadar Yalnız Olmayan İnsan

Herhangi bir şey ile mücadele etmek için öncelikle içerisine dahil olmak gerekir. Ardından orada çekimler ve notlar alınır ki tekrar girmeye gerek kalmasın. Fakat insan önce dünyaya gelir, sonra burada kaderinde ne yaşarsa yaşasın hiçbirinin notunu ya da çekimini elinde tutamaz. Ruhuna büründüğü her neyse eğer niçin geldiğini bilmiyorsa aldanmak kaçınılmazdır. Bu durum aslan kostümlü bir insanın kendisini aslan zannetmesi gibidir. Maskot olduğunu unutur insan genelde. Hâlbuki örnekler çoğaldığında bu çok olanaksızdır. İnsanın elinde amacı olmadığında artık hiçbir koşul onu cesur yapmaz. O her daim başıbozuk birisidir. O hiçbir zaman pragmayı gözetmez, o hep oportünisttir. İnsan dünyaya gelirken amacından ayrı ve ruhundan da hariç geldi. Bu yüzden herkes farklı bir şey isterken kimse esasında ne istediğini bilmez. Genelde kendisinin kim olduğunu da başkasından duymaktadır. Bilgeler dışında kimse hiçbir konuya hâkimiyet gösteremediğinden aslında tüm insanlar birbirlerini de kandırmış olmaktadır. Yalnızlık bu noktada irdelemeyi koşullar ve bu koşullama sonucunda insan amacına sahip olur. Fakat bu amaca ulaşmak basit bir irdelemeden öteye geçip derin düşünce formuyla mümkündür. İnsan derine indikçe dünyaya dair elinde hiçbir gerçeklik kalmaz. Dünya artık aslolan madde değil, bir tür devinim ürünüdür. O artık araç formuna indirgenmiştir ki içerisindeki insan da esasında ona tanıklık etmektedir. Sonrası ise yalnızca doğru olan yoldur. "Yalnızlık Tanrı'ya mahsustur." dendiğinde yalnızlık kaçınılması gereken bir şey gibi görünür. Fakat insan Tanrı'dan bir parça ile dünyaya geldiğine göre yalnızlık belirli oranda insanlara da mahsustur. Çünkü kitleler halinde yaşam fiziksel boyutta geçerli olsa da ruhsal olarak yalnız olmak daha uygundur. Zaten bu sebeple ki insanlar en fazla çift olmaktadır. O da bir ruha adanma şeklinde olduğu için yine yalnızlıktan bir taviz verilmiş olmaz. Hatta yalnızlığın apayrı bir boyutu da maruz kalındığında acı veren, seçildiğinde ise huzur veren bir yapıda olmasıdır. Bunun sebebi yalnızlığın bir değişken özellik olması değildir. Maruz kalınan yalnızlık gerçek bir yalnızlıktır ki insan hazırlıklı olmadığından gerçekten yalnız kalır, ve gerçek yalnızlık deliliğe kadar götürebilir. Seçilen yalnızlıksa esasında mümkün değildir. Çünkü insan yalnız olmayı seçtiğinde zihninde pek çok formu canlandırmaktadır. Bu bazen sadece kendisiyken bazen kendinden fazlasıdır. E fark edileceği üzere zihninde bir tiyatro, ahenk ve tabiri caizse yaratımlar cümbüşü varken o insana yalnız demek için kalp gözünün kör olması gerekir.
Ve ben.. içimde bana ait birçok yaratım ve bana dahil birkaç insan ruhunun suretini taşırken dünyaya maruz kalmaktayım. Bu durum beni bir bunalıma sürüklemekte, çünkü henüz hedefimi bulamadım. Kendime bir rol biçmedim; çünkü hiçbiri benim için uygun gelmiyor. Kendimi hep bir kalıbın içerisine koymuş gibi hissediyorum. Filozof, öğretmen, bilge, düşünür, şair, yazar... seçenekler değişirken hepsi bir kutunun içerisine koyuyor. Ama biri hariç, düşünür rolünde bir kalıp yok, bunu Nietzsche, Buda ve Gandhi gibi isimlerde görebiliyorum. Onlar filozof değiller, çünkü filozoflar: diyalektik, materyalizm, pozitivizm, epistemoloji, ontoloji gibi kavramlar üzerinden belirli düşünceleri irdelemekte ve öncüllerin peşine düşmektedir. Bu saçmadır, dünyada bilgi öncekinin devamı şeklinde değil, başkalaşımı şeklinde ileriye gidebilir. Aksi hâlde geçmişi okurken ölebiliriz. Öyle makbul değildir.

Yazarın diğer paylaşımları;
...
...
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Hangisi seni daha çok etkiler; varlığın bilimsel açıklamasının olması mı? Olmaması mı? Neden?