Ben sana bir sürü şey anlattım.
Çocukluğumu, korkularımı, geceleri uykumu bölen cümleleri…
Hangi kelimede sustuğumu, hangi bakışta dağıldığımı.
Yaralarımı gösterdim; pansuman olsun diye değil,
anlaşılayım diye.
Meğer sen dinlememişsin.
Sen ezberlemişsin.
Nerede incinirim, hangi söz beni çözer,
hangi sessizlikte çökerim…
Anlatılanları kalbine değil, cephaneliğine koymuşsun.
İnsan sanıyor ki anlatmak yakınlaştırır.
Oysa bazılarına anlatmak,
onlara pusula vermekmiş.
En savunmasız yerini işaretlemek,
“işte buradan vurursan yıkılırım” demekmiş.
Ben içimi döktüm,
sen hedef aldın.
Ben güven sandım,
sen strateji kurdun.
En acısı da şu:
Beni en iyi tanıyanın,
beni en çok inciten olması.
Artık susmayı öğreniyorum.
Herkese değil, hak edene konuşmayı…
Çünkü herkes dinlemez;
bazıları sadece
beni nereden vurabileceğini öğrenir.