“Şu geniş dünyaya sığmayan gönül
şimdi dört duvara kapandı kaldı…”
diyor şair,
ben de tam orada buluyorum kendimi.
Bir zamanlar gökyüzüne yetmeyen hayallerim vardı,
ufuk dar gelirdi gözlerime,
yollar çağırırdı beni,
ben ise hiç durmadan yürürdüm içimde.
Şimdi dört duvar…
sessiz, soğuk ve suskun.
Ne rüzgâr uğruyor pencereme
ne de umut kapıyı çalıyor eskisi gibi.
Oysa ben,
bir bakışa sığmayacak kadar derin,
bir kalbe sığmayacak kadar taşkındım.
Nasıl oldu da kendime sığamadığım yerde
bir odaya mahkûm oldum?
Zaman değil beni daraltan,
insanlar değil, şehirler değil…
bir eksiklik var içimde,
adı konmamış bir yokluk gibi.
Belki de insan
en çok sevdiğini kaybettiğinde küçülür,
ve en geniş dünya bile
bir kalbin içine dar gelir.
Şimdi anlıyorum şairi,
mesele duvarlar değilmiş aslında;
gönül daraldı mı
koca dünya bile dört duvar olurmuş…