Kimseye kalmayacak olması,
Ne tahtların ne de servetin sonsuza dek yaşaması. Bugün göğe uzanan eller, yarın toprağa uzanacak, İnsanın ardında bıraktığı, yalnızca hatırası kalacak.
Ne kırdığın bir kalp unutulur, ne de ettiğin iyilik, Her insanın hikâyesinde saklıdır bir sessizlik. Kimi ardında gül bırakır, kimi gönüllerde yara, Kimi bir ömürlük huzur, kimi bin yıllık ah bırakır.
Bir gün herkes gidecek, bu dünya kalacak yine, Güneş doğacak eskisi gibi, kuşlar konacak dalına. Dün bugününü unutacak, yarın başka bir gün doğacak, Ve kim bilir, adını bilen son insan da susacak.
Öyleyse neden bu hırs, neden bu bitmeyen yarış? Bir avuç toprak değil mi sonunda bütün varış? Madem hiçbir şey bizim değil, neden bunca kibir, bunca kin? Biraz merhametle yaşamak varken, niçin zehir edelim birbirimizin gününü?
Ne güzellik sonsuza dek yüzde kalır, ne gençlik, Ne makam ebedîdir ne de insanın üstünlük dediği. Zaman, herkesten alacağını sessizce alır, Geride yalnızca yaşanmışlık ve gönüllerdeki izler kalır.
Belki de hayatın en büyük hikmeti, Her şeyin geçici oluşunda saklıdır hakikati. Sahip oldukların değil, paylaştıkların senindir, Bir gönülde bıraktığın huzur, dünyadaki en kıymetli eserindir.
Bir yetimin başını okşa, bir mazluma omuz ol, Kırılmış bir kalbe umut, karanlık bir yüreğe yol ol. Çünkü insanı insan yapan ne altındır ne de şan, Bir başkasının yüreğinde iyilikle yaşamaktır asıl kazanç, asıl anlam.
Gün gelecek, ellerimiz boş, gözlerimiz yorgun, Ne tamamlanmamış hesaplar kalacak ne de içimizdeki sorgun. O gün anlayacağız belki, geçip giden ömrün ardından, En büyük zenginlikmiş sevmek, vazgeçmekmiş kinden, affetmekmiş bazen insanı yeniden hayata bağlayan.
Ve dünya bize kalmayacak, biz de dünyaya kalmayacağız, Ne dünün acısını sonsuza dek taşıyacağız ne yarının garantisini bulacağız. Öyleyse bugün sev, bugün bağışla, bugün iyilik yap, Çünkü hayat dediğin kısa bir misafirlik; geriye kalansa nasıl yaşadığın, kimin gönlüne dokunduğun ve nasıl hatırlandığın…