Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
01 Haziran 2020, Pazartesi 23:00 · 46 Okunma
DUYGULAR ASLA STABİL DEĞIL - Sözümoki

DUYGULAR ASLA STABİL DEĞIL

Şimdi, kalemim,beynim,zihnim benim emrimde değil. Ben onların emrindeyim. Onlar geçmişin izlerini analiz etmek istediler ki ne gerek varsa... Varmış,öyle diyorlar geçmiş deneyimlerimizi kaybedersek aynılarını yaşamak işten bile değilmiş. Ve ben şu an usulca onlara itaat ediyorum,bana ne söylüyorlarsa onları yazıyorum.

Benim adım Melek. Annem hep beni melek yüzlü,melek kalpli kızım diye severdi. Oysa ben melek değilim. O gece annemin inancına göre melekliğimi kaybettim. Ancak annemin bundan haberi yok,hiç bir zaman da olmadı. Beşinci yılın sonunda Timur'un baskılarına dayanamayıp evlerine gittim. Timur sadece konuşacağız,yaşayacağımız yeri görmeni istiyorum falan demişti,ben de inanmış gibi yapmıştım. Çünkü ikimiz de biliyorduk ki sadece konuşmayacaktık. 24 yaşında bir genç kızım,kendi hayatım üzerinde karar verme yetkimin olduğunu düşünüyorum. Bekaret kimin umurunda. Hem biz gerçekten de evleneceğiz Timur'la,yoksa beş yıl niye sürsün ki bu ilişki. Timur bunca yıl benimle sadece birlikte olmak için beklemiş olamaz herhalde....

İşte,eve girdik. Şu an bile her dakikasını,her saniyesini iliklerimde hissedebiliyorum. Eve adım attığım andan itibaren bir suçluluk duygusu yapıştı yakama bırakmıyor. Ne Timur'un hazırladığı kahveden bir tat alıyorum,ne de onun söylediklerini duyuyorum. Cevap verip vermediğime de emin değilim. Hayatım üzerindeki hakimiyetimi ıspatlamam için bundan başka bir yol yokmuydu yani? İki dakika için annemi günlerce ağlatmaya,babamın yüzünü kara çıkarmaya hakkım var mı? Beni kimse böyle bir ıspata zorlamadı. Ancak,sanki Timur'la birlikte olmam bundan sonraki hayatımı da etkileyecek ve ben kendi yüreğimin ve bedenimin tek hükümdarı olacağım.

Usulca saçlarımı okşamaya,daha da bir yanıma sokulmaya başladı. Ellerim titriyor. Hazır değilim. Öpüşürken bir yandan beni asla bırakmayacağından hep seveceğinden bahsediyor. Bu günahı gerçekten göze alabileceğimi zannetmiyorum. Elini bacaklarıma götürdüğü anda durdurdum onu. Neler olduğunu anlamadığı her halinden belliydi. "Ben kendimi buna hazır hissetmiyorum " dedim. Sebebini sormadı bile,usulca geri çekildi. O an bakışlarının benimle konuştuğuna yemin edebilirim. Beş yıldır beni birlikte olmak için ikna etmeye çalışıyor. Hakarete başvurduğu da oldu,en kutsal aşk sözlerine sığındığı da. Beni ömrünün sonuna kadar bekleyeceğini söylediği de oldu,bu şekilde devam edemeyeceğini de. Ve ben hep orada sabit bir şekilde duruyordum. Duygularım fırtınadaki bir gemi sallanıp duruyordu. Bazen ondan nefret ediyor,bazen tapıyordum. Ayrılmak istediğim de oldu,son nefesimi onunla vereceğime dair yeminler ettiğim de. Ve o an bakışları benim asla adam olmayacağımı,benden seksi,tutkulu bir eş çıkamayacağını söylüyordu. Sevdiğim adamı niye seksepalitemle elimde tutmalıyım,aşkta cinselliğin yeri nedir diye sorgulamadan ona aslında göründüğümden çok farklı olduğumu,ancak değerlerime anne babama ihanet edemeyeceğimi söylemek isterdim. Oysa çok sevdiğim bir yazar "cinsellik aşkın değil biyolojinin kanunudur,onu aşkın kanunu yaparsanız aldatır sizi,yanıltır" demişti. Fakat ben Timur'a bu gerçeği anlatamadım. Bir hafta sonra terketti beni. Klişe ayrılık sözlerinin altındaki "kusura bakma ama sen benim evleneceğim kadın değilsin. Seksepaliten sıfır,evet çok iyi,dürüst,mükemmel bir insansın ancak yatakta dürüstlüğün bir işe yaramaz " mesajını almıştım. Onu suçlayamam,"erkek" sonuçta. Dürtüleriyle hareket etme hakkına sahip. Bu uğurda hayatına giren kadınları sınava tabi tutma hakkını da görüyor kendinde. Ve görünen o ki ben,sınıfta kalmıştım.

Aradan yıllar geçtiği hâlde sınıfta bırakıldığım o günü unutamıyorum. Milyon kere canlandırdım kafamda. O gün daha cesur olsaydım ne olurdu diye. Terk eder miydi yine beni. Ya da belki evlenip bana dair tüm meraklarını giderince aldatırdı beni. Ya da çok sadık,aşk dolu bir eş olurdu... Bir başkasıyla evlenmiş şu an. Ben hayatımın o anında,o acizliğinde,o Meryem'liğinde takılıp kalmışken,evlenmeyi o güne ihanet saymışken o bize ihanet etmiş. Muhtemelen benden daha seksi bulduğu bir kadına anılarımızı satmış .

Psikiyatristim bana obsesif kompulsif kişilik bozukluğu tanısı koydu. Takıntılıymışım,geçmişinden kurtulamıyormuşum. Benim aşk dediğim şeyin adı psikolojide hastalıkmış yani. Yüreğini birine hibe etmek obsesiflikmiş. Belki biten her ilişkiden sonra gerekli yas sürecimi yaşayıp,acımı serbest bırakıp yeni bir hayata,ilişkiye başlayabilseydim o zaman daha sağlıklı kabul ederlerdi beni. Herkes için,her acı için aynı reçeteyi yazıyorlar. Acınızı yaşayın ve serbest bırakın. Onun acısının bile bana haz vermesinin nesi hastalık. Ona zarar vermiyorum,sıkıntı yaratmıyorum. Ve her gün onu,birlikte geçirdiğimiz anları hâyâl etmek vücudumda yeterli miktarda seretonin ve endorfin gibi duyguları salgılıyor zaten. Bu mutluluğu somut yaşamayınca mı hasta kabul ediliyorsun. Olmuyor. Ben iyileşemiyorum. Timur'un anılarına,bana yaşattığı her duyguya ihanet etmektense hasta kalmayı tercih ederim.

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
1 kişi beğendi ·
  • Zilan Sapan
    Zilan Sapan Leyla'nın sokağındaki köpeğin gözlerinden öper Mecnun psikologlara göre bu bir davranış bozukluğudur edebiyatçılar ise bu davranışın önünde saygıyla eğilir. Kişisel gelişim ruh sağlığı adı altında aşkı da sadakati de yok ettiler. Bilimin bu yönünü kabul etmek yerine acı çekip ruh hastası olmayı tercih ederim
    02 Haziran 2020, Salı 01:27
  • Mukadder Sarı
    Mukadder Sarı Aşkı ve duyguları bilimle tanımlamak,bir kefeye koymak için çok uğraştım ama onlar her defasında kabından çıkıp kendi şeklini almayı başardı. Ben de oluruna bıraktım
    02 Haziran 2020, Salı 01:39
Yazarın diğer paylaşımları;
Şuan ölsen sence cennete mi gidersin cehenneme mi? Açıkla?