Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
DUYGUSAL ENKAZ (1.BÖLÜM) - Sözümoki
19 Şubat 2021, Cuma 20:41 · 28 Okunma

DUYGUSAL ENKAZ (1.BÖLÜM)

Soğuk ve rüzgarlı bir hava olmasına rağmen güneş tepedeydi. Cama yansıyan görüntüm ve dışarıdan görünen çam ağaçları birleşince sanki içimde kocamam bir orman varmış gibi hissederdim ne kadar görünen 3 ağacı geçmese de. Ayrıca sürekli nefesimle camı buluğayıp parmağımla şekiller çizip yazı yazardım. Bazen de ağaç olan kısımları buğulu yapıp içine minik bulutlar çizer sonra da oraya geçer ve orman adam oluşuma bakardım. Bulutlu orman adam daha çok hoşuma giderdi. Kardeşimin gelmesini ve ona da bunu yaptırmayı hep aklıma koyardım ama o gelince bunu unuturdum.

Kardeşimin gelmesini beklerken ördüğüm hırkanın ne kadar güzel olacağını düşünüyordum. Onu kardeşimin üstünde hayal ediyor ve sebepsizce gülümsüyordum. Kırmızı en çok ona yakışıyor bu dünyada. Çok geçmeden kapı çaldı, gelen muhtemelen ikiz kardeşim Yağmur'du

Kapıyı açtığımda havanın soğukluğu yüzümü ferahlatmaktan çok üşütmüştü. Yağmur mavi atkısını ve siyah eldivenlerini çıkartırken söylenmeye başladı:

-"Ah Rüzgar, biliyor musun hava soğukken güneşin varlığı beni sinirlendiriyor, daha doğrusu onu havada görmek sinirlendiriyor "madem varsın ısıtsana havayı aptal güneş" diyorum ama dinleyen kim?"

Ona gülümseyerek:

-"Güneş seni duyamaz ki, ama ben yine de yarın onun kulağını çekerim"

-"Yemek hazır mı?"

-"Hayır, bu saatte geleceğini düşünmedim ocağa yeni koydum."

-"Olsun beklerim."

Yağmurla sohbetimize kulak kabartmış olacak ki birden kahverengi kapıyı açıp annem girdi salona, üstelik güzellik bakımı yapma saatinde. Sonra bana sertçe bağırmaya başladı:

-"Sen nasıl erkeksin! yemeği bir saat erken yapmalıydın zaten konuyu kardeşinin gelip gelmemesine bağlayıp aradan sıyrılmaya çalışıyorsun! Sen daha burda böyleysen evlenince napacaksın kim bilir? Seni alan kadın ertesi gün kapımıza tekrar bırakmazsa dua ederiz artık."

Bu ağır sözleri ne kadar kalbimi kırsa da gözlerimin dolmasına izin vermemiştim. Eğer buna izin verseydim her zamanki gibi "erkek işte anca ağlıyor" derdi. Bunu duymak istemiyordum.

Annem cebinden çıkardığı üzerinde sigara içmekten başlarına kötü sağlık sorunları gelen insanlardan birinin fotoğrafı olan sigara paketinden bir sigara yakarak balkona çıktı. Bende mutfağa yemeği kontrol etmeye gittim. Yemeğin henüz pişmediğini görünce odama kitap okumaya gittim bu sefer.

Aleksandr Puşkin'in Yüzbaşının Kızı kitabını okuyordum. Genç bir erkeğin kızı sevdiği kızı kurtarma bölümünü burda anlatmaya kalksan gülerler. Burada erkekler kızları kurtaramaz  ancak beyaz atlı prensesini bekler. Birde sanki evlenince musmutlu olacağımız bir hayata kavuşuyormuşuz gibi düğün yapar kız tarafı, borçla alınan göstermelik takılar ertesi sabah satılır, kız kendine araba alır veya borç öder. Utanmadan birde erkeklere bakirlik ve kudreti temsil etmesi için annesi ve abisi tarafından herkesin içinde damatlığın beline kuşak bağlarlar. Kimse de demiyor bana ne? Kitap okumaya kendimi kaptırmıştım ki "sofrayı hazırlayın" diye biri bağırdı. Bağıran annemdi tabiki de.

Babamla birlikte sofrayı hazırlamaya başlamak için mutfağa gittik. Mavi çiçek ve kuş desenleri bulunan porselen tabakları dikkatlice dolaptan alıp tezgaha indiriyordum. Bunu çok dikkatli bir şekilde yapıyordum çünkü sanki babamın hayat amacı, varlığının sebebi bu tabak çanak takımlarının her zaman temiz ve tam olmasıymış gibi bir tabak veyahut bardak kırılınca sanki annesine babasına sövmüşüz gibi evde kavga başlatır hatta günlerce küs kalırdı. O küsünce yemekleri ve diğer ev işlerini ben yapmak zorunda kalırdım arta kalan vakitte de üniversite sınavına çalışırdım.  Her zamanki gibi sofrayı kurarken babam sessizce söyleniyordu:

-"Sanki gören de elleri ayakları tutmuyor! Bir bardak suyu bile bizden istiyorlar, nedir bu çektiğimiz?"

-"Okula gitmek istiyorum."

-"Anneni ikna etmeye çalışıcam sen merak etme."

-"Üniversite sınavına çok iyi hazırlandım. Kesinlikte hukuk kazanabilirim."

-"Sınav ne zamandı?"

-"2 hafta sonra, cumartesi."

-"Hep unutuyorum. En sonunda alzheimer olacağım."

-"Kafa mı bırakıyorlar."

-"O da doğru. Ben anneni ikna etmeye çalışırım ama konuyu sık sık açamam sinirlenince çok pis oluyor biliyorsun."

-"Biliyorum baba ama ne yap ne et ikna et, benim Yağmurdan ne eksiğim var? Onu dershaneye bile gönderiyorsunuz."

-"Anlamazlar oğlum bunlar, boşver."

-"Boşveremem!" diyip tabakları masaya sertçe koydum. Sonra ne babam ne de ben tek bir kelime söylemedik.

Sofra hazır olunca içeriye gidip Yağmurla annemi çağırdım, ardından evimizin küçük kedisi Ekmek'in mamasını ve suyunu tazeledim. Kedimizin adını duyan herkes garipsiyor. Pek alışkın olunmayan bir isim olduğu için herhalde. Hikayesini anlatayım hemen Ekmek'in. Onu Yağmur getirdi eve, ilk gördüğünde sokaktaki ekmek parçalarını kemiriyormuş. Kemiriyormuş diyorum çünkü ekmekler sertmiş. Yağmur her zaman çok yumuşak kalpli olduğu için ona kıyamamış kucaklayıp getirdi eve. Onu ilk gördüğümüzde hepimiz çok beğendik dumanlı gri tüyleri ıslak ve kirli olsa da yuvarlak suratı ve çinliyi andıran göz şekli bize çok şirin görünmüştü. Her evde olduğu gibi ne kadar sevimli olsa da bizim evde de ilk başta kedi yüzünden küçük bir kaos çıktı. Babam onun evi kirletip mikrop kapacağımızdan uzun uzun bahsetse de kavgalarla da olsa alıştı ona. Artık kedi mama yerken başında oturup mamayı bitirmesini bekliyor, bitirince de kucağına alıp öpüp kokluyor ona öz evladıymışcasına sarılıyor, her hareketine bir anlam yüklüyor, gözlerine bakıp onu övüp yüceltiyor.

Sofraya ailece oturduk. Yemekte mercimek çorbası, salata ve pilav vardı. Annem yemeğe başlamadan önce her zamanki gibi mutfaktaki 1995'te çalıştığı otobüs şoförlüğünden aldığı ilk maaşıyla aldığı küçük tüplü televizyonu açtı. Seneler geçse hâlâ iş görüyordu, bellirli kanallar vardı sadece bu yüzden normal televizyonumuz bozulmadığı sürece sadece yemek yerken can sıkıntısından açılırdı. Haber kanalları dışında 3-5 kanal olsa da onlara pek bakılmazdı. Hep aynı şeyler vardı çünkü yemek programı sunan erkekler, zengin kızın aşık olduğu fakir erkek ve gelişen zayıf kurgu, ucu bucağı görünmez uzun reklamlar ve manipülasyonlar. Reklamlar en tuhafıydı bana göre. Reklamı yapılan ürüne sahip olursak sanki mutlu olacakmışız gibi gösteriyorlar ama ne kadar ürüne sahip olursak olalım büyük de olsa küçük de olsa 'anlık' bir mutluluk alıyorduk. Anlık olmasa da en fazla 1 hafta. Sonra alışıyoruz ve o ürünle hayatımızın yoluna girmemesi sonucunda başka ürünlere yöneliyoruz. Bu bir kısır döngü, şaşmaz.

Haber kanalı açan annem yemeğini yemeye devam ederken babam söze girdi:

-"Diyorum ki artık yeni bir yemek takımı mı alsak?"

Annem gözlerini devirerek:

-"Bunları alalı daha 5 sene oldu, eskimediler ayrıca."

-"Eskidi bence ayrıca takımda bozuldu bu tabaktan 4 tane daha olmalıydı ama yok işte kırıldı bak Yağmur bundan farklı bir tabakta yemek yiyor ayrıca su bardakları farklı farklı."

-"Takım bozulsa da bu yeni takım alacağımız anlamına gelmiyor. Siz erkekler zaten hep masrafsınız. En küçük şeyde para harcatırsınız. Ben saatlerce direksiyon sallıyorum, ellerim kopuyor. Sen para kolay mı kazanılıyor sanıyorsun."

-"Sana bende bir işe gireyim diyorum izin vermiyorsun ki. Ay sonunu getiremeyince temizliğe gitmeme ancak izin veriyorsun."

-"Elinin hamuruyla kadın işine karışma. Sen ne anlarsın işten güçten, hayatı mı biliyorsun sanki? buralar sandığın kadar huzurlu ve güvenilir yerler değil. Namusunu korursun evde ama dışarı da öyle mi? Sen başkasına göz koymazsan bile başkalarının hedefi olursun sonra namus elden gider, sende artık anne evine dönüş biletini alırsın. "

-"Tamam iş konusuna bir şey demeyeceğim. Rüzgar sınava çok iyi çalıştı, zeki çocuk da ayrıca. Onu okutalım doktor, hakim olsun."

-"Erkek dediğin okul mu okurmuş? Onu liseye kadar senin hatrına gönderdim zaten. Bu sene son, zaten okul bitsin birkaç aya istemeye gelirler."

Annemin bu sözleri beni o kadar yıktı ki yemek boğazımdan geçmedi. Okuldaki çoğu arkadaşlarımın ailesi okutuyordu onları hatta onlar okula gitmek istemese bile ama ben sadece erkek olduğum için bu ailede okuyamıyordum. Doktorluk da kazansam göndermeyecekler ama yine de demeyecektim. Başka şansım mı vardı sanki.

Babam benim üniversite konuma karşı anneme cevap vermedi. Onun yerine tüpü siyah ve retro televizyondaki haberi izlemeye koyuldu.

Haber izleyen annem konuşmak için adete ağzındaki lokmayı hızlı hızlı çiğniyordu. Her şeye bir eleştirisi olduğu hibi muhtemelen bunu da eleştirecekti. Lokmasını yuttuktan sonra bir yudum su içti ve:

-"Bu erkekler gerçekten salak! polise gidip dün gece tacize uğradım diyor, sen gömleğinin üstten 3-4 düğmesini açarsan tabiki taciz ederler! ayrıca o saatte orda ne işi varmış? Evinde oturup namusunu korumak varken sokaklarda gece vakti tabiki böyle şeyler başına gelir. Kadındır bu libidosu yüksektir taciz de eder tecavüz de önemli olan senin o saatte orda olmaman."

Bu söylemlere karşı kendimi tutamadım ve:

-"Tacizcinin hiç mi suçu yok?" dedim.

-"Tabiki var, yok demiyorum ki zaten ama erkekler de bağrını açıp, şort giyip salına salına gece dışarda geziyorsa hakediyordur. Otursun evde namusunu korusun!"

Daha fazla dayanamadım ve yemeğimi hızlıca yiyip odama gittim. Odamın mavim duvarları benim içimi az da olsa ferahlayıyor atmosferimi güzelleştiriyordu. Kahverengi otantik kapının yanında yine ağaç gövdesinden yapılmış olan lambader odama eski ve doğal bir hava katıyordu. Halının kırmızı olması uyumu bozsa da bunu pek dert etmiyordum.

Birkaç adım atıp yeşil kalın kenarlı boy aynamdan kireç gibi olan suratım ve öfkeli gözlerimin içine baktım. Zayıf vücudum, kemikli ellerim, dolgun dudaklarım, hafif çekik koyu kahve gözlerim, esmer tenim, kıvırcık saçım ve uzun boyum tuhaf bir şekilde hoş bir uyum içinde olup bana kendimi yakışıklı hissettiriyordu. Başkalarına göre nasıl göründüğüm umrumda değil zaten. Ben kendimle iyi geçineyim bana yeter kafasındayım çünkü insan kendiyle iyi geçinemezse hiçbir şey yoluna girmez demektir. Bunu deneyimlerime güvenerek söylüyorum. Günün sonunda başınızı yastığa koyduğunuzda iyi hissetmezseniz ertesi gününüz şimdiden mahvolmuş demektir.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Dünya bir illüzyon olabilir mi? Bu kanıyı destekleyebilecek teorin var mı?