Sunduğun her şey masadaydı,
göz doyuran, kalbi oyalayan
ama bir şey eksikti hep,
adı konulamayan bir boşluk gibi.
Bir tabak dolusu “varlık” getirdin,
ama ruhum aç kaldı yine,
çünkü bazı tatlar yoklukla ölçülür,
ve sen hep fazlayı sundun, eksik olanı değil.
Tuz yoktu mesela,
ama kimse sormadı neden diye
çünkü eksikliği konuşulmaz tuzun,
dil, yokluğunu sessizce bilir.
Ben de öyleydim işte,
menüde adım geçmezdi belki,
ama yokluğum çarpardı damaklara,
bir eksiklik gibi, derinden.
Şimdi sana son bir şey söyleyeyim:
eğer sundukların yetmiyorsa birine,
bazen en gerçek ikram,
kendi yokluğunu bırakmaktır masaya.
Çünkü bazı insanlar,
ancak kaybedince anlar
hangi tatla yaşadığını…