Eğer yürüdüğün yolda hiç engel yoksa, durup düşünmen gerekir. Çünkü hayat, sadece düz yollardan ibaret olsaydı, kimse nereye gittiğini sorgulamazdı. Engel dediğin şey, yolun düşmanı değil; yolun öğretmenidir.
Taşlar ayağına takıldığında sabrı öğrenirsin. Yokuşlar nefesini kestiğinde gücünü tanırsın. Karanlık bastığında, içindeki ışığı fark edersin. Hiç zorlanmadan ilerlenen bir yol, seni sadece ileri götürür; ama olgunlaştırmaz. Oysa insanın ihtiyacı olan şey mesafe değil, derinliktir.
Engelsiz yollar çoğu zaman seni oyalamak için vardır. Rahattır, sessizdir, soru sormaz. Ama hedef sormazsan, yön de vermez. Zor olan yol ise seni sürekli kendinle yüzleştirir: “Gerçekten istiyor musun?”, “Bu bedeli ödemeye hazır mısın?” diye sorar. İşte o sorular, seni bir yerden bir yere değil, bir hâlden başka bir hâle taşır.
Unutma, engeller yoksa büyüme de yoktur. Rüzgâr esmiyorsa ağaç kök salmaz. Direnç yoksa güç ortaya çıkmaz. Bu yüzden önüne çıkan her zorluğu lanetleme; belki de o engel, seni asıl varman gereken yere çağırıyordur.
Yolun rahat olmasıyla övünme. Yol seni değiştiriyorsa kıymetlidir. Çünkü insan, en çok zorlandığı yolda kendine ulaşır.