Allah insanın kaderine eş diye yazmadığını, aşk diye karşısına çıkarmasın…
Çünkü bazı duygular vardır; kalbe misafir olur ama ömre ev sahibi olamaz.
Aşk, insanın içine bir ateş gibi düşer. Önce ısıtır, sonra yakar. Eğer o aşk, alın yazında bir yuva değil de bir imtihansa; insan hem sever hem susar, hem umut eder hem de içten içe kaybedeceğini bilir. En ağır yük de budur: Kalbinin “kal” dediğine, kaderin “git” demesi.
Her sevda nikâhla tamamlanmaz. Her kalp çarpıntısı, bir ömürlük huzura dönüşmez. Bazen Allah, kalbini birine bağlayarak sana şunu öğretir:
“Sevmek güzeldir ama her sevilen senin değildir.”
İmtihan olan aşk, insanı olgunlaştırır. Duaları derinleştirir. Secdeleri uzatır. Çünkü insan, en çok kavuşamadığında Allah’a yaklaşır. Ve anlar ki; eğer bir kapı kapanıyorsa, o kapının ardında hayır yoktur. Kalbin kırılır ama kader seni korur.
Gerçek eş; kalbini yoran değil, dinlendiren kişidir.
Gerçek eş; seni Allah’a yaklaştıran, dünyada huzur, ahirette yoldaş olandır.
Aşk, gözünü kör edebilir. Ama kader, seni yanlış kucaktan çekip alacak kadar merhametlidir. O yüzden bazen kavuşamamak da bir lütuftur. Çünkü Allah, senin için yazmadığını ısrarla istemene rağmen nasip etmez.
Dua et ki; kalbine düşen her sevda, alnına yazılmış olsun.
Ve dua et ki; geçici duyguların değil, ebedî huzurun peşinde olasın.
Çünkü bazı aşklar yaşanmak için değil, ders olmak için gelir.
Ve insan en çok, kalbinden vazgeçmeyi öğrendiğinde büyür.