Giriş yap! Hesap oluştur!
Ara
Şifreni mi unuttun?
Firar Ayaklarının üstüne basamadığından seke seke yürüyen - Sözümoki

Firar


Ayaklarının üstüne basamadığından seke seke yürüyen İdris’i iki jandarma aralarına almış götürüyorlardı. Jandarmalar çok dövdüğünden bu hale gelmişti İdris. Bayram namazında İmamköy Camii’ni basıp, namaz kılan cemaati soyduğunu itiraf etmek zorunda kalmıştı. Oysa ki, ne baskından ne de soygundan haberi vardı.
Ne yapsın? Öyle çok dayak yemişti ki, itiraf etmese dayağın sonu gelmeyecekti. En az yedi-sekiz yıl yerdi.
Seke seke zorla yürürken sendelediğinde jandarmalar koluna yapışıp destek veriyorlardı.
Yolda bir de sigara verdiler İdris’e. İyi insanlardı aslında, ne yapsınlar görevleri. “ Faili bulmadan gelirseniz gözüme görünmeyin!” diye emir vermişti yüzbaşı.
Soyguncu hiç köyde durur mu? Çoktan köyü terk etmiş gitmiştir. Eli boş da gidemezler köy karakoluna… Faili bulmak lazım gelir. İdris’de nasıl olsa senelerdir buralarda serseri serseri dolaşıp durur. Çeşitli dalaverelere de girip çıkıyor. Zaten birkaç kere sigara kağıdı ve çakmaktaşı satmaktan da yakalanmışlığı var. E köylü de kendisinden şikayetçi. Rahmetli babasının - babası İmamköy’ün imamıydı- hatırını sayanlar bile ondan kurtulmak istiyorlardı. İdris bu köyde durmaya devam ettikçe jandarmanın ayağı kesileceği de yoktu. Bu olayın faili olarak İdris yakalanınca, köy muhtarıyla köy bakkalı, İdris’i bayram namazından evvel cami tarafına giderken gördüklerini söylediler.
Bu kadarı yeterdi zaten. Gerisini de jandarmalar söylettiler.
İdris İmamköy Camii’ni bayram namazında nasıl soyduğunu bir bir anlattı. Şimdi İmamköy’e doğru gidiyorlardı. İdris düşüncelere daldı gitti. Başka neler söylemişti? Şimdi ne olacaktı? Ne yediği dayak, ne yatacağı yedi sene… Bütün bunlar aklından uçup gitmişti. Onun kafasına takılan konu tamamen bambaşka bir şeydi. Bu düşünce ona dayaktan da kodesten de daha çok acı veriyordu.
Fazla çalışmaya alışkın olmayan kafası karışıyor, umutsuzca bir çare arıyor, bulamıyor, sıkıntısını dışarıya fırlayan gözlerinde, yüzünün birbirine karışan sinirlerinde gösteriyordu.
Düşündüğü şey ; dayaktan kurtulmak için köyü soyduğunu söylemişti söylemesine de, iş bu kadarla biter mi? Delillerin yerini de söylemesi gerekiyordu. Sözde çaldığı paraları ve saatleri nereye koyduğunu da söylemesi lazımdı. Ne parası? Ne saati? Hatta ne soygunu? İllaki söylemesi lazımdı. Sopa, dipçik ve tekmeler dayanılır gibi değildi. Beyni kafasından çıkıverecek gibi oluyordu: Ne söylesin?
Değnekler, tekmeler, dipçikler… Birinin acısı dinmeden diğeri geliyordu. Bayılacak gibi olduğunda elini hafifçe kaldırdı:
Jandarmalar durdular. Yüzüne su serptiler. Bir de sigara verdiler. O zaman İdris ilk aklına gelen ismi söyleyiverdi:
Dayak kesilmişti kesilmesine ama İdris asıl şimdi düşünmeye başlamıştı. İmamköy’e doğru yola çıkınca büsbütün başka şeyler düşünmeye başladı. “ Yandı garip Süleyman Ağa!” dedi.
Süleyman Ağa, İdris’e yardım eden tek kişiydi. Kahvesinde yatacak yer verir, ona nasihat ederdi.
Neden aklına evvela bu zavallı adamın adı gelmişti?...
Pişmanlıktan ölecekti. Şimdi jandarmalar, hiçbir şeyden haberi olmayan ihtiyarı da döveceklerdi. Gebertene kadar döveceklerdi. Aksakallı ihtiyarın, gözlerinden yaşlar akarak ağladığını görür gibi oldu. İhtiyarın yerde dayaktan kıvrandığını, dipçiklerin tekmelerin sırtına beline inerken, “ beğendin mi yaptığını İdris” dercesine baktığını görür gibi oldu. Sanki beline bir dipçik daha yemiş gibi inledi.
Jandarmaların biri ona yandan bir göz attı. Sonra bir sigara daha çıkarıp verdi. İdris sigarayı göbeğinin üzerinde sallanan kelepçeli elleriyle yakalayarak ağzına götürdü. Derin nefes çekti ciğerlerine.
Beş on adım daha gittiler. İdris’in sigarası ağzından düştü. Aahh ah… Bunu yapamayacaktı. Karşıdan İmamköy görünmüştü. Yüz adım sonra varacaklardı köye. Sonra Süleyman Ağa…
İdris etrafına baktı. Yolun sağı fundalıktı. Jandarmalara baktı, silahları ellerinde yürüyorlardı.
Bir sıçradı, hendeğin öbür tarafına atladı, düştü, tekrar ayağa kalkarak fundalığın iç tarafına doğru koşmaya başladı.
Jandarmalar “şırrak” diye silahlarını açıp kapadılar, sonra iki tok ses… Havada kısa ve keskin bir vınlama oldu, İdris yere yıkıldı. Jandarmalar yanına koşarak geldiler. Ağzından ince bir çizgi halinde kan süzüldü. Gözlerini açtı: “ Süleyman Ağa’nın bir şeyden haberi yok… “ dedi. Başı yana düştü. Ağzından tekrar kan boşaldı. Tekrar gözlerini açarak: “ Benim de…” diyebildi.
Gözlerini bir daha kapayamadı İdris. Hafifçe gerildi, olduğu yerde dimdik kalakaldı…

1933 – Sabahattin Ali

#wattpad #tumblr #blog #roman #kıssadanhisse #şair #şiir #yazar #blog #blogger #günlük #öykü #hikaye #kitap #kitapyaz #yazılarınkitapoluyor #firar #sabahattinali #köy

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Diğer hikayeler;
Karikatür (Günün Karikatürü)
Oğlun oldu adını koyacaksın Mete - Timur - Oğuz seçeneklerin var, hangisi? Neden?
Sözümoki © 2019 - V.8
Destekçilerimiz →