Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
27 Şubat 2020, Perşembe 02:30 · 38 Okunma
GECE YARISI YOLCULARI / 1. BÖLÜM - Sözümoki

GECE YARISI YOLCULARI / 1. BÖLÜM

DUYGU VE EVDEKİ YABANCI

Son derece korkuyordu. Nasıl bir ruh halinde olduğunu çözemiyordu. Hep televizyondan izlediği soruşturma belgesellerinin aynısı şu an onun başına geliyordu. Evde yalnızdı. Kafasında bin bir korku ve gerilim hikayesi peş peşe sıralanıyordu. Konuşup, iletişim kurmak istiyordu ama adam o kadar çok titriyordu ki, onunla iletişim kurmak imkansızdı. Şakası yoktu ve bir cani gibi görünüyordu. Çekmeceleri karıştırmaya devam ediyordu. Bir yandan da kendi kendine homurdanıyordu. Arada dönüp, korkudan kaskatı kesilmiş kadına bakıyordu ve pis pis sırıtıyordu. Sonunda kafasını çekmecelerden kaldırıp, kadına dönmüştü. Gözleri kıpkırmızıydı. Elini pantolonunun arka cebine atıp, küçük bir bıçak çıkarmıştı. Ve bağırarak sordu;

''Araban var mı?!''

''Evet..'' diyebildi, sesi çok kısık çıkmıştı.

''Anahtarlarını ver!''

Üst kata çıkması lazımdı. Karşısındaki adamın telaşlı hali, onu tedirgin ediyordu. Kendisi de telaşlı ve kaygılıydı. Korkusu, heyecan yapmasına sebep oluyordu. Sakin kalmalıydı ama bunu başaramıyordu. 'Hadisene!' dedi adam, elindeki bıçağı göstererek ve o an genç kadının elleri terlemeye başlamıştı.

Adam uzun boyluydu, fit ve kirli sakallıydı. Beyaz tenli ve siyah saçları vardı. Yüzünü aklına kazımaya çalışıyordu. Bu işten tamamen kurtulduğunda ise tamamen unutmayı hedefliyordu. Bu cani herif, çoğu kadının kalbini çalabilecek güzellikteydi. Oysa ki şu an Duygu'nun içinden, o güzel yüzünü parçalamak geçiyordu. Bunu başarabilir miydi bilmiyordu ama tek istediği kendisine dokunmamasıydı. Adamla ne zaman konuşmak istese, o sinirli yüzü karşısına çıkıyordu ve başaramıyordu. Şu an yaşadığı bu lanet olay, çocuk oyuncağı değildi.

Mutfağın sol tarafında kalan merdivenlerden yukarı çıkmaya başladılar. Her basamak, bir ömür gibiydi. Korku dolu anlar neden çabuk bitmezdi? ''Evde başka biri var mı?'' diye sordu evine nasıl girdiğini bilmediği adam. ''Bilmiyorum.'' gibi saçma bir cevap çıktı ağzından. Genç adam ofladı. ''Nasıl bilmezsin? Gerizekalı mısın sen?!'' diye bağırıp, kadının omuzuna yumruk attı. Dizleri, basamağın ucuna çarpan kadın, ''Senin olduğunu da bilmiyordum.'' diyebildi. Dizleri çok acımıştı ve ayağa kalkarken inledi. Adam bu cevaba bir şey diyemedi çünkü kadın doğru söylüyordu. Onun olduğunu da bilmiyordu. Zaten birileri olsa çoktan yanına gelirdi. Belki de onu haklayıp, canına okurdu. Belli ki kadın bu dubleks evde yalnızdı. İyi yere kapak atmıştı.

Bir ömür gibi süren merdiven yolculuğu sonunda bitmişti. Sırtında küçücük bir bıçağın ucuyla, merdivenleri nasıl çıktığını asla unutamayacaktı. Yavaşça arkasını dönüp, ''Buradan..'' diyebildi, sesi çok kısık çıkmıştı. Adam ise aşağıdaki kata ve şu an bulundukları koridora baka baka bir hal olmuştu. Eşyalar gayet güzeldi. Belli ki para da vardı. ''Kredi kartlarını ve paralarını da istiyorum.'' dedi. Boğazı hırıltılıydı, burnundan soluyordu. Kadın yine kısık bir sesle ''Tamam.'' diyebildi... Kendi odasına girdiklerinde, direkt şifonyere yöneldi. Her şeyi verip, bu adamın evinden bir an önce defolup gitmesini istiyordu. İlk çekmeceden güzel, siyah bir kutudan nakit çıkarıp adama uzattı. 'Ne kadar var burada?' diyen adama, ''15 bin.'' dedi. ''Oooo iyi para. Niye bu kadar parayı evinde saklıyorsun?''

''Nakit'' dedi, duraksadı ''...her zaman lazım olur.''

''Demek öyle...'' diye cevap verdi adam, bıçağın ucunu eliyle ovalarken.

Giden para umurunda değildi. Fakat ne yazık ki paraları, bu lanet herifin aptal fantezilerine gidecekti. Gerçi hiçbir şey canından önemli değildi. O böyle düşünürken adam şifonyerin üstündeki lacivert takı muhafazasını kurcalıyordu.

''Hayır!'' diye bağırıp, adamın kolunu ittirdi. Onun bu ani darbesi adamın elindeki bıçağın, odanın diğer ucuna fırlamasına sebep olmuştu. ''Ona dokunma, o benim eşimden aldığım değerli bir hediye!'' Daha sonra sesinin fazla çıktığını anlayıp, hemen sustu. Belli ki bu sert tavrı adamı etkilemişti, gülümseyerek kadının saçlarını kavrayıp, dudaklarına yapıştı. Öptükçe öpüyor, sımsıkı tutuyor ve kadının ona karşı koymasını engelliyordu. Sonuçta ondan daha güçlüydü. Bu fiziksel güç, böyle kirli erkekleri her zaman üstün kılmamış mıydı? Kadın, kendisine dokunulmasından hoşlanmamıştı. Onu hemen gebertmek istedi ama ne yazık ki gücü yetmiyordu. Fakat, bir eliyle saçlarından, bir eliyle belinden kavraması onun kasıklarına diz atamayacağı anlamına gelmezdi. Dizleri hala acısa da, adamın hayalarına vurması acısını arttırmazdı. Tüm cesaretini toplayıp, kendini hazırlayıp, kafasında kurduğu eylemi gerçekleştirdi. Her erkek gibi, o da zavallıca kasıklarını tutup, yere yattı. Kadının hoşuna gitmişti bu durumu. Dizlerinin acısını unutmuştu ve adama bir kaç tekme attı. Komodine doğru uzanıp, abajuru aldı ve adamın kafasında parçaladı.

Dudaklarını elinin tersiyle sildi ve adama tükürdü. Ama o yine de, adam yerde kıvranır halde olsa bile hala çok korkuyordu. Evinde o hırsızı gördüğünden beri hayatından endişe duyuyordu. Elindeki bıçakla ne yapmayı düşünüyordu? Evine nasıl girmişti? Bilmiyordu ama bilmek istiyordu...

Birden aklına adamın yaklaşık yarım saattir elinde tuttuğu bıçak geldi. En son parkenin üstüne düştüğü sesini hatırlıyordu. Odanın içinde dört dönüp, adamın elinde tuttuğu o sapı olmayan, ince ve küçük bıçağı aramaya başladı. O nasıl bir bıçaktı? Tam olarak görmüştü ama ne amaçla kullanıldığını bilmiyordu. Bakmaya devam ediyordu. Lanet olası bıçak nereye kaybolmuştu?

O bıçağı ararken, ayak bileklerini birinin tuttuğunu hissetti. Aptal herif kendine gelmişti. Alnından kan akmış ve açık renk halıyı kırmızıya bulamıştı. Genç kadın sinirlenerek, ayağını kurtarmaya çalışsada başaramadı. Bu işkence ne zaman bitecekti? Adam, kadını sertçe çekerek yere düşmesini sağladı. Burnu yere çarpan kadın zor olsada sırt üstü döndü. Yattığı yerde başı dönüyordu. Tepesine dikilen ve terleri yüzüne yüzüne damlayan o adamın çıkardığı hırıltıları duyabiliyordu.

''Bunu mu arıyordun?'' dedi, elindeki saya bıçağını göstererek. ''Merak etme, onun üstünde tekmeledin beni. Sırtımı kesti sanırım. Bunun bedelini ödemeye hazır mısın?!'' deyip, kadının çenesine bir yumruk attı. Üstündeki ince tişörtünü yırttı ve boynundan öpmeye başladı. ''Bir saattir sana dokunmamak için kendimle savaşıyordum ama kaybettim. Bunu sen istedin.'' dedi kısık sesle kulağına. Duygu istemsiz ve yorgun bir şekilde ağlamaya başladı. Adamın daha aşağılara inmesini istemiyordu. Onu istemiyordu. Çok korkuyordu. Korkması, olayların ilerlemesine neden oluyordu. Bu iğrenç herifin altında eziliyordu. O ise halinden memnundu ve kadının bedenini bir mal gibi sömürüyordu...

Duygu ne kadar itmeye çalışsa da, çırpınsa da hiçbir işe yaramıyordu. Adam her çırpınışında elindeki ince bıçakla karşılık veriyordu. Kolları yara içinde kalmıştı ve karşılık vermesi her geçen saniye daha da zorlaşıyordu. Genç adam daha fazla dayanamayıp, pantolonunu çıkardı. Duygu kafasını başka bir yöne doğru çevirdiğinde ise utanmaz herif; ''Bak bak utanma.'' dedi pis pis sırıtarak. Daha sonra yerde yatan kadının kafasını çevirdi. Dizlerinin üstünde, kadının tepesinde soluyordu. Duygu kusacak gibi oldu. Adam ise umursamayarak, ''Beni hissetmek ister misin?'' dedi. ''İstemem!'' diye bağırdı kadın yüzünü ekşiterek. Adam biraz daha eğilip, Duygu'nun dar ve kısa taytını çekti ve odanın bir köşesine attı. Bu sırada Duygu, el ve ayaklarıyla ne kadar vurmaya kalkışsa da adam kesinlikle etkilenmiyordu. Ama etkilendiği bir şey vardı, kadının vücudu. Sahip olmak istiyordu, hem de çok. Kadın çok güzeldi. Teni pürüzsüzdü. Tam iç çamaşırına elini atacak iken, duraksadı. Kadın korkudan ölecek gibiydi. Onu çok istiyordu ama genç kadının katiyen onu istemediği belliydi. ''Bırak beni!'' diye inliyordu yattığı yerde. Adam öylece durmuş onu izlerken, Duygu bu anı değerlendirmek istedi ve yine adamın penisine diziyle vurdu. Adam sırt üstü yere yuvarlandığında, bir tekme daha attı. Adam resmen kasıklarını tutarak inliyordu, bir yandan da Duygu'ya küfürler ediyordu. Bir kaç dakika öncesine kadar hayatının en kötü anlarını yaşayan kadın, derin bir nefes aldı. Kirlenmiş hissediyordu ve bu adamın hemen ölmesini istiyordu. Yine de bunu yapacak en son kişi olabilirdi. Bu korkaklık mıydı, vicdan mıydı? Kestiremiyordu...

Gözyaşlarını sildi. Koşarak aşağı kata indi. Kapıyı zorladı, kapı açılmıyordu. Kapının yanındaki camın perdesini açtı, daha sonra da camı. Amacı dışarıya bağırıp sesini duyurmaktı ama hemen geri kapattı. Çünkü vücudunda külodundan başka hiçbir şey yoktu. Katta giyecek bir şeyler aradı. ''Yok, yok, yok!'' diye bağırdı. Banyoya baktı ama bir tane bile bornoz yoktu. Havlu dahi yoktu. İki haftalık seyahate çıkmadan önce hepsini yıkayıp, kaldırmıştı. ''Bu ne biçim şanssızlık?!'' diye isyan etti. Tam o sırada yukarıdan bir kaç küfür ve şangırtı sesi duyuldu.

İşte o an Duygu sağır olmak istemişti.

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
2020 Nisan ayında mutlaka yapacağın 3 şey?