Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
GECE YARISI YOLCULARI / 14. BÖLÜM - Sözümoki
22 Ocak 2021, Cuma 00:29 · 81 Okunma

GECE YARISI YOLCULARI / 14. BÖLÜM


Oradaydılar, el ele.. Ne sebep olmuştu yataklarına başka birini almaya?? Peki ne engel olabilirdi şu an onların yüzlerine tükürmeye? İçi yanıyordu. Gerçekten içi yanıyordu. Onun içi yanarken, eşi buz gibi bakışlarla ona bakıyor, yanan sigarasını söndürmeye çalışıyordu. Ama izmariti küllüğe değil, komodine basıyordu. Salak diye geçirdi içinden. Kalbi buz olmuş bu adamın gözleri buz kesse ne yazardı ki? Zaten kalbine mızrakları art arda saplamamış mıydı? Son kez baktı o derin mavi gözlere. Hiç yaşam belirtisi yok gibiydi. Pek umursamadı çünkü şu an da ölse umurunda olmazdı. Yanındaki sarışın kadına kaydı gözleri. Bir an Candan olmasını beklemişti çünkü kocasının ona karşı olan davranışları onu çok kuşkulandırmıştı. Belki arkadaşı suçsuzdu ama onun için pek bir şey fark etmiyordu. Sonuçta kalbini kırmış ve onu evinden kovmuştu. Artık çok geçti. Fakat bu kadının da Candandan kalır yanı yoktu. En az onun kadar güzeldi. Yeşil gözleri, sarı saçları ve uzun beyaz bacakları vardı. O yeşil gözlerinde korkunun her hali vardı. İstemsizce bacaklarını birbirine sürtüyor ve yutkunuyordu. Hafifçe doğrulup, yatağın ucundaki ince örtüyü üstüne çekti utancından. 'Sevişirken utanmamış orospu!'
Bir sonraki hayatında onunla tekrar karşılaşmayı istedi. Kim bilir neler yapardı? Alaylı bir şekilde, kafasını dimdik tutarak ikisine baktı. Çok yakışmışlardı. Yavaş adımlarla onlara doğru yürüdü. Yatağın ucuna geldiğinde sağa doğru bir adım attı. Hızlıca Gökhan'ın dibinde bitiverdi. Güzel yüzüne bir kaç saniye baktı. 'Hadi kızım haktır!' diyerek tüm kuvvetini kullandı ve vazoyu havaya kaldırdı. Gökhan vazoyu görünce birden sıçradı. Ama geç kalmıştı. Duygu vazoyu hışımla Gökhan'ın kafasına indirdi. Çıkan ses Duygu'yu tatmin etmişti, çünkü kocasının kafasını patlatmaya yetmişti. Gökhan öylece kendini yatağa bırakıverdi çünkü bayılmak üzereydi. Ceren, sevgilisini kanlar içinde görünce ellerini yüzüne götürerek acı bir çığlık attı. Korkusu kat be kat artmıştı. Ürkek bir halde Duygu'ya baktı ve ağlamaya başladı. Kadının gözleri kıpkırmızı kesilmişti ve kendisine asla merhamet göstermeyeceğini biliyordu. Duygu elindeki vazoyu var gücüyle genç kadına doğru fırlattı ama Ceren tam vaktinde kafasını sola doğru kaydırmayı başarmıştı. Eli ayağı titriyordu. Ona isabet etmeyen vazo duvara çarpıp, paramparça olmuştu.
Duygu hızlı adımlarla, Cerenin yanına geldi. Üstündeki çarşafı çekip aldı ve genç kadının suratına tükürdü. Ceren elinin tersiyle tükürüğü sildi. Daha sonra da elini çarşafa sildi. Bunu gören Duygu, kinayeli bir surat ifadesiyle bir daha tükürdü. Hemen ardından ellerini kavradığı gibi acımasızca bükmeye başladı. Genç kadının acı çektiği inlemesinden ve yalvararak bakan gözlerinden belli oluyordu.
"Sana bir şey soracağım."
İki gün önce bir erkek tarafından hayatının en korkunç gecesini yaşayan kadın, şimdi aynı acıları tekrar yaşıyordu. Tek farkla bu sefer o korkmuyordu. O gün tepesinde baykuş gözleri vardı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi uçup gitmişti. Bugün iki hainin çakal gözleri tam karşısındaydı. Ama o çakallar bir kurda yakalanmışlardı. Bugün korkmuyordu. Ve istemeden de olsa, karşısındaki sarı kafalı sürtüğün korkması hoşuna gitmişti. Biraz oyun oynamak istedi ve devam etti. Yerden büyükçe bir kırık vazo parçası alarak, yavaşça kadının güzel yüzünde gezdirmeye başladı. İçindeki ses 'Al façasını!' diye haykırıyordu. Böyle bir şeyi yapamazdı. Hıh! Sanki az önce vazoyla kocasının kafasını yaran o değildi. Elindeki parça kadının yüzüne beyaz izler bırakırken,
"Kocamla olmak güzel mi?" diye sordu.
Kadın afallamıştı. Böyle bir soru beklemiyordu.
"Sana bir soru sordum! Cevap versene orospu!" dedi ve kadının sol omzuna kırık parçanın sivri ucunu sapladı ve hızlıca geri çıkardı. Kadın acıyla inlerken, yarasına terli parmağıyla bastırıyordu.
Ceren, kendisine orospu denmesinden hoşnut olmamıştı. Yüzünü aşağı eğdi.
Duygu, kadının çenesini kanlı ve terli baş parmağıyla, yukarı doğru iterek gözlerinin içine bakmasını sağladı ve devam etti, "Ne yani orospu değil misin?"
"Değilim!" dedi ve hışımla ayağa kalktı Ceren. Üstünde hiçbir şey yoktu. Duygu onu süzdü. Biraz da kıskandı. Kocası, bu kadını, kendisine tercih etmişti. Ne yapacağını bilemiyordu. Zaten ne yapabilirdi ki? İçindeki tüm hiddeti sönmüştü. Başı felaket ağrıyordu, gözleri yorulmuştu. Ayağa kalktı ve Ceren'i ittirerek odadan çıktı. Ağlamaya ihtiyacı vardı. Zaten yorgun olan gözlerini daha da yoracaktı ama ağlamazsa da ölecekti. Yaşarken ölecekti...
Eksilmişti. İkiyken teke düşmek (hele ki böyle onur kırıcı bir şekilde), onu çok incitmişti. Onda kalan hakkı vardı. Derin nefes alıp verişleri ilk defa işe yaramıyordu. Ne yapacağını bilemiyordu. Kime koşması gerektiğini de... İstemsizce gözlerinden boşalan gözyaşları artık yüzünü yakıyordu.

Bu durumda üzülen neden kendisiydi bilmiyordu. Yukarı çıkıp, onların işini bitirmek varken, o koltuğa çökmüş ağlıyordu. İşte tam bir çaresizin yapabileceği bir şeydi bu. Güçsüz bir şekilde ağlamak. Hayatı bölüştüğünü sandığı eşi, yatağını bölüşmüştü. Kalbini de bölüşmüş müydü peki? Oysa o, kendi kalbini eliyle teslim etmişti ona. Düşündükçe kötü oluyordu. Kalbini bölüşmesine gerek yoktu ki.. Zaten başka birini koynuna alıyorsa çoktan silip atmıştır her şeyi!
Ceren, omzunun acısını çeke çeke üstünü giyinmişti ama ceketi ve çantası aşağıdaydı. Aşağı inmeye cesareti yoktu. Odada korka korka banyo dolabından bulduğu bezi Gökhan'ın yarasına bastırıyordu. Bu tehlikeli kadın, her an geri gelebilir ve şu an gördüğü manzaranın etkisiyle onu hatta ve Gökhan'ı da öldürebilirdi. Sonunda kan durmuştu ama genç adamın hastaneye götürülmesi lazımdı. Beze baktı. Sevdiği adamın kanına bulanmıştı. İçi parçalandı. Banyoya gitti ve temiz bir bez daha aldı. Sonra onu bıraktı. Çünkü bir üst rafta havlular vardı. Nasıl oldu da onları görmemişti az önce? Hemen onlardan bir tane aldı ve yaranın üstüne nazikçe bıraktı. Kapıya doğru baktı, kimseyi göremeyince yatakta öylece yatan adamın dudağına bir öpücük kondurdu. Karısı bu halini görse hakikaten onu öldürürdü.
Artık bir şekilde bu evden çıkması lazımdı. Merdivenleri sessizce indi. Gerçi ses çıkarsa da bu hıçkıra hıçkıra ağlayan kadın duymazdı. Bir an durup düşündü. Onun yerine koydu kendini. O ne yapardı? 'Yoo!' Düşüncesi bile kötüydü! Onun için üzülmüştü. İçi bir an kötü oldu. Aniden kafasını çevirse, şu an hissettikleri ile yerin dibine batardı.
Orada, merdivene çöküverdi. Gözleri doldu. Çok utanıyor ve korkuyordu. Nasıl çıkabilirdi bu evden?
Dakikalar geçmek bilmiyordu. Ne Gökhan'ın sesi çıkmıştı, ne de Duygu'nun sesi kısılmıştı. En sonunda farklı bir ses duydu. Duygu koltuğa kendini bırakmıştı ya da düşmüştü. Bilemedi. Sessizce ayağa kalktı. Ağlama sesi bir kaç hıçkırıkla kesilmişti. Yavaşça koltuğa doğru yürüdü. Gördüğü bembeyaz surat karşısında şok olmuştu. Kadın, ruh gibi görünüyordu. Hemen nabzını kontrol etti. Şükür ki iyidi ama normale göre biraz daha az atıyordu. Omzundaki acıya aldırmayarak ceketini giyiverdi ve tekrar üst kata çıktı. Gökhan'ı dürtmeye başladı. Adam tepkisizdi. Kan kaybından ölebilirdi ama o hala yaşıyordu. Beyaz yastığı daha fazla kana bulanmadan ambulansı aradı. Gerekli bilgileri verdikten sonra evden koşar adımlarla ayrıldı.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Yalnızlık, tercih midir, kader mi?