Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
GECE YARISI YOLCULARI | 16 - Sözümoki
02 Şubat 2021, Salı 03:19 · 87 Okunma

GECE YARISI YOLCULARI | 16

Saat kaçtı? Zor da olsa gözlerini aralamaya çalıştı. Güneş, ülkeyi mi terketmişti? Neden hala karanlıktı odası? Başını yastıktan ayıramıyordu. Her yeri uyuşmuştu. Bir tane ilaç onu uyutmuyordu, iki tanesi de fazla gelmişti anlaşılan. Belki alkol de aldığı için böyle hissediyordu. Ölmediğine şükretmeliydi. Yatakta öylece yatıyordu ve bunları kendine yakıştıramıyordu. Biri 'püf' dese tüm zerrecikleri dağılacakmış gibiydi. Biri 'püf' dese tüm küflerinden arınacakmış gibiydi.
Gök gürültülü hava onu ürkütmüştü. Yine de ıslak sokaklarda toprak kokusunu içine çeke çeke yürümek istedi. Fakat biri sanki bileklerini tutuyordu. Hiç bu kadar isteksiz hissetmemişti kendini. Her şeyini gömmüştü içine. İçi karanlık bir mezarlık, ne zaman hortlardı mutluluk? Biliyordu, yaraları kabuk bağlamayacaktı ve o hep bir şeyler saklar gibi bakacaktı. En sonunda kalktı, camı açtı ve yıldızlara bakarak bir sigara yaktı. Kimse yoktu işte. Kendine kalan yine kendiydi. Hep yarıda kalmıştı sözleri, günleri, gülüşleri. Ne günah işlemişti de hayatı onu bunalımlara sürüklemişti? Çok incinmişti ve canevinde yine yalnızdı. Sigarasını söndürdü. Rüzgar soğuk esiyordu, üşüyordu. Gökyüzüne baktı. Yüzüne birkaç damla yağmur düştü. Hissetti. Derin derin nefes aldı ve camı kapattı. Yatağına uzandı ve bu geceyi böyle geçirmesine neden olan arkadaşına biraz daha kırıldı. Yine de onu merak etmekten vazgeçemiyordu. Gözlerini kapattı. Karmaşık duygular beynini ele geçirmeden tekrardan uykuya dalmayı diledi. Çünkü saat daha altı bile değildi.
~~~
Odasına giren güneş ışığını hisseden gözlerine kızarak uyandı. Anlaşılan yağmur dinmişti. Kalkmalıydı ama kendini pek iyi hissetmiyordu. İçindeki ses, hadi uyu biraz daha diyordu. Pencereye arkasını döndü. Gözlerini tam kapatacakken vazgeçti. Aklına Onur gelmişti. Hemen yanıbaşında duran telefonuna kaydı gözü. Yatağında hafif doğruldu ve telefonuna doğru uzandı. Ekrana bakınca yüzü düştü çünkü kimse ne aramış, ne de mesaj atmıştı. Uzun zaman sonra yaşadığı bu heyecanı fazla mı abartmıştı? Biraz heyecan, biraz da aşk onun hakkı değil miydi peki? Gözleri saate kaydı. On olmasına birkaç dakika vardı. Yatağından kalkıp, banyosuna doğru ilerledi. Küvetini doldurdu ve içine girdi. Sıcak suyun verdiği rahatlıkla tamamen uyandı uykusundan. Suyun içinde durdukça rahatlıyor, gevşediğini hissediyordu. Biraz rahatladıktan sonra çıktı banyodan. Sadece iç çamaşırlarını giyindi, saçlarını havluya sardı ve mutfağa gidip çay koydu.
Sonra yatak odasına geri dönüp, yatağını topladı. Gece ağladığı için yastığı yine kararmıştı. Çünkü makyajını temizlemesi gerekirken, o alkol almakla meşgul olmuştu. Gerçi alışmıştı bu görüntüye. Yastık yüzünü değiştirdi. Daha sonra da saçlarını taramaya girişti. Saçlarını kurutup, dandik bir topuz yaptıktan sonra üstünü de giyindi. Tekrar mutfağa gidip çayı demledi. Bu sıkıcı ve sessiz sabahları anlamlandıracak bir ses olacak mıydı hayatında, düşünmeden de edemedi. "Sesimi duy Tanrım!"
Çayın mis kokusu mutfağı iyice sarmıştı. Evin fazla sessiz olmasından rahatsız olmuştu ve televizyonda bir müzik kanalı açtı. Tam müziğin ritmine adapte olmuşken, telefonunun çaldığını duydu. Koşar adım odasına gitti. İçi kıpır kıpır olmuştu birden, sanki kimin aradığını biliyormuşçasına. Ekrandaki numaraya odaklandı ve bu yüzünün gülmesine sebep olmuştu. Heyecanla açtı telefonu;
"Alo!"
"Günaydın güzellik." Sesi tanımıştı.
"Günaydın Onur." dedi. Sesindeki gülümsemeyi anlamıştı genç adam.
"Aslında rahatsız etmek istemedim ama nasılsın diye de merak ettim."
Pek iyi sayılmazdı ama onun aradığını görünce kendini iyi hissetmişti.
"İyiyim, çay demledim. Sen nasılsın?"
"Afiyet olsun. Ben de iyiyim, yeni uyandım ve ayılmaya çalışıyorum."
Candan gülerek, "Yüzüne bir su çarp ve ayıl." dedi.
"Mantıklı." diye cevap verdi Onur. Aslında yanında pekala Candan olsaydı şu an yatakta durmazdı. Kalkıp, ona kahvaltı hazırlamaya girişirdi ya da doya doya öperdi. Büyük ihtimalle o şekilde daha rahat ayılırdı.
"Bu gün ne yapacaksın?"
"Evdeyim."
"Çalışmıyor musun sen?"
Candan iç çekti. "Çalışıyorum."
"Ne işle meşgulsünüz peki Candan Hanım?"
"Takı tasarımcısıyım.. İnternet üzerinden satış yapıyorum şu an. Bir dükkanım vardı. Dükkan sahibiyle bir anlaşmazlık yaşadım ve geçen ay dükkanımı kapatmak zorunda kaldım."
Onur bu duruma üzülmüştü. Ne cevap vereceğini bilemedi. Candan'da anlamış olacak ki devam etti,
"İşlerim de güzeldi halbuki. Olacağı varmış ne yapalım? Şimdi elimdekileri bitirmeye çalışıyorum. Hepsini satışa koydum.''
"Bir kaç tane de ben alayım bari. Erkeklere özel takılar da var mı?"
"Var tabi. Olmaz mı?"
"Tamam bugün buluşuyoruz o zaman."
Candanın içi bir hoş olmuştu. Onur'a hayır diyemedi.
"Tamam buluşuyoruz."

Tam bir saat sonra Onur, yine son ses müzik eşliğinde, yolların tozunu attıra attıra sürüyordu arabayı.
Arada da aynayı indirip saçına başına bakıyordu. Dünyanın en güzel kadınının yanına yakışmalıydı.
Siyah pantolon ve beyaz tişört giymişti. Siyah bot ve siyah deri ceketi ile ne kadar karizmatik göründüğünün o da farkındaydı. Candan'ın arabası hala onun tamirhanesindeydi ve bu yüzden genç kadının evine gidiyordu. Kendi elleriyle yaptığı takılardan alacaktı. Kendisine bir kaç takı fotoğrafı ve evinin konumunu atmış, Onur'u bekliyordu. Nasıl da güzel olmuştur şimdi, diye düşünmeden edemedi Onur.
Candan kahvaltısını bitirmişti. Evini derleyip toplamış, tütsü yakmış, hazırlanmış Onur'u bekliyordu. Onu eve alıp almamak konusunda kararsızdı. Bir yanı onu hep tanıyor, bir yanı da korkuyor gibiydi. İçindeki hisler, kafasını da karıştırıyordu. Bir ara, keşke konum atmasaydım diye bile düşündü ama sonra balkona çıkıp, bir sigara yaktı. Korkusunu atıverdi üstünden. Hava güneşliydi ve sanki bahar kokuyordu. Yerler, yer yer kurumuştu. Ekim ayında olduklarını bilmese, yaz geliyor sanabilirdi. İçemedi sigarasını, banyoya gidip, dişlerini fırçaladı. Rujunu tazeledi ve aynada kendine baktı. Siyah yüksek bel, deri ve mini bir etek giymişti. Beyaz, kısa bir kazakla uyumu muhteşem olmuştu. Saçlarını salmış ve maşalamıştı. Hafif makyajı ile gayet uyumluydu.
Sonunda zil çalmıştı. Candan zili duyar duymaz heyecanlanmış, kapıya doğru hızlı adımlarla yürümüştü. Kapıyı açtığında tüm heybetiyle karşısında Onur duruyordu.
"Hoş geldin." dedi Candan gülümseyerek.
"Hoş buldum." diye cevapladı genç adam. Gözleri uzun ve parlak bacaklarına kaymıştı. Eteği ve dalgalı uzun saçları ile yine muhteşem görünüyordu. Yutkunarak;
"Kapıda mı kalacağım yoksa hemen çıkıyor muyuz?" dedi.
Candan karşısındaki yakışıklı adamın yüzüne bakmaktan kendini alamamıştı. Öyle ki onun, bacaklarından itibaren kendisini süzdüğünün farkına bile varmamıştı.
Elini içeri doğru uzatarak "Buyurmaz mısın?" dedi. İşte o anda ikisinin de kalbi küt küt atmaya başlamıştı.
Onur, Candan'ı takip etti ve antreden, salona doğru yürüdüler. Genç kadın önünde yürüdükçe, hem parfüm kokusunu içine çekiyor, hem de bacaklarına bakmaktan kendini alıkoyamıyordu. Uzun saçlarına hafifçe dokundu, Candan fark etmedi bile... Yumuşaklığını hissetti. Sonra gözü ince beline kaydı. Sanki podyumda yürür gibiydi. Yürüdükçe sağa sola kıvrılan o kalçasını okşamak için neler vermezdi ki...
Uzun koridor bitmişti. Geniş salona geçtiklerinde tam karşıda üçlü bir koltuk karşılıyordu gelenleri. Sağ tarafta kalan boydan boya camın önünde altı kişilik, koca bir kütükten yapıldığı belli olan uzun bir masa vardı. Üstünde de eve asıl gelme nedeni duruyordu. Onur koltuğa oturduğunda Candan;
"Kahve içer misin?" diye sordu. "Ya da açsan yiyecek bir şeyler hazırlayabilirim."
"Su alabilirim."
"Kahve?"
"Tamam, peki." dedi Onur gülümseyerek. Candan, o gülümseyince yayılan dudakları öpmek istemişti. Heyecanını gizleyerek sordu;
"Türk kahvesi içeceğiz ama. Nasıl olsun?"
"Orta."
Candan mutfağa doğru gitmek için arkasını dönünce, Onur yine onu bakışlarıyla yedi bitirdi.

Çok geçmeden elinde siyah, metal bir tepsiyle Candan salona girdi. Tepsiyi orta sehpaya bıraktı, Onur'un oturduğu koltuğa oturdu ve sehpayı kendilerine doğru çekti. Vücudunu Onur'a doğru döndürdü ve bacak bacak üstüne attı. Onur sürekli onu izliyordu. Her hali çok seksiydi. Kahveyi yudumlayışı bile! Ya da Onur öyle hissediyordu. Onu deliler gibi istiyordu.
"Sigara yakacağım. Rahatsız olur musun?"
"Yok, keyfine bak."
Candan ayağa kalkıp, masadaki sigarasını aldı. İçinden çakmağını çıkardı ve Onur'a doğru uzattı.
"Teşekkür ederim ama içmeyeceğim."
Candan peki anlamında kafasını eğdi ve bir sigara yaktı. Onur pür dikkat hala onu izliyordu. Candan bir nefes çekip, dumanı salonun ortasına bıraktıktan sonra sordu;
"Beni izlemeyi ne zaman keseceksin?"
Onur bu soru karşısında afalladı.
"Rahatsız etmek istememiştim ama güzelliğin..." dedi, gerisini getiremedi. Candan gülümsedi. Hoşuna gitmişti. "Kahveleri içelim, takılara geçelim öyleyse. Sonuçta bu amaç için buluştuk değil mi?"
Onur, "Evet." diyebildi.
"Umarım beğenirsin."
"Tabi ki beğeneceğim. Sonuçta sen yaptın hepsini."
Candan kahkaha attı. "Beğenmezsen de söyle ama. Fikirlere açığım."
"Pekala. Olmaz ama olursa söylerim."
Candan kahvesinden son yudumunu aldı ve masaya geçti. Onur'u da karşısına buyur etti. Masanın köşesine koyduğu büyük tablayı, genç adamın önüne doğru itti. Birbirinden güzel takılar vardı. Hepsi erkekler içindi ve Onur karar vermekte zorlanıyordu.
Siyah, yuvarlak boncuklu klasik bir modeli kenara ayırdı. Aynı boncukların lacivert, beyaz ve koyu gri olan renklerini de. Bir kaç tane de deri bileklik aldı. Üstünde siyah taşı olan gümüş bir yüzük ve uzun zincirli sade bir kolye de beğendi.
"Hepsi çok güzel. Harikalar. Zevkin, uyumun ve özenin beni sana bir kez daha hayran bıraktı."
Candan utanmıştı. Gülümseyip, teşekkür etti.
Onur, kahvesini bitirip, "Yeni bir dükkan arayışına girdin mi hiç?" diye sordu.
Candan kafasını sağa sola salladı.
"İstersen benim oralardan sana bir dükkan bakabilirim. Orası güzel bir muhit."
"Kirayı göz önünde bulundurmam lazım."
"Ben sana dükkanı ayarlayacağım, merak etme."
Candan aslında yeni bir dükkanının olmasını çok istiyordu. Eve tıkılmak onu çok yıpratmıştı. Paradan yana sorunu yoktu ama insanlarla haşır neşir olmak, ruhuna asıl iyi gelen olguydu. O yüzden Onur'un bu teklifine hayır diyemedi.
Biraz daha takılarla oyalanmışlardı. Hatta Candan, hemen oracıkta Onur'un bileğine uygun bir deri bileklik yapmıştı. Üç parça ince deriyi örmüş, klipslemiş ve bileğine takıvermişti. Onur, Candan'ın bu davranışı karşısında çok sevinmiş ve ona alacağı güzel bir hediye için söz vermişti.
"Acıktın mı? Bir şeyler yiyelim mi?"
Onur hemen kolundaki saate baktı.
"İstersen dışarıdan söyleyelim." Candan'ın yorulmasını istemiyordu. Bu teklif Candan'ın da hoşuna gitmişti. Yemeklerini yedikten sonra Candan'ın geniş balkonunda ayaklarını köşedeki küçük koltuğa uzatmışlar, içkilerini yudumluyorlardı. Saat dokuza geliyordu ve gökyüzünde yıldızlar parlıyordu.
Onlar içtikçe, vakit ilerliyor, vakit ilerledikçe onlar içiyorlardı. Fazla konuşmamış, sadece içki doldururken bakışmışlardı her seferinde.
"Geç oldu, ben kalkayım artık."
Candan, Onur'un gitmesini istemiyordu. Telefonunu eline aldı. 23:37'yi gösteriyordu saat. Onur ayaklanınca, o da ayağa kalkmak istedi. Ama ayağa kalkması ile oturması bir oldu. Yine anlamadan alkolü fazla kaçırmıştı. Utanmıştı, kafasını yere eğdi.
"Yardım etmemi ister misin?"
"Evet."
Onur, Candan'ı nazikçe ayağa kaldırdı. Koluna girmesi için müsaade etti ve büyük camdan içeri girdiler.
"Camı kapatır mısın?" dedi Candan ama dili pek dönmüyordu. Yine de Onur ne dediğini anladı ve camı kapattı. Candan zor yürüyordu ve Onur onu tutarken, kolunu incitmekten korkuyordu. Onu kucağına almak istedi ama önce izin almalıydı.
"Candan zor yürüyorsun. Seni kucağıma almamı ister misin?"
"Tuvalete gitmek istiyorum."
Onur, genç kadını kucaklayarak, tuvalete götürdü. İçeri soktu. Sonra dışarı çıkıp, kapıyı kapattı.
Bir kaç dakika bekledi ama merak etmişti. Sifon sesini duymuştu ama üstünden zaman geçmişti. Kapıyı tıklattı. İşte tam o sırada, duşun sesini duydu. Candan banyoya girmişti. O da biçare salona gidip oturdu ve Candan'ı beklemeye başladı. Bu sırada telefonunda oyun oynuyordu. Yaklaşık onbeş dakika sonra fön makinesi sesini duydu. Kendi kendine gülümsedi ve oyununa devam etti.
"Hop!" Candan kapıda kendisine gülümsüyordu. Üstünde askılı bir tişört ve altında kısa bir şort vardı. Yüzünde makyajı kalmamıştı ve saçlarını toplamıştı. Daha iyi görünüyordu ama yine de yanına kadar yalpalayarak geldi.
"Ateş bastı birden. Kötü hissettim ve duşa girdim. Sıkılmadın değil mi?"
"Yok. Oyun oynadım."
"Kızmadın da?"
"Hayır, sadece iyi olup, olmadığını merak ettim."
"Daha iyiyim, teşekkür ederim."
"Ben gideyim öyleyse."
"İstersen burada kalabilirsin." dedi Candan ve hemen sustu. Bir an heyecanının kurbanı olmuştu. Bu adamı daha ne kadar tanıyordu ki? Gerçi bütün gün birlikteydiler ve onunla vakit geçirmek çok iyi gelmişti.
Onur'un ise aklındaki tek şey Candan ile olmak isteğiydi. Onu kırmak ya da korkutmak istemiyordu. İçinde kaybolmak istiyordu. Sarhoşluğun da verdiği etkiyle, kendini durduramayacağını anlayıp, "Yok, ben gideyim." dedi.
Candan içinden 'Kal be adam!' diye geçirse de Onur duymadı.
İkisi de ayaklandılar. Kapıya vardıklarında Onur, "Hadi yat, dinlen." dedi.
"Çok düşüncelisin."
"Rica ederim. Bugün için teşekkür ederim. Muhabbetin ve sen harikaydınız."
"Bu güzel sözlerin için ben de sana teşekkür ederim." dedi Candan ve Onur'un yanağına kısa denilemeyecek bir öpücük kondurdu. Bu öpücük ile cesaret bulan Onur'da aynı şekilde karşılık verdi, sağ elini de yanağına koymuştu. Doyamıyordu. Bu kadın karşısında kendini tutması imkansızdı. Dudaklarını yüzünden hiç ayırmadan, Candan'ın dudaklarına ulaştırdı. Bir kaç saniye öptü. Yumuşaklığı aklını başından almıştı. Candan'ın karşılık vermesini bekledi. Öpmeye devam etti.
Candan, uzun zamandır öpülmemenin tadını çıkarıyordu. Ona kızamadı. Öyle güzel öpüyordu ki...
Fakat genç adam karşılık alamayınca, Candan'ın alt dudağını son bir kez daha öpüp, geri çekildi. Tek taraflı da olsa, o pembe dudakları öpmek çok hoşuna gitmişti.
"Neden çektin dudaklarını?"
"Karşılık vermedin çünkü." Onur kafasını yere eğdi.
"Çok güzel öpüyordun, tadını çıkarmak istedim."
Onur, kafasını yerden kaldırıp, derin bir nefes aldı. "Kızmadın yani?"
"Hayır, kızmadım." diye cevap verdi Candan ve bu sefer o, Onur'u öptü. Ama Onur onun gibi yapmamıştı ve hemen karşılık vermişti. Dilini, diline değdiriyor, genç kadının tüm ağzını ele geçiriyordu. Bir eli saçlarını, diğer eli memelerini okşuyordu. Candan'ın duvara yaslanıp, yılan gibi kıvrıldığını görünce, dudaklarını ayırdı ve sordu;
"Devam etmek istiyor musun?"
"Evet." dedi Candan fısıldayarak ve Onur'un elini tutup, yatak odasına götürdü.
Hızlıca üstündeki tişörtünü çıkardı Onur. Kaslı vücudu ortadaydı. Candan ateşli gözleriyle ona bakıyordu. Çok heyecanlıydı. Üç senedir kimseyle birlikte olmamıştı. Nefesini hissediyordu. Onur dibindeydi, Candan yanıyordu. Dudakları yine birleşmişti. Onur, Candan'ı yatağa doğru öpe öpe ilerletmişti. Alt baldırları yatağa dokunduğunda, oturdu. Ama dudakları hala birbirlerine yapışıktı. Onur elleri ile yataktan destek alarak, Candan'ı öpmeye devam etti. Candan eriyordu ama genç adamın bundan haberi yoktu. En sonunda dudaklarını çekti ve soyundu. Onur karşısında Yunan heykeli gibi dikilirken Candan onu yutkunarak izliyordu. Az bir zaman sonra bu adam onun olacaktı.
Onur, Candan'ın tam karşısına oturdu ve omuzlarından tutarak nazikçe yastıklara doğru itti. Ateşe dönmüş bu iki beden, gece boyunca birbirine yanmaya devam etti.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Sihir mi daha ilgini çekiyor bilim mi? Neden?