Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
GECE YARISI YOLCULARI / 17. BÖLÜM - Sözümoki
17 Şubat 2021, Çarşamba 02:20 · 23 Okunma

GECE YARISI YOLCULARI / 17. BÖLÜM

Artık bu sıkıcı hastaneden çıkması gerekiyordu. Yanında ruhsuz ruhsuz yatan, sarı suratlı bu kevaşe ile daha fazla yanyana duramazdı. İçi kaldırmıyordu. Son bir kez baktı ona. Acıyarak, iğrenerek, tiksinerek. Yapabilse suratına da tükürürdü. Yapmadı, yapamadı. O, kendisine ezik gibi bakarken yapamadı. Bir tükürüğe bile değmezdi ya, neyse!
Başı dik çıktı hastaneden. Yükü her ne kadar ağır olsa da, gözleri yine yaşadığı her şeyi saklayacaktı.
Aklında olan bir şey vardı.
"Ben o eve nasıl gireceğim?"
Hastanenin hemen solunda kalan taksi durağına doğru yürüdü. Onu gören bir taksici, oturduğu sandalyeden hemen kalktı.
"Buyur abla." dedi ilk baştaki taksiyi göstererek.
Duygu buruk gülümsedi ve taksiye bindi.
"17. Sokak" dedi ve taksi hareketlendi. O ise yol boyunca, yolları izledi. Gecenin serin kokusunu, camdan duyabiliyordu. Eve yaklaştıkça içindeki huzursuzluk artıyordu. Gidecek başka yeri olsa gitmez miydi? Kim isterdi yıllardır eşim dediği adamla paylaştığı yatağı, yine eşim dediği adamın bir başka kadınla paylaşmasını? O yatağı yaksa, içi soğur muydu? Hiçbir işe yaramazdı ki bu! Kendini yemekten başka bir bok bilmiyordu işte. Korkağın tekiydi. Kendinden utanıyordu. Ona zarar verenlere karşı hiçbir şey yapamadığı için...
Sonunda eve gelmişti. Girmeden şöyle bir etrafına baktı. Evi sanki siyah bir örtü ile çevrelenmişti. Korkmuştu. Ortalık çok ıssızdı. Tepesinde kara bulutlar dönüyor, ev sanki onu istemiyordu.
Ne de olsa kocası da istemiyordu.
Ona kadar sayıp, kapıyı açtı. İçindeki korkuyu atmaya çalıştı ama sanki biri onu izliyor gibi hissediyordu. Hemen ışıkları açtı. Geçen seferki orospu çocuğu yine mi gelmişti yoksa? Bu onun kuruntusuydu. Sakin olmalıydı. Tüm kilitler değişmiş, alarmlar devredeydi.
Hemen mutfağa yürüdü. İki bardak su içti. Tezgaha dayandı ve orada öylece evine baktı. Aklına taktıkça eline hiçbir şey geçmiyor, boşu boşuna kendini yiyordu. Yalancı kocası onu aldatmıştı. O üzgünken, yaralıyken, çok korkmuşken... Hem de evinde, kendi yatağında!
Elindeki bardağı sinirle yere fırlattı. Siniri, korkusunu yenmiş, tüm benliğini ele geçirmişti. Paramparça bardağa bakarak küfretti. Doğruca banyoya gitti. Ilık duş, onu kendine getirmezdi ama çok terlemişti. Hiç değilse vücudu temiz olsundu. Hoş, kim için temiz olacaktı ki? Kocası başka vücutlarda terliyordu zaten. O ise sinirden terliyordu. Banyodan çıktı. Çırılçıplaktı. Saçlarından sular süzülüyordu ve kıyafetlerinin hepsi bir zamanlar kocasıyla onun olan yatak odalarındaydı. Oraya girmeye cesareti yoktu. Yine ortada kalmıştı.
Nasıl çıkacaktı o merdivenlerden? Nasıl girecekti o odaya? İki parça aptal kıyafet için, hayatının sikildiği odaya girmek zorundaydı! Taş kesilse de yüreği, gözleri yine dolu doluydu. Neden bu eve gelmişti ki? Kendi evi olsa da artık buraya yabancı gibiydi.
Çok üşümüş ve çişi gelmişti. Biraz daha bu merdivenlerde ıslak ıslak beklerse, hasta olabilirdi. Şu an hasta olmanın hiç sırası değildi. Ne düşünse nafile, o odaya girmek zorundaydı. Yaşadığı o kötü olayla nasıl tekrar başa çıkacaktı? Sonuçta yine her şeyi bal gibi tekrar yaşayacaktı. Yapacak bir şey yoktu. O ancak acısını arttırıyordu.
Kocasının üzülmediğini biliyordu. Üzülen tek kişi kendisiydi. Odaya girdiğinde hemen banyoya koştu. Dolaptan bir havlu alıp, sarındı. Dişleri birbirine çarpıyordu. Daha sonra gardroba yöneldi ve uzun bir kazak ile, kalın taytını aldı. Yatağın yanındaki komodinlere iç çamaşırı koymadığı için şükretmeliydi. Hemen gardrobun çekmecesinden çamaşırlarını da alıp, aşağıya indi. Üstünü giyindi. Isınmıştı. Koca evde kombinin yanmayışına sövüp, sonuna kadar açtı ve terleyince tekrar kombiyi düşük ayara getirerek, koltuğa uzandı. Kolçaktaki polar battaniyeye sarınıp, uyumaya çalıştı. Yorgunluğu artık onun ayakta durmasına engel oluyordu ama uyuyamıyordu. İçi sinirden kavrulurken, uyuması imkansızdı.
Bir zamanlar güzel günlerde yaşardı. Şu an ise o güzel günlerden hiçbir eser kalmamıştı.
Onlardan da hiçbir eser kalmamıştı. O kadar kahpeliğe nasıl dayanmıştı yüreği? Büyük zevklerle odaklanmışlardı kendilerine kimseyi düşünmeden. Tanrı kimseyi böyle küçük düşürmemeliydi.
Bir daha gülen hiçbir yüze kanmayacaktı. Hayatına kayanlara kinlenmesi onun suçu değildi. Herkese, her şeye dünya dolusu kini vardı. Kin tutkusu, onu en dibe sürüklerse diye de çok tedirgindi. Yıllarca kan kusacak, kin güdecekti. Acaba kocası yaptığı kahpelikten pişman mıydı? Sol yanı kan içinde buz gibi, kıpkırmızı kesilmiş gözleri içine içine ağlarken birden doğruldu koltuktan. Sağına soluna bakındı. Başı ağrıyor, genzi yanıyordu. Su içmek için mutfağa gittiğinde, elinde su bardağı yerine bira şişesi almıştı. Her ne kadar değmeyeceğini bilse de, kalbine yediremediği şeyler onu mahvediyordu.

***
Dünya neden kendine düşman gibi davranıyordu? Ezilmek istemiyordu kimseye karşı. Sonuçta büyük dertler aşmıştı. Yıkılmamıştı. Gerçi ayakta da sayılmazdı. Başındaki dertler bitmiyor, savaşın mağlubu gibi hissediyordu. Gündönümü yine gelmiyordu, saatler sanki geçmiyordu. O ise strese girmişti. Gecenin körü olmuş o hala, sigara ardına sigara yakıyor, kafasını bulandırıyordu.
Kafası ellerinin arasında kıpırdamak için diretirken kapının sesini duydu. İrkildi ve kapıya doğru baktı.
Gökhan?!
Ne hakla geliyordu ki hala bu eve?
Kendini bu heriften korumak için ne yapması gerekiyordu? Belki çelik yelek giyebilirdi
Gücü çok azdı. Kalbinde pek iyilik de kalmamıştı. Kapı açıldığında yorgun bir yüzle karşılaşmıştı Gökhan. Karısını o halde görünce kafasını öne eğip, hızlı adımlarla merdivenlerden yukarı çıkmıştı. Yüzünün güneşi batmış, pisliği yansıyordu. Hayranlıkla baktığı adama, şu an iğrenerek bakıyordu. Ayağa kalktı ve evin içinde deli gibi dolanmaya başladı. Ne yapacağını, ne yapması gerektiğini, bulunduğu anda hiçbir şeyi bilmiyordu...
Gökhan'ın tıkırtılarından kulağını alamıyordu. Ne yaptığını merak ediyordu. Ona sövmesi gerekmiyor muydu şu an? Hesap sorması? Ya da bir tokat atmalı mıydı? Kafasında kırdığı vazo az mı gelmişti ki hala onun canını yakmak istiyordu? Ne hakla hala bu eve geldiğini sormalı mıydı? Sanırım şu an en çok istediği şey oydu. Büyük ihtimal kıyafetlerini almaya gelmiştir. Bırak, boşver! Boşveremiyordu. Boşveremezdi! Hızlı adımlarla yukarı doğru çıktı ve kocası tahmin ettiği şeyi yapıyordu. Eşyalarını topluyordu. Onun geldiğini görmüştü ama utancından yüzüne bakmıyor, sürekli kafasını yere eğmek zorunda kalıyordu. Duygu ağır adımlarla odaya girdi ama onunda bakamadığı bir yer vardı, yatakları.
Doğruca gardrobun yanına gitti.
"Bana bak."
Gökhan bakmadı.
"Bana bak dedim.."
Gökhan yine bakmadı. Sadece ofladı.
"Sana bana bak dedim!"
Sesi çok yüksek çıkmıştı Duygu'nun. Gökhan daha fazla sinirlenmesini istemedi. Bu sefer kafasında vazo kırmayabilirdi. Belki de cebinde bir yerlerde bıçak olabilirdi. Yüzünü kaldırıp, karısının yüzüne baktı. Gözaltları mosmordu. Gözlerindeki nefreti görebiliyordu. Yorgun ve öfkeli olduğunu da. Kimbilir o yıkıcı sahneyi gördükten sonra kaç kez ölmüştü?
"Baktım."
"Neden yaptın?"
Gökhan bu soruyu soracağını biliyordu. Elindekileri valize tepti ve gidip, inatla yatağa oturdu. Duygu sinirle kafasını sağa sola salladı. Aptal bir yataktan kaçmak aptalların işiydi. Gökhan'a doğru ilerledi. Komodine baktı, bastığı sigara iz yapmıştı. Yataktaki kan kurumuştu. Birden nefes alamadı ve pencereye doğru koştu. Camı açtı ve tam o anda acı ile inledi.
"Ayhhh!"
Gökhan başını çevirip baktığında Duygu ayağını çizen vazo parçasını iteklemekle meşguldu.
Kaşlarını kaldırıp, "Kırdığın vazo ayağına mı battı?" dedi. Duygu iyice sinirlenmişti.
"Ne oldu? Sen kırmadın mı?"
Duygu hışımla yerden büyük bir parça alarak, Gökhan'a doğru bir hamle yaptı. Gökhan ona saldıracağını anlayınca, ayağa kalktı ve elindeki parçayı tutmaya kalktı. İşte ne olduysa o anda oldu ve Duygu ona uzanmış kolunu geri çekmeye kalkınca uzun ve ince parça Gökhan'ın yanağını çenesine kadar sıyırdı. Gökhan donakaldı. Duygunun havadaki kolu ve elindeki parça yere düştü. Canı yanmıştı, eline baktı ve kanayan avucunu gördü. Gökhan "Sen ne yaptın?!" diye bağırırken, o ebeveyn banyosuna doğru ilerleyip, eline bir bez sarmıştı bile. Gökhan'ın da canı çok yanmıştı ve hemen olduğu yere çöktü. Duygu geri dönüp de yüzünün kesildiğini görünce dehşete kapıldı ve "Ben... ben..." diye kekelemeye başladı.
"Ne sen be?! Ne sen? Eğer yüzümde bir iz kalırsa seni mahvederim! Anlıyor musun mahvederim!"
Gökhan böyle bir hamle yapacağını tahmin etmemişti. Cebine bıçak koymayacak kadar salaktı bu kadın ama aniden böyle bir şey yapması onu çok şaşırtmıştı. Geçen sefer kafasını yarma konusunda haklı olabilirdi ama bugün façasını alacağını asla beklemezdi.
"Ben böyle olsun istemezdim. Amacım bu değildi gerçekten." Dili böyle söylese de, dilindeki çatal aslında iyi olduğunu söylüyordu ona. Beter olsundu. Ona yaptığı kötülüğün karşılığı bu hamle olabilirdi. Her ne kadar tatmin edici olmasa da, içi azıcık soğumuştu. Yüzüne her baktığında kendisini hatırlayacaktı ve bol bol kulakları çınlayacaktı. Ama yine de sadece sinirlendiği için yaptığı hamlenin böyle bir sonuç doğuracağını asla tahmin etmezdi. Şimdi acıyarak bakıyordu ona. O ise aynaya. Aynaya resmen ağlayarak bakıyordu. O güzel yüzü, bir anda yaralanmıştı. Ve açıkçası bu Duygunun pek de umrumda olmamıştı. Sonuçta aldatılmıştı.
Aynanın karşısında kanlı yüzüne bakan Gökhan,
"Senden nefret ediyorum!" diye bir an da bağırıverdi.
"Biliyorum. Sevseydin yatağımıza başka bir kadını sokmazdın."
"Siktir be kaltak!"
"Bir de haklı gibi üste çıkmaya çalışıyorsun."
"Bu yüzüme zarar vermeni gerektirmezdi."
"Bir iki estetik ameliyatı ile hallolur merak etme."
"Siktir lan kaltak!"
Duygu dayanamadı ve odayı terketti.
Gökhan da tüm kıyafetlerini ve kişisel eşyalarını aldı. Yüzündeki kanı yavaşça temizleyip, altı koca valiz ile evden ayrıldı. Hepsi arabasına sığmayacağı için büyük bir taksi çağırdı ve onu takip etmesi gerektiğini söyledi. Kapıdan çıkarken tırnaklarını kemiren Duygu'ya öfkeli bir bakış attı. İçindeki düşünceler pek hayra alamet değildi artık.
"Senin ananı sikeceğim orospu! Seni öldüreceğim!"

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Yalnızlık, tercih midir, kader mi?