Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
GECE YARISI YOLCULARI | 25 - Sözümoki
31 Mart 2021, Çarşamba 00:51 · 36 Okunma

GECE YARISI YOLCULARI | 25


Daha kafasındaki uğultuları susturamadan bir de altındaki arabanın gürültüsü eklenmişti ve bu daha çok sinirini bozuyordu. Ilık havayı solumak için camları açtı. Güneş battı batacaktı. O sırada Onur, kapıları kapatmakla meşguldü. Orada bekleyip, o piçin dükkanını yakması gerekirdi ama kameraların onu çekmesi hiç de istediği bir şey değildi. Sonra haberlere, internete düşecek, rezil olacaktı. Gerçi çok parası vardı, asla rezil olmazdı ama yine de dikkatli olmak istiyordu. Belki bunu başka zaman, içtimayı toplayarak hallederdi. Zaten uğraşacak ne dermanı, ne de kafası yoktu. Üstü başı kan içindeydi. Son günlerde çok fazla kan görmüştü. Kan kokusu, kan tadı, kan rengi hepsi aklına kazınmıştı. Doğruldu oturduğu koltukta, bir türlü rahat hissedemiyordu kendini. Bir süre hareketsiz durdu. Başı dönüyordu. Başı fena halde dönüyordu. Arabasını sürerken zorlanıyordu. Gökhan direksiyon hakimiyetini kaybediyor, araba bir sağa bir sola sallanıyordu. Korna sesleri almış başını giderken, kendini hiç de iyi hissetmiyordu. Bir hastaneye gitmeliydi. Onur, onu kötü benzetmişti. Gaz pedalı ayaklarının altında kaybolup giderken, feci bir kaza sesi duyuldu. Yol kenarındaki dev ağaca çarpan araba bir daha iflah olmaz gibi görünüyordu. Peki ya içindeki? Artık kan görmek istemeyen gözleri kapanmış, yüzündeki yaralar artmıştı. Olay yerine çağrılan ambulansa alelacele alınan Gökhan için bir umut yok gibi görünüyordu. Hastanenin acil bölümünün hazırlanmasını isteyen paramedik, ambulansta Gökhan için gerekli her şeyi yapıyordu.
O sırada Onur dükkanını kapatmış ve yola koyulmuştu. Candan'ı aramış ama cevap alamamıştı. Biraz sürdükten sonra, yolda biriken insan kalabalığını görünce, arabasını kenara çekip indi. Büyük bir kaza olmuştu. Çekici, arabayı almaya çalışıyordu.
Onur birden çok tuhaf hissetti. Gökhan'ın arabasıydı bu. İnanamadı. O araba çok iyiydi. Nasıl bu hale gelmişti? Ağaca baktı, sapasağlam yerindeydi. Sadece arabanın çarptığı yerinde az bir göçük vardı.
Orada bulunan bir amcaya sordu.
"İçindeki nerde?"
"Ambulansla aldılar."
"Nasıl görünüyordu."
"Berbat. Ölmüştü galiba."
Ne?! Ölmüş müydü? Hayır, bu olamazdı.
"Nasıl, nasıl ya? Baba emin misin? İyice gördün mü?"
"Dibindeydim evlat. Gördüm. Ama sonra uzaklaştırdılar."
Onur, ağaca yaslandı. Yere çöktü. Ellerini, başına koydu. Onun yüzünden miydi? Başını dağıtmıştı neredeyse. Olabilir miydi? Anlaşılır mıydı kazadan önce dayak yediği?
Amca, Onur'un Gökhan için üzüldüğünü sandı ve yanına çömeldi.
"Üzülme evlat." dedi.
Onun için üzülmüyordu. Para için Gökhan'la girdiği günahlara üzülüyordu. Dayak yediği anlaşılırsa, her şey boka sarardı. Her şey çorap söküğü gibi gelebilirdi. Bir yaşayan ölü olarak hayatına devam edemezdi. Sadece bugünü değil, ömrü parçalanırdı.
Bir şeyler yapması lazımdı. Şu an gebermesi en son isteyeceği şeydi. Biraz daha dayanması lazımdı.
"Hangi hastaneye gittiğini biliyor musunuz?"
"Büyük ihtimalle en yakın hastanedir."
"Öyle de, ya o hastanede boş yatak yoksa?"
"Bilemiyorum evlat. Sormadım ki."
Her yeri buz kesmişti. Arayıp, bulacaktı. "Sağ ol baba." deyip, oradan ayrıldı. Arabasına bindi ve navigasyona, en yakın hastaneyi sordu. Altındaki araba Duygu'nun arabasıydı. Plakasını değiştirmişti ama anlaşılırsa fena patlardı. Şu an hata yapıyor olabilirdi. Nereye varsa hata olacak gibiydi.
Kaç ucu boklu değnekti?
Gökhan iyileşirse, Onur'un icabına kesin bakacaktı. Ya Candan'a öterdi, ya da evine girdiği için şikayet ederdi. Ölürse de işledikleri suçlar her an ortaya çıkabilirdi.
"Yok, yok yapmaz. Ben yanarsam o da yanar. Ben hiçbir şeyi tek başıma yapmadım." diye kendini teselli etmekten başka çaresi yok gibiydi.
Başı beladaydı.
İlk hastaneye gelmişti. Hemen danışmaya koştu ve sordu.
"Gökhan Dağdelen burada mı? Trafik kazası geçirdi."
Sesi titriyordu. Heyecanlıydı. Danışmadaki kız, karşısındaki genç adama bakakalmıştı.
Gökhan, kızın ilgisini anlamıştı. Ona doğru eğildi ve en karizmatik haliyle tekrar etti: "Gökhan Dağdelen burada mı? Trafik kazası geçirdi."
Kız iç geçirip bilgisayara döndü. Bir kaç saniye sonra konuştu.
"Burada. Ameliyathanede."
Onur'da iç geçirdi. Buradaydı ve daha fazla aramasına gerek kalmamıştı.
"Kaçıncı kat peki?"
"7. kat"
"Teşekkür ederim."
"Ne demek beyefendi. Merak ettiğiniz bir şey olursa ben buradayım."
Onur, karşısındaki güzel kıza göz kırptı. Tam gidecekken kız seslendi.
"Pardon, siz nesi oluyorsunuz?"
"Ben onun çok yakın arkadaşıyım. Onur ben."
Güzel isimdi.
"Şimdi gidebilir miyim?"
"Tabi ki. Çok geçmiş olsun."
Onur, kıza içtenlikle gülümsedi ve asansöre bindi. Kapıda doktorları bekleyecek, onu ilk ziyaret eden olacaktı. Zaten kimi kalmıştı ki gerizekalının? Kendi kendini bitiriyordu haberi yoktu ama bunu ona nasıl anlatabilirdi ki? Koskoca adamdı.

"Onun için bunları düşünüyorsun da, sen sanki çok mu akıllısın? Para için insan öldürdün. Hem de suçsuz iki kadın. Öldürdün ve yatakçın ile gömdün. Akıllandın mı peki? Galiba! Adam sana bir milyon teklif ettiğinde gözün döndü.
Ama kabul etmedim!
Evet etmedin. Çünkü birisi var. Artık düşündüğün birisi var. Onu kaybedemezsin. Onu kaybedersen, daha çok kaybedersin. Aklını seç ama kalbini de es geçme. Akıllı ol."

Evet, akıllı olmalıydı. Ama şu an ne yapacağını kesinlikle bilmiyordu. Hastane koridorunda volta atmaktan sıkılmıştı. Karnı da acıkmıştı. İçindeki sese kulak vermekten, karnından gelen sesleri duymaz olmuştu. Ve hala ameliyathaneden çıkan olmamıştı. Tam tamına bir buçuk saat geçmişti. Saati akşam dokuz etmişti. Aşağı inip yemek yese, doktor ya da hemşireleri kaçırabilirdi. Kapıdan çıkacak herkes ona lazımdı.

İki saat geçtikten sonra sonunda bir beyaz üniformalı görmüştü. Oturduğu sandalyeden kalktı ve doktora durumunu sordu.
"Arkadaşım nasıl?"
"İsmi nedir arkadaşınızın?"
"Gökhan... Gökhan Dağdelen."
"Mmm... Evet." dedi doktor. Sanki kafasında söyleyeceklerini toparlıyordu. Yorgun olduğu belliydi. Haklıydı adam, iki saattir bir salağı iyileştirmek için uğraşıyordu. Doktor devam etti.
"Arkadaşınız iyi. Güçlü bir yapısı var. Yalnız eskisi gibi hızlı olamayabilir."
"Hızlı?"
"Yürürken sol bacağı topallayabilir. Ve sağ yanağında iz kalacak."
Sağ yanağında zaten iz vardı.
"Sanırım önceden yüzüne bir darbe almış. Çünkü şimdiki yaralarından eski."
Dayak yediğini anlamamışlar mıydı yani? Bu iyiydi. Bu çetrefilli durumu, hasarsız atlatmalıydı.
"Ama sonuç olarak iyi yani değil mi?"
"Sakatlığı dışında iyi. Çok iyi. Sabaha normal odaya alacağız."
"Bu kadar çabuk mu?"
Gülümseyerek "Evet." dedi doktor.
"Peki ne zaman görebilirim, ne zaman uyanır?"
"Ne zaman uyanacağını bilemem ama ancak normal odaya alınınca görebilirsiniz."
Onur, "Peki." dedi ve yerine geri oturdu. Doktorun gidişini izledi. Ameliyathane kapısına doğru döndü, içeride birkaç kişi daha vardı. Kimse olmasa oraya girebilir, belki de Gökhan'ı boğabilirdi. Ama böyle bir şey yaparsa hemen anlaşılır ve hayatının sonu olurdu. Bazen sonsuza kadar o sapık heriften kurtulmak istiyordu. İkisi de suçluydu, ikisinin de çok günahı vardı. O herife uyup, kötü şeyler yaptığı için bazen kendinden utanıyordu.

Bazen? Şu sıralar her zaman utanıyordu. Çünkü sevdiği kadının bir pamuktan farkı yoktu. O ise sert bir kayadan daha acımasızdı. Onu bu denli değiştiren neydi? Birkaç gün öncesine kadar bir psikopat gibiydi. Şimdi ise değişmeye çalışan biriydi. İnsan olmak için uğraşacaktı...

Artık burada durmasına gerek yoktu. Hemen eve gitmeli ve yemek yemeliydi. Çok yorgundu. Uyumak istiyordu. Şu an Candan'ın kollarında sıcacık uyumak için neler vermezdi. Onu aramalı mıydı? Ararsa, çok mu sıkmış olurdu? Şansını deneyecekti.
Hastaneden dışarı çıktı ve Candan'ı aradı. Candan yine açmamıştı. Kaç saattir ulaşamıyordu ona? Niye telefonunu açmıyordu ki?

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Sihir mi daha ilgini çekiyor bilim mi? Neden?