Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
GECE YARISI YOLCULARI | 30 - Sözümoki
28 Mayıs 2021, Cuma 23:40 · 241 Okunma

GECE YARISI YOLCULARI | 30

GÖKHAN
Bu güzel günün sabahında güneşi görmenin huzuruyla gülümsüyor, doktora ne zaman çıkabileceğini soruyordu.
"En geç dört güne çıkarsınız Gökhan Bey."
Dört gün çok geçti. En geç iki güne çıkması gerekirdi çünkü gayet iyi hissediyordu. Hem bir an önce topal kalan bacağının hesabını o ite sormak istiyordu.
"Kendimi iyi hissediyorum ama."
"En geç dört gün." diyerek çıktı doktor odadan.
Gökhan ise doktorun arkasından öylece bakakaldı. Doktor odadan çıkınca kafası kırılmaktan beter olmuş Aslan girdi içeri.
"Ne lan bu hal?" diye çıkıştı Gökhan.
"Senin adam kolay lokma çıkmadı."
"Hani sana bir şey olmazdı?"
Aslan, Gökhan'ın yanına doğru yaklaştı ve yüzüne doğru eğildi.
"E olmadı."
"Kaldır lan kafanı. Sıcak sıcak soluma yüzüme."
Aslan kafasını kaldırdı. "Dün bayağı uğraştık birbirimizle. Şimdi gidip sıkayım mı kafasına?"
Gökhan güldü ve "Hayır." dedi.
"Tamam."
"Şimdi o itin evine gidip, kimlikleri geri ver. Bıçak sende mi?"
"Evde."
"Güvende mi?"
"Evet."
"Onu da bir şeye sar ve kimliklerin yanına koy."
"Poşette şu an."
"Tamam."
"Başka bir şey?"
"Dokunma."
"Ben çıkıyorum öyleyse."
"Fazla dikkat çekme."
197 santim olan adam, nasıl fazla dikkat çekmeyeceğini düşünerek odadan çıktı. Boyuyla ve yapısıyla çok fazla dikkat ve ilgi çekiyordu. Özellikle de genç kızların ilgisini...
Şimdiye kadar pek çok kadının canını yakan bu adam şu an da çok canı yanmış durumdaydı. Yüzündeki yaralar tüm güzelliğini almış, yazın koyu yeşil açmış ağaç yapraklarına benzeyen gözleri yorgunluktan sararmıştı. Uyumak istiyordu, Onur'un yanına dinlendikten sonra da gidebilirdi.

Gökhan odasında dinlenirken, canının epey sıkıldığını fark etti. Yapayalnızdı. 'Senden asla vazgeçmem.' diyen Ceren bile gelmemişti. Anne ve babası en lüks Avrupa şehirlerinden birinde, biricik kızları ile yaşarken, oğullarının neler yaşadığından habersizdi. Zaten haberlerinin olmasına da gerek yoktu. Onlar için, Gökhan buradaki tüm işleri halleden birisiydi sadece. Tabi tabi öyleydi. Bazen bir ailesi yokmuş gibi hissediyordu...
Belki de ona müstehaktı. Çünkü çok anne babanın canını yakmıştı. Mezarlarında ağlamalarına bile izin vermemişti. Hiçbiri kızlarının nerede olduğunu bilmiyordu. Ne ölü oldukları, ne de diri oldukları hakkında bir fikirleri de yoktu. Hepsi yatağa atılmış bir fahişeydi. Ne ölü ne de diri olmalarının bir önemi de yoktu. Çünkü bir değerleri de yoktu, Gökhan'a göre.
Ha ailesi vardı, ha ailesi yoktu. Zaten ne onun aradığı vardı, ne de ailesinin. O yüzden ölseler de, olsalar da bir fark yoktu. İyice kopmuştu onlardan. Yine de bazen içinde bir boşluk hissedip, üzülüyordu. Babasının sıcak omzunu, annesinin sıcak göğsünü, kardeşinin sıcak gülüşünü aramıyor değildi.
Neyse! Her gecenin sabahı olmuyor mu? Sana sıcak bir yatak ve sıcak para yetmiyor mu sanki? Boşversene!

Bu odada iyice yalnız olduğunu hatırlamıştı ve bahaneler bu sefer avutmamıştı.

ONUR
Sıcak yatağında akşama kadar yatmak isterdi ama şu an suratı sirke satarak kalkıyordu. Duşa girip girmeme arasında kalmışken çişinin geldiğini fark ederek tuvalette buldu kendini. Oradan da iki adımla duşa geçti. İyice soğuğa getirdi suyu. Soğuk su onu dimdik yapacaktı. Kendine geliyordu, tüm kasları ayılmıştı. Çıktı ve havlusuna iyice sarındı. Dişlerini fırçaladı ve aynada kendini inceledi. Dün akşama nazaran daha iyiydi. Güzel bir kahvaltı yapınca daha fazla iyi hissedecekti çünkü dün ağzına tek lokma koymamıştı.
"Dün ne uyudum, ne yemek yedim. Ben iyi miyim? Ben nelerle uğraşıyorum? Sanırım bedel ödemeye başlıyorum. Pardon, başlıyoruz."

Her şeye rağmen yakışıklı görünüyordu. Göz kapakları açıktı, yüzü gülüyordu. Sonuna kadar gidecekti. Sonunu da görecekti iyi ya da kötü, olan olacaktı ve hikayesi bitecekti iyi ya da kötü.
Giyindikten sonra kendine bir tost ve çay yaptı. Doymadı bir tost daha yaptı. Onunla da doymayınca bir tost daha yaptı.
Artık yeterdi.

Yalnız bir şey eksikti. Geçirdiği o dandik günün heyecanı ile eline hiç telefonunu almamıştı. Sahi telefonu neredeydi?
"Kahretsin!" diyerek kalktı masadan.
Telefonu Candan'ın evinde kalmıştı. Kurcalamaması için can ata ata evden çıktı.

CANDAN
Yine bir baş ağrısı ile güne başlamak üzereydi. Yastığın altında titreyen telefon sinirini bozmadan kalkmalıydı. Zor olsa da sonunda kafasını yastıktan kaldırmayı başardı. Öylece durdu ve telefonunu asla yastığının altında tutmadığını hatırladı. Üstelik Onur arar diye sesini de kısmamıştı. Büyük ihtimalle titreyen Onur'un telefonuydu ve dün o yüzden ona ulaşamamıştı. Almaya da gelmemişti. Merak dahi etmemişti. Candan iyice meraklanmadan hemen telefonu eline aldı. Ekranda 'Gökhan' yazıyordu. Bir iki saniye sonrasında ise kapanmıştı. Bir iki saniye sonrasında tekrar çalmaya başladığında telefonu açtı, kulağına dayadı. Bu onun sesiydi, Duygu'nun kocası olan Gökhan'ın. İnanamadı.
"Alo!.. Cevap versene it!"
Candan hiçbir şey diyemedi. Diyemezdi. Zaten ne diyecekti? Ne diyebilirdi?
Telefondaki ses konuşmaya devam etti.
"Şu an beni duyduğunu biliyorum. Ben yanarsam sen de yanarsın demiştin ya, ben o cehenneme yalnız seni göndereceğim piç kurusu! Geberttiğin fahişelerin yanına hem de! Karanlık bir odada tek başına sakın kalma."
Telefon kapanmıştı. Candan öylece kalakalmıştı.
Ben yanarsam sen de yanarsın!
Geberttiğin fahişeler?
Geberttiğin fahişeler?
Belki senin güzelliğin, benim çirkinliğimi yok eder.

Yataktan kalkıp, doğruca banyoya gitti. Yüzüne ardı ardına su çarptı. Bir okyanusa atlasa bile ayılamayacak gibi hissediyordu. Yanılmıştı. Çok büyük yanılmıştı. Balkona çıktı sonra, temiz havayı kokladı. Ciğerlerini biraz daha zehirledi. Aşk, kalbine konmuştu ve uçmuştu. Bir kuş gibi işte, duramamıştı. İstemeyerek üzüldü. Kime patlayacaktı şimdi kime ağlayacaktı? Sigarasını söndürdü ve tam bir tane daha yakacaktı ki kapı çaldı. Hemen kendini toparladı ve kapıya doğru yürüdü. Dürbünden baktı, oydu, Onur. Her zaman olduğu gibi güzel görünüyordu. İçi gitti bir an. Sonra dur dedi kendine. Hatırlattı az önce duyduklarını. Bir daha, daha dikkatli baktı yüzüne. Taze yaraları vardı. Gökhan ile ilgili olabilir miydi?
Hep biraz korkuyordu ondan, ama korkularına gözlerini kapatıp, aşkına kapısını açmıştı. Şimdi kapının arkasında açıp açmamak arasında kalmış, kendisi ile hesaplaşıyordu. Zil bir daha çaldı. Bir keman sesi kulaklarında, onu ağlatmak için hazırda bekliyordu sanki. Zil bir daha çalınca açtı artık kapıyı.
"Candan iyi misin? Ağladın mı? Özür dilerim dün ihmal ettim seni, çok özür dilerim."
İki elini birleştirmiş, Candan'a üzgün gözlerle bakan Onur devam etti.
"Dün arayamadım hiç seni. Telefonumu burada unutmuşum. Biliyorum bahane değil ama..."
Candan korku ve gözyaşı dolu gözleriyle ona bakmaya devam ediyordu.
"Bir şey de ne olur? Candan bir sorun mu var? Bir şey mi oldu? Benim yüzümden mi ağladın? Konuş benimle."
İkisi de kapı ağzında kalmıştı.
"Candan girebilir miyim?"
"Hayır. Burada kal. Ben telefonunu getireceğim."
Candan arkasını döner dönmez, Onur onu dinlemedi ve ayakkabılarını çıkarıp eve girdi.
Şimdi ikisi de yatak odasındaydılar.
"Bu oda biraz karanlık mı?"
"Evet. Senin karanlığın sinmiş."
"Anlamadım?"
"Evimden çıkar mısın Onur?"
Onur, Candan'ın davranışlarından şüphelenip telefonunu inceledi ve arama kayıtlarında Gökhan'ın aradığını ve on yedi saniye konuşulduğunu gördü. Yutkundu, gözleri doldu. Ne diyeceğini bilemez halde sevdiği kadına baktı. İkisinin de gözleri doluydu.
"Ne dedi sana?"
"Önemli mi?"
"Candan..."
"Git Onur!"
"Ben seninle değişiyordum. Çok günah işledim. Çok can yaktım. Elbet öğrenecektin ama bu kadar erken olmamalıydı sadece. Seni parayla almadım. Yarım kalalım istemiyorum. Şu an kan değil, sen kokuyorum. Candan sen benim hayrımsın, ben bütün şerleri seninle unuttum. Sen benim kötülüğümü boğdun. Bitmesin, ben ya eskisi gibi olacağım ya da kaçacağım. Seni sevdim be kadın!"
Candan ağlıyordu. Bir yanına verdiği umudu, mutluluğu geri alıyordu.
"Kaç kadını öldürdün?"
Onur, bu soru karşısında dişlerini sıktı, yumruklarını sıktı, gözlerini sıktı. O kadar zordu ki cevap vermek belki şu an ölse daha iyi olurdu.
"Cevap verecek misin?"
"Dört." dedi Onur dudak ucuyla.
Candan bu cevabı duyunca geri geri adım attı ve ayağı burkulup, düştü. Korktuğu her halinden belliydi. Onur, kaldırmak için hızlı bir hamle yaptığında Candan daha da ürktü. Bunu fark eden Onur, yanına çöktü.
"Korkma. Ben burada kendimi öldürürüm sana dokunmam. Benden korkma. Seni bu halde görmek istemiyorum. Benden korkmanı istemiyorum."
"Umutlarımı yıktın. Sana güvendim ben. Arkadaşıma zarar verdin, umursamadım, koynuna girdim. Onur, ben seni sevdim ama senin ellerinde kan var."
"Sen yıkadın hepsini." Ellerini Candan'a doğru uzatarak, "Bak tertemizler. Senden sonra hiçbir suça, hiçbir günaha bulaşmadılar." dedi.
"Neden yaptın?"
"Gerçekten bilmek istiyor musun?"
"Evet."
"Para için."
"Ne verdi peki sana?"
Gökhan başını öne eğdi ama vereceği cevaptan da geri kalmadı.
"Güzel bir hayat."
"Hıh!"
Candan tatmin olmamıştı. Yine düşmüştü ve nasıl kalkacağını hiç bilmiyordu.
"Lisede sevdiğim bir kız vardı. O da terk etti beni. Adı Candan'dı. Senin gibi uzun boyluydu. Sigara içiyordu. Saç renginiz aynıydı. Gülüşünüz aynıydı. Sonra annesini kaybetti. Okuldan da, mahalleden de gitti. Fazla yüz vermemişti bana ama ben her şeyimi verirdim ona. Sonra yine çıktı karşıma tam unuttum derken. Hatırlamadı bile beni. Koynuna girdim bu sefer. Tadını, kokusunu aldım. Koynumda uyuttum daha dün saçlarını koklaya koklaya. İçime çektim mis kokusunu. Şu hayatımda tek seni sevdim ben. Çok kadınla yattım kalktım, bir tek senin tadın damağımda kaldı. Candan, ben seni çok seviyorum. Seni çok seviyorum. "
Onur, Candan'ın bacağına kapanmış ağlıyordu ama Candan'ın kalbi korkudan taş olmuş sanki atmıyordu. Düşünüyordu, demek ki içindeki o ben bu adamı bir yerden tanıyorum hissinin sebebi, Onur'un az önce anlattıklarıydı.
Onur'un içinden bir parçası kopuyordu. Biliyordu, bu sefer kavuştum derken yine kaybedecekti onu. Bacakları alevlerle ıslanan Candan, Onur'un kafasını kaldırarak, yüzüne baktı. Gözleri kan çanağına dönmüştü ama artık bu adamdan ona hayır gelmezdi.
"Hadi Onur git artık. Bir seri katil ile birlikte olmaya devam edemem. Seni şikayet etmem lazım."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"O zaman benim de kaçmam lazım." diyen Onur ayaklandı ve ekledi.
"Gökhan'a dikkat et."
"Niyeymiş o?"
"Sende gözü var."
Candan gözlerini yere eğdi.
"Bunu nasıl anladın?"
"Belli etti. Sen dikkat et. O tekin biri değil."
"Sen de tekin biri değilmişsin."
Candan haklıydı.
"Seni çok seviyorum Candan. Belki bir zavallıyım. Bir katilim. Ama seni sevdim. Bir yalan seçmiştim kendime, ona inanıp durdum. Seninle anladım her şeyi. Çok güzelsin, günlerim de çok güzeldi seninle. Belki de sen sona yaklaştığımda gelen bir hediyeydin. Teşekkür ederim sevgilim. Yüzünü güldürmek isterdim, yaşlarını akıttığım için özür dilerim. Hoşça kal."
Onur, Candan'a baktı ve koşarak evden çıktı. Candan oturduğu yerden kalkmadı. Başını yatağına dayadı, birkaç saat ağladı ve dayanamayıp olduğu yerde uyuyakaldı.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Akıncı kelimesini duyduğunda aklında neler çağrışıyor?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.