Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
GECE YARISI YOLCULARI | 33 - Sözümoki
05 Haziran 2021, Cumartesi 00:41 · 255 Okunma

GECE YARISI YOLCULARI | 33

GÖKHAN

Sonunda beklediği gün gelmişti. Ayağındaki bu alçıdan kurtulacak ve gece evine dönecekti. Hatta geceyi bile beklemezdi belki. Akşam altı-yedi gibi çıkardı artık bu hastaneden. Derin bir ohh çekti ve doktorun gelip, alçısını çıkarmasını bekledi. Saat sabah dokuzdu ve doktordan önce kahvaltısı gelmişti. Yine küçük bir tereyağı ve bal, bir yumurta ve birkaç zeytin vardı. 'Bunlar için mi o kadar para ödüyorum ben bu hastaneye?' diye söylendi kendi kendine ama yemeden de duramadı. Enerji lazımdı.
''Günaydın Gökhan Bey.'' diye gülümseyerek girdi doktoru odasına. Zaman geçirmeden de çıkardı alçısını.
''Hemen çıkamaz mıyım?'' diye sordu Gökhan.
''Maalesef şimdi olmaz. Birkaç kontrolünüz var. Ancak akşama.''
"Bitmedi şu kontroller." diye dudak ucuyla konuştu Gökhan.
Doktoru, "Bir şey mi dediniz?" diye sorunca da gülümseyerek "Akşam olsa da gitsem." dedi.

Gökhan sakin kalmaya çalışarak, telefonuna sarıldı. Yine o dandik savaş oyununu açmıştı. Mecbur akşamı bekleyecekti. Zaman geçmek bilmiyordu... Burada bir gün daha kalmaya dayanamazdı. Uğruna ölen kadınların sayısı beşe yükselmişti. İyice yayıldı yatağa. Kalbine bir kurşun yemişti. Ölmüştü.
"Bu oyundan nefret ediyorum!" diye gürledi.

Oyunu sildi telefonundan. İnce örtüyü de çekti kafasına kadar. Ortam soğuk ve B12 kokuyordu. Bu kokudan da nefret ediyordu. Bu hastaneden, insanlardan, aptal Duygu'dan, metresi Ceren'den, Onur'dan, Aslan'dan!
Ve hatta kendinden...

Neyse ki Duygu salağından bir şekilde kurtulmuştu. Candan'a olan ilgisini tam olarak anlamasına fırsat vermeden bitirtmişti işini. Diğerlerini de gebertebilirdi. Ona Candan yeterdi ama önce Su'nun da tadına bakmalıydı. Hatta bir kez daha Rüya'nın da... Bu kötü düşüncelerle kapattı gözlerini. Akşama kadar uyursa biraz daha iyi olurdu.
Belki...

Öyle kolay uyunmuyordu. Uyumak bile gözünde büyüyordu. Bazen daha iyi anlıyordu yastığa başını koyar koymaz uyuyamayanları... Örtüyü attı üzerinden. Doğruldu yatağından, vazgeçti uyumaktan. O oyunu tekrar yükledi telefonuna, vazgeçmedi kurşunlanmaktan.

RÜYA

Yine aynı bilindik can sıkıntısı ile oturuyordu evinde. Gökhan ise kaç gündür gelmiyordu evine. Bayağı merak etmişti onu. Saati öğlen etmişti elindeki örgüyle. Arada da pencereden Gökhan'ın evini kesiyordu. İçi garip bir kuştu, beklediği adam geldiğinde ona doğru uçmak istiyordu. Onu tekrar görünce çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı.
Keşke ilk geldiğinde yanına gidip konuşsaydım diye geçirdi aklından.

Keşkeler hiç fayda etmezdi. Her şey o 'an' da yapılınca güzeldi. İyi ya da kötü. Sonuçlar önemli olmamalıydı. Önemli olan, insanın içinde kalmamasıydı. Bir kez daha yola baktı. Kimseler görünmüyordu. Alt kata inip, çay suyu koydu. Cam önündeki çiçeklerine su verdi. Güneş üstlerine vuruyordu. Gelecek aya kalmadan onları içeri alacaktı. Soğukta bırakmaya kıyamıyordu.
Çaycının 'tık' sesini duydu, su kaynamıştı. Hemen demledi çayını. Gökhan'ı beklemek de keşke çayın demlenmesini beklemek kadar kolay olsaydı. Beklemek hiçbir zaman kolay olmazdı. Var mı olan itirazı?
"Neyse... Hadi hayırlısı!"

İnce belli bir çay bardağı aldı dolaptan. Köpürte köpürte döktü çayını. Demi fazlaydı her zaman ki gibi. Dudakları çakır keyif oluyordu sıcacık çaydan her yudum aldığında. Sigarayı bırakmıştı ama Gökhan gelince dayanamayıp bir paket almıştı. Sanki üzüleceğini anlamış gibi. Kaç yıl geçmişti onsuz? Bunca zaman nasıl da unutamamıştı onu? İlk aşkı, ilk erkeği, komşu çocuğu... Onu unutamadığı için eşinden ayrılmıştı. Adama yalan söylemişti 'Yapamıyorum.' diyerek. Günahına mı girmişti, hakkına mı girmişti? Onu seven bir erkeği, kendi ellerinde kaybetmişti...
Şimdi gözyaşları akıyordu. Gençliğini bir erkek için heba etmiş, yıllarını boşa kaybetmişti. Bir çocuğu olmasını ne çok isterdi ama artık her şey için çok geçti... Bu saatten sonra Gökhan'dan başkasını sevemezdi. Gökhan ile de bir çocuğunun olması imkansız gibi bir şeydi. Haline yanmalıydı.

SU

Babasının teklifini kabul ettiğinden beri bu koca şirketteydi. Her gün sabahın köründe kalkıyor, iki saat hazırlanıyordu. Bir haftada sıkılmıştı çalışmaktan, iş ortamından. Onluk işler değildi. O bütün gün gezip tozmalı, alışveriş yapmalı ve story atmalıydı.
Bugün de o sıkıcı günlerden biri olacaktı. Yine hiçbir şey yapmayıp, bilgisayarın başında yeni sezon ayakkabıları inceliyordu. O sırada ofisinin kapısı tıklandı. Hemen sekmeyi kapatıp, masaüstüne kaydettiği dosyayı açtı. Bu dosyada Gökhan'ın ona gönderdiği çalışanların ödemelerinin listesi vardı.
"Girin."
Gelen babasıydı.
"Nasılsın güzel kızım?"
"İyiyim babacığım. Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim." dedi babası. Gülümsemesi, Su'nun dikkatini çekmişti.
Yoksa o beklediğim gün geldi mi?

"Baba sende bir hal var." dedi nazlı bir şekilde. O cümlesini bitirdiğinde, babası ceketinin içindeki anahtarı çıkararak kızına uzattı. Su anahtarı babasının elinden hızlıca çekerek, bir çığlık attı. Ayağa kalktı ve zıplaya zıplaya babasının yanına gitti ve yanağına bir öpücük kondurdu.
"Teşekkür ediyorum babiş."
"Babiş yok artık." dedi babası gülerek.
"Peki baba söylememeye çalışacağım ama arada ağzımdan kaçabilir söyleyeyim."
"Tamam tamam." diyerek ayaklandı babası. Tam çıkacakken durdu.
"Artık burada durmak zorunda değilsin kızım. Çalışmadığını anlayabiliyorum. Sana yapmak istediğin işi ayarlayacağım."
Kızının heyecanla gözleri büyüdü.
"Bir butik? Soyadımızla? Ha baba? Kabul ediyorsun yani sonunda!"
"Evet kızım. İstediğin yerde açacağım."
"Baba seni çok seviyorum!" diyerek, babasının boynuna atladı Su. Şu an dünyada ondan daha mutlusu emindi ki yoktu.
"Ben de seni seviyorum canım kızım." diyerek çıktı Ender Bey ofisten. Daha fazla zorlamayacaktı kızını. En iyisi, istediğini yapmaktı.
Su, babası çıkar çıkmaz bir sigara yaktı. Bir elinde sigara, bir elinde yeni arabasının anahtarı vardı. Şehir manzarasına bakarak, içti sigarasını. Bugün arabasıyla yolların tozunu attıracaktı. Gece de bir kulüpte yeni arabasını kutlayacaktı. En sevdiği arkadaşını arayıp, gece için sözleştikten sonra, ağzına bir naneli şeker atıp, şirketten ayrıldı.

CEREN

Gökhan'ı arayıp aramama konusunda kararsızdı. Özlemi ağır bassa da bir yanı engel oluyordu. Son yaşadıkları hep aklındaydı. Telefonu elinde, evinde volta atıyordu. Nerede olduğunu, ne yaptığını iyice merak etmişti.
Nereden baksa bir hafta olmuştu.

Kendini o sözlere kaptırmayacaktı. Dilinin ucu zehirli iğne de olsa bir an için söylediklerini unutup, aramaya karar verdi ama önce bir bardak su içmeliydi.
Şimdi hazırdı. Duraksadı biraz, hayır hayır hazır değildi. Vazgeçti. Onu terk eden birini aramayacaktı. Sonuçta, alnına yazılmamıştı... Fakat aklına bir şey takılmıştı, o nazar boncuğu gözleri nasıl unutacaktı?
Çöktü olduğu yere... Gözlerini eğdi yere. Bütün günahlarını, hayra yormak zorundaydı şimdi. Gözyaşlarının yaraları kapatmayacağını biliyordu. O yüzden ağlamadı. Kendini, kimsenin yerine koymadı, oralı bile olmadı. Duygu pili bitik bir saatti ve Gökhan'ın da şarjı yoktu. Ceren yüksek gerilim hattı mıydı yani? Kesinlikle kendisi suçlu değildi.
"İyi ki geri çekilmemişim. Duygu biraz da olsa gururluysa, kıçına tekmeyi atar. İkimize de kalmadın Gökhan. Senden nefret ediyorum!"

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Akıncı kelimesini duyduğunda aklında neler çağrışıyor?
X

Daha iyi hizmet verebilmek için sistem içerisinde çerezler (cookies) kullanmaktayız. "Çerez Politikamız" sayfasından daha detaylı bilgilere erişebilirsin.

Anladım, daha iyisini yapmaya devam edin.