Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
GECE YARISI YOLCULARI | 8 - Sözümoki
07 Ocak 2021, Perşembe 03:23 · 124 Okunma

GECE YARISI YOLCULARI | 8

Evden tabi ki çıkmayacaktı. O odaya girecekti. Neler olup olmadığını odaya girince anlayabilirdi. Öğlen olmak üzereydi.
Hem elleri, hem de kalbi titriyordu.
Eli kapının kolundayken ensesinde bir nefes hissetti.
"Sana beni beklemeni söylememiş miydim?"
Gökhan kısık sesle ve sinirli bir tonda kurmuştu bu cümleyi.
Candan, elini kapı kolundan çekti ve arkasını döndü. Gökhan gözlerini dikmiş, ona bakıyordu.
"Nasıl hissettiğimi biliyor musun acaba?"
"Şu an senin hislerini düşünecek durumda değilim."
Candan hiçbir şey demedi ve tekrar kapıya yöneldi.
"Ayrıca, umurumda da değil."
"Susar mısın artık Gökhan?!"
"Olur ama kapının önünden çekilirsen."
Candan imalı bakışlarla kapıdan çekildi ve hemen yanıbaşında durdu.
"Hadi açsana kapıyı."
"Tamam be kızım, bir dur!"
İkisi de ne göreceğini bilmiyordu. Hatta oda bomboş bile olabilirdi. Gökhan kapıyı yavaşça açtı.

''Aman Allah'ım!" Candan'ın feryadı, Gökhan'ın kulaklarının kısa süreli işlevini yitirmesine neden olmuştu. Kulaklarını ovuşturarak, karısının yanına koştu.
Candan'ın attığı çığlık, hayatında duyduyu en acı çığlıklarından biriydi. Daha kötü şeyler de yaşamıştı ama o zaman attığı çığlıklar sinir olmasının ve ruhen acı çekmesinin nedeni olan sessiz çığlıklarıydı. Şu an ki ise kalbinde hissettiği üzüntünün dışa vurumuydu. Çok sevdiği arkadaşı tam karşıdaki duvarda iki büklümdü ve vücudunda özellikle de kollarında küçük küçük yaralar vardı. Yanına doğru ilerlemesi biraz zaman aldı. Kafası karışmış bir şekilde arkadaşına bakıyordu. Oda darmadağındı. Yeni bir korku filmi başlıyor gibiydi. Yaylılar çalıyor, sanki hava kararıyordu. Gerçekten nefes kesici bir manzara vardı karşısında, nefesi kesiliyor ve zorlanıyordu. Zaten berbat olan psikolojisi daha da kötü olacaktı, bundan emindi.

Ne yapacağını bilmiyordu. Midesi bulanmaya başladı.
"Yaşıyor mu?"
Gökhan nabzına bakıyordu. Daha sonra iki parmağını burnuna götürdü. Sıcak nefesini hissetti. Yaşıyordu.
"Sana diyorum Gökhan! Yaşıyor mu?"
Gökhan, Candan'a öfkeyle bakarak, "Yaşıyor!" diye bağırdı.
"Niye bağırıyorsun? Niye bu kadar sinirlisin?"
"Çok soru soruyorsun!"
Candan omuzlarını silkerek, "Ne dedim ki?" dedi ve yatağa oturdu.

Yerleri incelemeye başladı. Her yerde kan lekeleri vardı. Halının üstündeki büyük parlak kırmızı leke midesini daha da bulandırmıştı. Fakat parkede kırmızı kana inat masmavi parlayan, Duygu'nun en sevdiği koca taşlı safir yüzüğü vardı. Aldı ve kutusuna koymak istedi. Şifonyerin üstünde muhafazası duruyordu ama boştu. Oraya koydu ve kutunun kapağını kapattı. Anlaşılan Duygu'nun parkeye düştüğünü sandığı şey, bıçak değil yüzüğüydü.
"Ambulansı aramamız gerekmiyor mu?"
"Evet, haklısın. Kafa kalmadı ki."
Gökhan, ceplerinde telefonunun olmadığını fark etti.
"Lanet olsun! Arabada unutmuşum."
"Tamam, ben arıyorum."
Candan, tam telefonunu çantasından çıkaracakken, Duygu'nun cılız sesi duyuldu.
"Arama."
"Ne? Ne dedin sen?"
"Arama, arama dedim."
Duygu uyanmıştı ve Gökhan'ın kollarında olduğunu fark etti. İstemeden de olsa gülümsedi ve Gökhan bunu gördü. Gördüğü gibi de alıp, yatağa yatırdı.
Fakat Candan, Duygu'yu dinlemedi ve ambulansı aradı. Tam konuşacakken Gökhan telefonunu elinden çekti ve çağrıyı sonlandırdı.
"Niye yapıyorsunuz bunu?" Candan artık sinirlenmişti.
"Arama dedi duymadın mı? Ben doktorumuzu ararım şimdi."
Candan sinirli bir şekilde Duygu'nun yanına oturdu.
"İyi misin Duygu? Uyanmana çok sevindim."
Duygu neredeyse tekrar bayılacakmış gibi bakıyordu yüzüne. Hiçbir şey demedi. Kafasında yaşadığı o kötü saatler bir sinema filmi gibi tekrar tekrar oynuyordu.
"Bende hiçbir yeri aramamanıza."
Candan niye ısrarla böyle söylediğini bilmiyordu. Tek bildiği bunu ona yapanın, onu tehdit etmiş olmasıydı. Büyük ihtimalle de nedeni o çıkacaktı.
''Bana kahve yapar mısın?''
''Ne kahvesi Duygu? Sen iyi misin? Hastaneye gitmemiz lazımken sen kahve diyorsun!'' Candan çok sinirlenmişti ve devam etti; ''Bakma öyle yüzüme! Kim yaptı sana bunu? Şu haline bak! Hastaneye gitmeliyiz, sonra da polise!''
''Ne hastane, ne de polis istemiyorum!'' Son kelimeyi heceleyerek ve her heceye vurgu yaparak, biraz da sesini yükselterek söylemişti. Candan da sinirlenmişti. Elini tutup, ''Hadi kalk!'' diye bağırdı. Fakat Duygu bir hışımla elini geri çekti ve kendisi kalktı. Canı yanıyordu ve o canına iyi gelecek tek şey sade kahveydi. Yavaş adımlarla kapıya doğru ilerledi ve dayanamayıp, şifonyerin yanındaki berjere oturuverdi. Onlar bu şekilde tartışırken, Gökhan'ın yaptığı tek şey kollarını bağlayıp, onları izlemek oldu.

Hala yatağın ucunda oturan Candan'a bakıp, ''Bana kahve yapar mısın? Lütfen...'' dedi. Candan ağrıyan başının oluşturduğu katlı sinirle, oflayarak yerinden kalktı. Yanından geçerken arkadaşına dik dik baktı. Söylene söylene kahve yaptı. Mutfakla bitişik salon dahil, alt katı mis gibi kahve kokuları sarmıştı. Hemen bir fincan da kendine yaptı ve yukarı doğru bağırdı.
"Gökhan artık bir şeyler yapıp, karını alt kata indirir misin?"
Gökhan, Duygu'ya doğru yürüdü ve bir hışımla kucağına alıp, aşağıya indirdi. Candan'da o sırada kahveleri orta sehpaya koymakla meşguldü.
"Şu anda koltukta oturur vaziyette değil, sedyede yatar vaziyette olman lazımdı."
"İyiyim ben." dedi kahvesinden bir yudum alarak. Sanki gece öldüresiye şiddet gören o değilmiş gibi.
"Bunu yapanı tanıyor musun?''
Duygu imalı bir şekilde; ''Polis misiniz hanımefendi?'' dedi. Candan gözlerini devirerek ona baktı. Üstüne gitmek istemiyordu ama yapanı da merak etmiyor değildi. Duygu sanki hiçbir şey yaşamamış gibi afiyetle kahvesini içerken, Candan kendi kendine homurdanıyordu. Dayanamayıp başka bir soru sordu,
''Hani doktoru arayacaktın Gökhan?"
Gökhan "İyi ki hatırlattın." diyerek ayağa kalktı. Arabasından, telefonunu almaya gidecekti.

Duygu hiddet ile bağırarak; ''Kapat çeneni artık! Eğer bir soru sorma gereği daha duyacaksan siktir git evimden!'' dedi.
"İyi de sana sormadı ki, bana sordu." dedi Gökhan.
"Doktor falan istemiyorum. İyiyim ben."
"Belli zaten. Sesin çok gür çıkıyor maşallah." Duygu, oralı bile olmamıştı.
Candan bu çıkışlarına çok şaşırmıştı. Biraz da üzülmüştü. Öylece arkadaşına bakıyordu. Dudağının büzülmesine engel olamayarak, ''Peki.'' diyebildi.
"Peki, ben de sustum."
"Süper."
Kollarına baktı. Yer yer kan öbekleri vardı. Kurumuş, pütürleşmişti. Boğazı morarmıştı. Saçları karmakarışık, dudakları bembeyazdı. Göz altları da iyice çökmüştü. Bir ölüden farkı yoktu. Onun için endişeleniyordu. Karısı o haldeyken, Gökhan'ın bu kadar rahat bir tavır takınıp, hiçbir şey sormaması da canını sıkıyordu. Her an ona çatabilirdi ama Duygu'nun anlamsız tavırlarından çekiniyordu. Ayrıca Duygu'da ona hesap sormuyordu. İlgisizliğinden yakınmıyordu. İlişkilerine ne olmuştu?

Candan öylece arkadaşına bakıyordu.
''Ben yanında olmak istiyorum sadece."

''Dün gece hiç kimse yanımda yoktu!'' Bu cümleyi bağırarak kurmuştu.
Candan da gece çok üzgündü, ağlamıştı, bir çifte özenmiş, yalnızlığına sığınmıştı. Fiziksel acıları olmasa da, yüreği çok acıyordu. Yüreğinde hep bir şeyler eksikti. Duygu'yu çok iyi anlıyordu ama bu cümlesi bencillik kokuyordu. Yine de bu durumda onu yalnız bırakmak, isteyeceği son şey olabilirdi.

''Ne düşünüyorsun ki? Çaresiz değilim. Sadece canım yanıyor."
Candan, bu cümleler kurulurken hep Gökhan'ı izlemişti ve artık çileden çıkmıştı.
"Gökhan yeter! Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun? Karına ne olduğunu hiç mi merak etmiyorsun?"
Gökhan oturduğu koltukta doğruldu ama hiçbir şey demedi. Bir Candan'a, bir Duygu'ya bakmaya devam etti.
"Ya hu bir şey de be adam! Sorsana canın acıyor mu diye?"
Duygu söze girdi.
"Ne soracak ki o bana? Ne zaman düşünmüş ki beni? İki aydır yüzüme baktığı yok. Yaşıyorum işte bu onun için yeterli."
Herkes susmuştu. Evdeki kötü enerji, üçünü de yiyordu. Sessizliği bozan yine Candan oldu.
''Banyoya girmek ister misin? Ya da yaralarını temizlememi?"
Duygu düşündü. Aslında sıcak bir banyo iyi fikirdi. Kahvesi de bitmişti zaten.
"Tamam." dedi. Ben banyoya giriyorum."
"Yukarı çıkarayım mı seni?"
Duygu, Gökhan'a baktı ve sert bir ses tonuyla "Hayır." dedi. Sonra Candan'a dönüp, "Koluma girer misin?" diye sordu. Yavaş yavaş yukarı çıktılar.
Duygu, kocası olacak herifin Candan'a olan duygularını sezdiği için, "Lütfen bu katta kal." diye rica etti. İkisine de güvenmiyordu. Gökhan'ın çekiciliği ile Candan'ın güzelliğinin aynı evde olması canını sıkmaya yetiyordu. "Hadi, gir duşuna artık. Eğer yardıma ihtiyacın olursa seslen."
"Tamam."
Duygu duşa girdiğinde, yıllarca banyo yapsa da asla temizlenemeyecekmiş gibi hissetti. Akan su gözyaşlarına karışırken, gece boyu yaşadıkları zihninde tekrar tekrar canlanıp, onu huzursuz etmeye devam etti.

Yazarın diğer paylaşımları;
Sözümoki Mutlaka Bilinmesi Gerekenler
Sihir mi daha ilgini çekiyor bilim mi? Neden?