Giriş yap! Hesap oluştur!
Nedir?
Ara
Şifreni mi unuttun?
25 Ocak 2020, Cumartesi 00:45 · 76 Okunma
Görmek için Bakalım - Sözümoki

Görmek için Bakalım..

Yaşadığımız olaylara dışarıdan bakma imkanı bulduğumuz zaman daha objektif yorumlar yapabiliyoruz. Kendimizi bir televizyonda izleme fırsatı bulsak, o kadar çok yerde hata yaptığımızı anlarız ki, hemen oracıkta müdahale etme gereği duyarız. Bazen mekan değişikliği hatta uzun yolculuklar insana bu anlamda iyi gelebilir. Özellikle doğru karar almak, özeleştiri yapmak için yaşadığımız ortamdan uzaklaşarak başka bir memlekete gitmek belki de insanın o an için ihtiyacı olan tek şeydir.
İnsanın kendini bulduğu an tüm ümidini yitirdiği andır. Çünkü o zaman ancak kendine güveneceğini bilir diyen Sartre, ne derecede haklıdır? Ümit bittiği zaman yaşam anlamını kaybetmeye başlar ve yavaş yavaş hiçbir şeyden zevk almama duygusu oluşur. Gerçekten kendini bulduğun an yalnız kaldığın, özeleştiri yapabildiğin ve kendinden başka kimsenin bulunduğun durumu çözemeyeceğini anladığın an olabilir. Keşke her ümidini yitiren insan gerçekten kendini bulmuş olsa, umutsuzluk en güzel şey olurdu. Aslında ruhsal sıkıntılarımızın temelinde kendimizin bile anlam veremediği ama ısrar ettiği ilişkileri sürdürme çabası vardır. Bu çabada başkalarından fazlasıyla etkilenme durumu söz konusudur. Bu etkilenme kabulü ve reddetmeyi çoğu zaman bize farklı şekilde gösterir.
Bir annenin çocuğunu kabulü gibi değildir ,insan ilişkileri. Çünkü; anne ne olursa olsun çocuğundan vazgeçmez, en olumsuz davranışında bile onu savunma eğilimindedir. Oysa, bir anlamda hatalı bir davranıştır bu. Zamanında uyarılmayan bir davranışın acısı sonraları sonu hüsranla biten hayal kırıklığına dönüşebilir. İnsanlar birbirini olumsuz yönleriyle kabul etmek istemedikleri için haliyle çatışma olması da kaçınılmazdır. Fakat burada gözden kaçırdığımız bir şey var ki, hiç sevmediğimiz, anlaşamadığımız bir insanın bütün yaptıklarını genelleme hatası yaparak yanlış olarak görmek yapılan en büyük hatalı yorumlardan birisidir. Örneğin; haksızlığa uğramış kişi hoşlanmadığımız insan ise “zaten bunu hak ediyordu” demek mi gerekir, yoksa “kendisinden hoşlanmasam da bu konuda haklı”demek daha mı adaletli olur? Ergenler arasında çıkan çatışmaları çözmede onlara rehberlik ederken empati duygusunu kullanmaları noktasında bu türlü örneklere çok fazla ihtiyaç duymaktayız. Sevdiğimiz insanların yaptığı her şeyi onaylamak ya da hatalarını kapatmak ve görmek istememek her zaman nasıl doğru değilse, aynı şekilde hoşlanmadığımız insanların da haklı olduğu konularda aksini savunmak bir o kadar doğru değildir. Dolduruşa gelmek sözü bu türlü yanlış yönlendirmeleri ifade eder. Bir karar alınırken toplulukta ilk itiraz eden kişiye bakın! aynı zamanda kısa bir süre sonra ilk kabul eden kişi halini alır. Herhangi bir olaya abartılı şekilde tepki veren bir başka kişi ise aslında tepkilerinin tam tersini hissediyor durumdadır. Bu türlü durumlarda verilen ilk tepki her zaman en samimisidir. Bir başkasının fikrinden etkilenmek kendini kandırmak anlamına gelir. Başkalarının doğrusu ile yaşamak, başkalarının fikirleriyle yol almak kendi irademizi yok saymaktan başka bir şey değildir. Sadece güçlü olduğu için ya da egemen bir düşünce olduğu için o düşünceyi savunuyor gibi olmak fırıldak bir karakteri simgeler.
Hani Suç ve Ceza da diyor ya; “kendine ait bir yalan başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. Birincisinde sen bir insansın ikincisinde ise bir papağan.” Ne olursa olsun içinizden gelenler; gerçek, adil ve asıl olan ve seni en iyi şekilde ifade eden düşüncelerdir. Parmağın gösterdiği nokta yerine sadece parmağa bakanlar asıl görülmesi gerekeni görmezler, asılı görmek için önce asıl olmak lazımdır. Bakmakla görmek arasındaki o farkı ortaya çıkaran da belki de bu asıl olanı görmedeki kararlılığımızdır. Herkes aynı yere bakar ama herkesin gördüğü şey aynı değildir. Baktığımızda o anın adeta fotoğrafını çekeriz. Ama görmek demek, baktığımızın ardına hakim olmak demektir. Oradaki korkuyu, kaygıyı, sevgiyi, samimiyeti ,yapmacıklığı ...ne varsa görmeye değer onların hepsini algılamaktır. Görmek özgürlüktür, kendini yapılandırmaktır. Bizler, birilerinin tavsiyesiyle bakabiliriz ama ancak kendi iç gözümüzle görebiliriz. O halde görmek bir kabiliyettir ve sadece bakmakla yetinenler gerçekten görenlerin eriştiği noktaya hiçbir zaman ulaşamazlar.
Bakmakla görmek, aşık olmakla sevmek arasındaki fark nedir? Diye sormuşlar, Mevlana'ya. Cevaplamış; Senin baktığına herkes bakıyor; ama ya görebildiğini herkes görebiliyor mu? Herkes aşık olabiliyor; ama herkes senin gibi sevebiliyor mu? Aralarındaki tek fark sensin. Seni özel kılan görebildiğini ve sevebildiğini bilmektir.

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Yazarın diğer paylaşımları;
Burcun ne ve en iyi anlaştığın kişilerin burcu ne?