Günün yorgunluğu göz kapaklarıma otursa da,
Sanki dünyanın bütün sızısı benim kalbimde toplanmış gibi olsa da,
Bitmemiş olsa da kitabım, yazacağım...
İmam Malik'e: " Ey İmam, hâlâ çocuk gibi cebinde hokka-divitle geziyorsun, nereye kadar gidecek bu " demişler. İmam " mezara kadar " demiş.
İmam Malik ile kendimi mukayese etmem, köyün delisi ile velîsini kıyaslamak gibi olur. Ne kadar isabetli bir benzetme yapabildim bilmiyorum ama, velî olmak için de bir yerde deli olmak gerekiyor.
Necip Fazıl 'Geçilmez' şiirinde diyor ya : " Aklı yele salıverip, çıldırmadan geçilmez!"
Asırların hüccet kabul ettiği bir İmam Malik olamayabilirim, delirmeyi başaramayıp velî de olamam belki. Belki bu dünyada arkadaşlarının da tabiriyle " çocuk gibi defter tutan " biri olarak anılacağım. Belki mezar taşımda ismim, tarihin büyük sayfalarında bir Ayşenurluk yerim de olmayacak. Ama ben varım ya! " Bir ben var benden içeri " diyor Yunus. Benden içeri olan ben için yapıyorum. Sosyal hayatta uysal, uzlaştırıcı, güler yüzlü olmak sizi güzelleştirse de yalnız kaldığınızda yaşadığınız sosyal değil, yalnızca "hayat" oluyor. Ve o hayatta sen ne kadar kaliteli yaşıyorsun? Tolstoy diye hatırlıyorum, şöyle diyordu: " Kendizi bir başınıza kaldığınızda yalnız olduğunuzu düşünmeyecek kadar iyi eğitin. "
Hayat ufak zaman dilimleriyle bitiyor. Bunu kimseye anlatamasamda böyle. Çarşıya giderken sadece otobüsteki zamanınız bir saati buluyor. On dk. olarak belirtilen molalar bazen yarım saate sarkıyor vs. vs.. bu zamanlarda benden içeri olan ben giriyor devreye. Zaten sosyal hayatta insanlara ayak uydurup zaman geçiriyoruz, en azından bu ufak zamanlarda kalalım kendimizle. Hiç kimsenin böyle yapmadığı bir ortamda elbette aşırı yapmış gibi oluyorsunuz. Ama gün geçtikçe iyi ki diyorum. İyi ki söylenenlerden dolayı vazgeçmedim içimdeki benden. Şimdi yine herkes uyuyor. Sabah kitap okurken de herkes uyuyor olacak. Nereye kadar sorusunu cevaplamıyorum. İçimdeki benden vazgeçmezsem, bu düşünceleri tek yaşama duyugusu canıma tak etmezse, mezara kadar. Ama insan bir yerden sonra eskisi gibi defter tutamıyor, eskisi kadar seri okuyamıyor. Bunu çevremde gözlemliyor ve realiteye vurarak kabul etme mecburiyetinde oluyorum. Gençliğimi, hayatımın madden ve mânen en kıymetli dönemlerinde bedenen sonuna kadar yorulduğum şu zamanlarda zihnen de yorulmak ve gelişmek istiyorum. Zaten sorumluluklar arttıkça imkânda azalıyor, ne yazık ki bu kaçınılmaz gerçek. Ama günü fırsat bilip yapmak gerekiyor.
Hergün yeni bir felâket haberiyle gözlerimizi açıyoruz güne.
Gün olmuyor ki, tok olsun Afrikalı çocuk.
Gün olmuyor ki, zindanları boş kalsın Nil ülkesinin
Gün olmuyor ki Aksa'nın başındaki kara bulutlar dağılsın, Filistin özgürlüğüne, mağdurlar özgürlüğüne, hocam özgürlüğüne kavuşsun.
Güneş veya ay, ya da yıldız kadar ışık saçamam şu dünyaya. Ama bir kibrit olup etrafımı aydınlatabilirim. Şimdi betondan şehir gecenin kara örtüsü altında sükût gömleğine bürünmüş, anlıyorum, o da yorulmuş.
Şimdi karanlık,
İnsanlar uyuyor.
Ben aydınlığa yürüyorum...
03.07.2019