Bir kayıkta yapayalnız, enginlerdeyim,
Dalgalar vurur göğsüme, rüzgâr ezer beni.
Bu dünya bir gurbettir, ey can,
Ölümü özleten, hasreti körükleyen diyar.
Burada her nefes bir veda,
Her gülüş bir yarım yalan.
Ağaçlar kök salar ama meyve vermez kalbe,
Sevdalar solar, ömürler tükenir ansızın.
Mekân-ı menfâ bu, sürgün yurdu,
İnsan burada misafir, yolcu, garip.
Ne tahtı taç sahibi kalır, ne saraylar,
Hepsi birer gölge, birer yalan rüzgâr.
Kayığımda dikilirim ufka bakarak,
Gözlerimde yaş, içimde yanık bir ateş.
Ölüm uzakta değil, aksine yakın,
Bir liman gibi çağırır beni ebedî vatan.
Dünya insana ölümü özleten gurbettir,
Çünkü burada her şey fâni, her şey yarım.
Sevdiğin eller soğur, sesler susar bir gün,
Geriye sadece hasret kalır, derin bir sızı.
Ey Rabbim, bu sürgünden al beni,
Bu kayığı sahil-i selâmete ulaştır.
Zira dünya ne kadar süslü olursa olsun,
Asıl yurt orasıdır; ölüm değil, kavuşmak.
Burada yalnızım, kayığım kırık, yelkenim yırtık,
Ama içimde bir umut:
Bu gurbet bitecek,
Ve o zaman anlayacağım,
Neden ölümü bu kadar çok sevdiğimi.