Taş duvarlar fısıldar eski sırları,
her kemer altında bir gölge saklı.
Yük omuzlarda, adım ağırlaşır,
kendi ayıbının hamalıdır insan.
Kusur arayan gözler dışarıda gezer,
parmaklar uzanır yabancı yaralara.
Ama heybe sırtında ağırlaşır,
içinde kendi kırıkları, kendi yaraları.
Gece iner, sokak lambası titrer,
kırmızı kapı aralanır sessizce.
İnsan oturur eşiğinde kendi gölgesinin,
“Başkasında aradığım, bende mi?” diye.
Affetmek önce kendine sarılmaktır,
taşıdığın yükü bir an yere koymaktır.
Zira her kalp bir harabe, her ruh bir kale,
kusursuz sanılanlar en çok yalan söyler.
Ve bir sabah, taşlar da yumuşar belki,
güneş vurunca eski yaralara.
Herkes kendi ayıbını kucağına alır,
ancak o zaman özgür olur insan.