Bazı şeyleri hayatımızdan çıkarırken çok kolay davranırız.
Sanki değersizmiş gibi…
Sanki yokluğu hiçbir şeyi değiştirmeyecekmiş gibi…
Bir “hiç” gibi görürüz.
Oysa zaman geçip de insan kendi sessizliğiyle baş başa kaldığında anlar gerçeği.
Hiç sandığı şeyin, aslında hayatının en derin yerine kök saldığını…
Bir söz olur bazen bu.
Bir insan…
Bir anı…
Ya da fark etmeden alıştığın bir varlık.
Yanındayken sıradan gelir.
Varlığı gözünün önünde olduğu için kıymeti görünmez.
İnsan çoğu zaman güneşi fark etmez;
ama güneş çekildiğinde soğuk bütün gerçeğiyle yüzüne vurur.
Sonra bir gün dönüp bakarsın geçmişine.
“Bu muymuş?” dediğin şeylerin
aslında hayatının en sessiz ama en büyük parçaları olduğunu görürsün.
Ve insan o zaman şunu anlar:
Hayatta bazı şeyler gürültüyle değil, yokluğuyla büyür.
Bir zamanlar “hiç” sandığın şey…
meğer senin hayatının
en görünmeyen ama
en gerçek parçasıymış.