Bir söz gelir, kapıyı çalmadan girer içeri.
Bir bakış düşer, sandalyeyi çeker, kurulup oturur.
Gidişler bile giderken kalır. ayakkabısının izini bırakır kalbimin halısına.
Ben “misafirdir” derim, üç gün sabrederim.
Ama bazı hatıralar üç ömür sürer.
Çay demlerim unutsun diye,
soğur içimdeki akşamlar.
De hele hafız…
Neden bazı yaralar
kapanmayı bilmez de
her hatırlayışta yeniden kanar?
Neden bazı isimler
dua gibi dilimde,
sitem gibi göğsümde taşınır?
Hani insan
yükünü indirince hafiflerdi?
Ben her bıraktığımda
biraz daha ağırlaşıyorum.
Demek ki bazı misafirler
kapıdan değil, ruhtan giriyor.
Ve anladım…
İçimize oturanlar
aslında gitmeyenler değil;
bizim uğurlayamadıklarımız.
Kalbimizdeki sandalyeyi
çekip altlarından alamadıklarımız.
De hele hafız…
Bir gün gelir mi içimdeki bu uzun ziyaret
kalkıp gider mi? Yoksa bazı misafirler
insanın kaderine yazılır da ömür boyu
aynı yerde mi oturur?