Ne çok şey sessiz sedasız içimize gömüldü,
Bir mezar taşı bile dikemedik çoğuna.
Ne bir ağıt yaktık tam,
Ne de vedasını edebildik usulüne.
Bir çocuk sustu içimizde,
Oyuncağını bırakıp büyümek zorunda kalan.
Bir adam yoruldu sonra,
Hep güçlü görünmekten omzu çöken.
Ne çok “iyi misin?” sorusu
Cevapsız kaldı dudak kenarımızda.
“İyiyim” dedik,
En çok da kendimizi kandırdık aslında.
Kırıldık, sustuk.
Küstük, yuttuk.
Sevildik sandık, eksik kaldık.
Giderken kimseye yük olmayalım diye
Acılarımızı bohça yapıp kalbimize sakladık.
Oysa her susuş bir iz bıraktı,
Her yutkunuş bir düğüm oldu boğazımızda.
İçimize gömdüklerimiz
Gece olunca kalkıp konuştu bizimle,
Gündüzleri inkâr ettiğimiz ne varsa
Karanlıkta adımızla seslendi.
Ne çok şey sessiz sedasız içimize gömüldü,
Ama toprağın da bir sabrı var.
Bir gün yağmur olur yağar gözlerimizden,
Bir gün çatlar içimizdeki duvar.
Ve belki o gün,
İlk defa kendimize sarılırız.
Gömmeden, saklamadan,
Olduğumuz gibi…
Kırık, yorgun, ama gerçek.